Yalova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Hasan Çölgeçen tarafından hazırlanan ve ‘Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi’nin 2026 sayısında yayımlanan araştırma, Üçüncü Yaş Üniversiteleri (U3A) ve ileri yaş eğitimi alanında 1982-2025 yılları arasında üretilen 530 bilimsel çalışmayı mercek altına aldı. Çalışmanın bulguları, ileri yaş eğitiminin pedagojik bir uğraş olmaktan çıkarak, halk sağlığı ve koruyucu psikiyatri için bir müdahale aracına dönüştüğünü somutlaştırıyor.
Literatürün rotası ‘depresyon ve yaşam kalitesi’ne kaydı
Araştırmada elde edilen veriler, dünya genelinde yapılan akademik çalışmaların yalnızca eğitim bilimleriyle sınırlı kalmadığını; geriatri (57 yayın), halk sağlığı (37 yayın), hemşirelik (16 yayın), psikoloji (15 yayın) ve psikiyatri (11 yayın) gibi sağlık odaklı disiplinlerde yoğunlaştığını ortaya koyuyor.
Makaledeki bulgulardan biri de bu alanda yapılan çalışmalarda “yaşlı bireyler" ve "yaşam boyu öğrenme" kavramları "depresyon" ve "yaşam kalitesi" kavramlarıyla birlikte daha sık kullanılıyor. Analiz, düzenli bir öğrenme rutini ve sosyal etkileşim ortamının, ileri yaştaki bireylerin başa çıkma becerilerini ve öz-yeterlik algılarını güçlendirerek klinik düzeydeki depresyon belirtilerini önemli ölçüde hafiflettiğini ortaya koyuluyor.

Yalnızlık ve stres yönetimine karşı “üniversite amfisi”
Makalede yer verilen uluslararası saha çalışmaları, öğrenme sürecinin psikolojik iyilik haline doğrudan yansıyan somut çıktılarını gösteriyor:
Filipinler’de yürütülen araştırmalar, yetişkin eğitim programlarının yaşlı bireylerin toplumsal katkı sunma ve kendini gerçekleştirme ihtiyaçlarını karşılayarak psikolojik dayanıklılık sağladığını gösteriyor.
Polonya merkezli saha çalışmalarında, fiziksel aktivitelerle desteklenen öğrenme ortamlarının hem psikolojik hem de sosyal yaşam kalitesini doğrudan artırdığı tespit ediliyor.
Polonya, Ukrayna ve Belarus'taki araştırmalar, Üçüncü Yaş Üniversiteleri’nin kriz ve ekonomik stres dönemlerinde yaşlı bireylerin psikolojik adaptasyonunu güçlendirdiğini doğruluyor.
İlaç tüketiminin azalmasını sağlıyor
Araştırmanın sonuç bölümünde, Üçüncü Yaş Üniversiteleri’nin salt bir hobi ya da zaman geçirme mekanı olarak görülmemesi gerektiği vurgulanıyor. Bireyin sosyal ağlar içinde kalmasını sağlayan bu merkezler, bilişsel zindeliği destekleyerek hafıza kaybını yavaşlatıyor ve yaşlı bireyi pasif bir sağlık hizmeti alıcısından aktif bir toplumsal aktöre dönüştürüyor.
Bu durumun kamu maliyesine yansımasına da dikkat çeken çalışma; U3A modellerinin uzun vadede yaşlı bakım masraflarını, kronik stres kaynaklı hastane başvurularını ve antidepresan kullanımını azaltan "önleyici bir sosyal yatırım" niteliği taşıdığının altını çiziyor.
|
Yıl |
65+ Yaşlı Nüfus (Kişi) |
Toplam Nüfus İçindeki Oranı |
|
2015 |
6.495.239 |
%8,2 |
|
2016 |
6.651.503 |
%8,3 |
|
2017 |
6.895.385 |
%8,5 |
|
2018 |
7.186.204 |
%8,8 |
|
2019 |
7.550.727 |
%9,1 |
|
2020 |
7.953.555 |
%9,5 |
|
2021 |
8.245.124 |
%9,7 |
|
2022 |
8.451.669 |
%9,9 |
|
2023 |
8.722.806 |
%10,2 |
|
2024 |
9.102.500 |
%10,6 |
|
2025 |
9.583.059 |
%11,1 |
Türkiye’de kritik eşik aşıldı: Nüfus hızla yaşlanıyor
Üçüncü Yaş Üniversiteleri ve aktif yaşlanma politikaları, demografik göstergelerin hızla değiştiği Türkiye için ertelenemez bir zorunluluk niteliği taşıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, ülkedeki 65 yaş ve üzeri nüfusun son 10 yılda yaklaşık yüzde 47,5 artarak 2015’teki 6,5 milyon seviyesinden 2025 sonu itibarıyla 9,5 milyonun üzerine çıktığını gösteriyor.
