Teskere

Hüseyin ÖZLÜK

Evin önü kalabalık. Sessiz bir bekleyiş. Kapı açılıyor. Daha 10 gün önce nişanlanmış genç çift. Gözler, buğulu ve nemli. Kalabalık hareketleniyor. Çift kalabalığın tam orta yerinde. Sarılıyor kalabalık teker teker genç çifte. Sırtlar sıvazlanıyor. Gözler büsbütün nemli. Çift sarılıyor birbirlerine. Sanki hiç ayrılmamacasına. Durmuyor nemler gözlerde, akıyor yanaklara, sineye. Sanki sel. Damlalar düşüyor genç kızın yüreğinden, genç erkeğin yüzüne gözüne. Ağlamaz erkekler. Bilmez ki kimseler. Yüreğiyle içtiği damlalar zehri şeker. Ayrılıyor yürekler teker teker. Sallanıyor eller.
Tam da böyle olmuştu, 25 yıl önce. Arkama bakmaya cesaretim yoktu; çünkü ağlamaktan korkuyordum. Şırnak’a gittiğim için değil, geride gözü yaşlı nişanlımı, anamı, babamı ve sevdiklerimi bıraktığım için duygu yüklüydüm. Evimizden hayli uzaklaştıktan sonra ancak dönüp bakabildim. En önde nişanlım, annem, babam; kalabalık var gücüyle el sallıyorlardı. Zaten sıladan dünya gözüyle gördüğüm en son manzara buydu; çünkü memleketime 1 yıl sonra döndüğümde gözlerimi Şırnak’ın dağlarına bırakmıştım. Neyse, gözlerimin hikayesini bir tarafa bırakırsak; benzer uğurlamaları son günlerde, TV ekranlarından sıklıkla tanık oluyorsunuz. Akan göz yaşlarının, sıkı sıkıya sarmalanan bedenlerin, sallanılan ellerin ne anlamlara geldiklerini çok iyi bilirim. Can demek, sevdiğini bir daha görememek demek, göz, kol, el, bacak demektir.
Suriye sınırına yığınak yapılıyor. Suriye’de mücadele verecek askerlerimiz yaşlı gözlerle uğurlanıyor. Sınırlarımıza gönderilen askerlerimiz, çok yakın bir tarihte Fırat’ın doğusuna hareket emri alarak, o coğrafyada savaşmaya başlayacak; yine her zaman olduğu gibi gün geçmiyor olacak ki evlatlarımızın acı haberleri kulaklarımızda yankılanacak.
Peki! soruyorum: neden Suriye’ye gidiyoruz? Duyar gibi oluyorum. Sen neden Şırnak’a gittiysen, şimdi de Suriye’ye ondan gidiliyor.
Suriye konusunda uzman değilim; ancak o bölgede mücadele vermiş, arazi yapılarını bilen, iklim koşullarına kolayca ayak uydurabilen, yöre halkının istek ve ihtiyaçlarını özümsemiş bir askeri personel olduğumdan cesaret bularak, sorunu kendi terazimde tartmak istiyorum.
Ben ve benim gibiler, başta yöre ve diğer yurttaşların kendi yurtlarında daha özgürce yaşayabilmeleri için kendi topraklarımızda mücadele verdik. Suriye’ye giden kahramanlar niçin gittiklerini bilmiyorlar. Siz diyeceksiniz ki, kendi çıkarlarımız doğrultusunda Suriye’deyiz. Yakın tarihimizi hatırlayalım; İran-Irak krizinde de 1 koyup 3 almayı düşünüyorduk. Maalesef, 10 koyup hiçbir şey alamadık. Alamadığımız gibi canlar feda ettik.
Harekatı haklı gören bazıları ise; o bölgedeki otorite boşluğunu doldurabilmek için oradayız diyor. Suriye’nin bu hale gelmesinde, otorite boşluğunun oluşmasında, AKP’nin izlediği yanlış dış politika öngörüleri değil midir? Bu harekatla otorite yeniden tesis edilebilecek mi? Bu saatten sonra geçmişler olsun.
Beka sorununu dile getirenlere de yanıtım çok net ve açık. Türkiye’nin bekası, Suriye’nin bekasıyla mümkündür. Suriye topraklarını Suriye’ye bırakmak ve Esat ile görüşmelere başlamaktır.
Suriyeli göçmenlere yol vermektir. Sınırlarımızı güçlendirerek, yurt içerisinde bulunan bölücü unsurları temizlemektir.
Son bir soru daha: Fırat’ın doğusuna girersek neler olur?
Trump,”Biz IŞID’i yendik, Erdoğan da yenebilir.” Diyor. Madem IŞID’i yendiniz, Erdoğan’a ne hacet. Maksat farklı.
1 Mart teskeresini hatırlayalım. O dönemdeki hayır veren bütün siyasetçilere müteşekkirim. Teskere meclisimizden geçmiş olsaydı; şu anda Suriye bölünmüş, İran parçalara ayrılmış, Türkiye bölünme aşamasına gelmişti.
Amerika hedeflerinden sapmaz. Er ya da geç hedefine ulaşmak için her yolu dener. Geçiremediği teskereyi, yeni bir yolla gerçekleştirmek istemediği ne malum. Nasıl mı? Suriye bataklığına Türkiye’yi iyice çekip, el altından PYD unsurlarına silah desteği vermeye devam ederek, Türk Ordusu’nun uzun süre başarı elde edememesini sağlamak. Sürecin uzun olmasını ve her hangi bir başarı elde edilememesini bahane ederek, Türkiye’nin güneyine NATO güçlerini davet etmeye mecbur bırakmak. NATO yani Amerika bu bölgeye yerleştikten sonra hepimize geçmiş olsun.
Umudum o ki, karar vericiler, Türkiye’nin menfaati doğrultusunda doğru bir karar vererek, geleceğimize ışık tutarlar. Buna her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.