Birleşmiş Milletler kriterlerine göre toplam nüfus içindeki yaşlı oranının yüzde 10 barajını aşması bir ülkenin "çok yaşlı nüfus" yapısına geçtiğini gösterirken, Türkiye bu eşiği 2023 yılında yüzde 10,2 ile geride bıraktı. Resmi demografik projeksiyonlar, bu eğilimin sürmesi halinde yaşlı nüfus oranının 2030’da yüzde 13,5’e, 2040’ta ise yüzde 17,9’a fırlayacağını ortaya koyuyor.
Söz konusu dönüşümün en savunmasız kesimini ise yalnız yaşayan yaşlılar oluşturuyor. 65 yaş üzeri nüfusun yüzde 55,3’ünü kadınlar meydana getirirken, Türkiye’de tek başına yaşayan yaşlı hanelerin yüzde 73,5’inde kadınların ikamet etmesi; sosyal izolasyon, rol kaybı ve buna bağlı depresyon riskinin doğrudan kadın odaklı bir halk sağlığı sorununa evrildiğini gösteriyor.
Araştırmada, söz konusu konunun küresel akademik literatürde ele alınması da incelendi. Küresel çapta Polonya’nın 99 yayınla ilk sırada yer alırken, Malta ve Asya-Pasifik ülkelerinin konuyu kuramsal açıdan alıyor; Türkiye 7 yayın ve 23 atıf ile henüz başlangıç düzeyinde bulunuyor.
Yaşam boyu öğrenme beyin sağlığını koruyor
İleri yaşta eğitime katılım beynin yapısal direncini koruyan somut bir biyolojik mekanizma olarak tanımlanıyor. Tıp dünyasının üzerinde uzlaştığı "Bilişsel Rezerv" hipotezi; yaşam boyu süren zihinsel, eğitsel ve sosyal uyaranların beyinde alternatif yeni ağlar inşa ettiğini belgeliyor. Bu koruyucu kalkan, ileri yaşta Alzheimer veya demans başlasa dahi klinik semptomların ve hafıza kaybının ortaya çıkışını yıllarca öteleyebiliyor.
Klasik eğitim modellerinin yaşlanan beyne hitap etmekte yetersiz kaldığı noktada ise "Geragoji" disiplini devreye giriyor. Çocukların veya çalışan yetişkinlerin öğrenme dinamiklerinden farklılaşan geragoji; yaş alan bireyin bilişsel hızını, yaşam deneyimlerini ve fiziksel sınırlarını merkeze alan özgün bir öğrenme modeli sunuyor.
Bu yeni bakış, dünya genelinde kamu sağlığı politikalarını da dönüştürüyor. Başta Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Birleşik Krallık Ulusal Sağlık Servisi (NHS) olmak üzere pek çok sağlık otoritesinin uyguladığı "Sosyal Reçeteleme" modelinde; hekimler hafif ve orta düzey depresyon ya da anksiyete şikayetiyle başvuran yaşlı hastalara yalnızca ilaç yazmak yerine, onları üçüncü yaş üniversitelerine, mahalle amfilerine ve sanat atölyelerine resmi olarak sevk ediyor. Böylece emeklilikle birlikte baş gösteren "rol kaybı" ve "görünmezlik sendromu" yerini, akran etkileşimi ve öğrenme yoluyla yeniden inşa edilen bir öz-yeterlik duygusuna bırakıyor.
Küresel araştırmalar doğruluyor: Demans ve yalnızlığa karşı en güçlü kalkan ‘sosyal bağ ve öğrenme’
Üçüncü Yaş Üniversiteleri’nin koruyucu ruh sağlığı üzerindeki etkisini destekleyen tespitler, dünyanın önde gelen tıp ve toplum sağlığı kurumlarının araştırmalarıyla da örtüşüyor. Tıp dergisi ‘The Lancet’teki Demans Önleme, Müdahale ve Bakım Komisyonu’nun raporları; dünya genelindeki demans vakalarının yaklaşık yüzde 45’inin değiştirilebilir risk faktörlerine bağlı olduğunu belgeliyor. Raporda; ileri yaşta zihinsel uyaran eksikliği, sosyal izolasyon ve fiziksel hareketsizlik demansı tetikleyen temel dinamikler arasında sıralanırken, yaşam boyu öğrenme pratikleri bilişsel çöküşü önlemede birincil koruma kalkanı olarak tanımlanıyor.
Sosyal bağların biyolojik sağlık üzerindeki dönüştürücü gücünü kanıtlayan bir diğer temel araştırma ise 80 yılı aşkın süredir kesintisiz devam eden ‘Harvard Yetişkin Gelişimi Çalışması’ (Harvard Study of Adult Development). Dünyanın en kapsamlı mutluluk ve uzun ömür araştırması kabul edilen çalışma; ileri yaşta hem fiziksel hem de zihinsel sağlığı ayakta tutan en belirleyici unsurun genetik faktörler ya da kolesterol seviyeleri değil, kurulan anlamlı ve sıcak sosyal ilişkiler olduğunu ortaya koyuyor. Üçüncü Yaş Üniversiteleri de bireye tam olarak bu sosyal etkileşim zeminini sunuyor.
Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) "Aktif Yaşlanma" politikası ise yaşlılığı biyolojik bir geri çekilme evresi olarak gören geleneksel algıyı değiştirmeye yönelik. Yaşlanmayı sağlık, sosyal katılım ve güvenlik fırsatlarının uyarlandığı dinamik bir süreç olarak tarif eden DSÖ; eğitimi bu sacayaklarını birleştiren stratejik bir halk sağlığı müdahalesi olarak konumlandırıyor. Küresel ölçekteki bu bulgular, amfilere dönen ileri yaştaki bireylerin yalnızca yeni bilgiler edinmekle kalmayıp, aynı zamanda bilişsel ve ruhsal dayanıklılıklarını da güvence altına aldıklarını somut biçimde doğruluyor.
Türkiye’de temelleri 2016 yılında ‘Tazelenme Üniversitesi’ adıyla atıldı
Dünyadaki Üçüncü Yaş Üniversitesi (U3A) hareketinin Türkiye’deki karşılığını "60+ Tazelenme Üniversitesi" modeli oluşturuyor. Temelleri 2016 yılında Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. İsmail Tufan öncülüğünde atılan proje, uzun yıllar süren Türkiye Gerontoloji Atlası araştırmasının saha verilerine dayanarak geliştirildi. 2021 yılında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Yükseköğretim Kurulu (YÖK) arasında imzalanan iş birliği protokolüyle devlet politikası haline gelen model; Akdeniz Üniversitesi’nde başlayarak Ege ve Dokuz Eylül, Anadolu, Muğla Sıtkı Koçman, Nişantaşı, İstanbul Cerrahpaşa Mehmet Akif Ersoy, Kırklareli ve Girne Üniverstesi’nde de uygulanmaya başlandı.
Tamamen ücretsiz, sınavsız ve akademisyenlerin gönüllü katılımıyla yürütülen 4 yıllık eğitim programına 60 yaş ve üzerindeki tüm yurttaşlar kabul ediliyor. Programın müfredatı, klasik teorik eğitimin ötesine geçerek yaşlanan beyni ve bedeni çok yönlü destekleyen zengin bir içeriğe sahip. Dersler arasında Demans ve Alzheimer’dan korunma yolları, yaşlanma fizyolojisi, doğru ilaç kullanımı, ilk yardım ve beslenme ilkeleri, felsefe, mitoloji, tarih, psikoloji, iletişim becerileri ve temel yabancı dil eğitimleri, ileri yaşta sakatlıkları ve düşmeleri önlemeye yönelik denge egzersizleri, aikido, yoga ve halk dansları beynin her iki lobunu çalıştıran ve erkek öğrencilere de uygulanan örgü atölyeleri, mutfak becerileri, yaratıcı yazarlık ve satranç dersleri, akıllı telefon kullanımı, e-Devlet, internet bankacılığı ve siber dolandırıcılıktan korunma yöntemlerini içeren dijital okuryazarlık eğitimleri yer alıyor.

Kampüste kuşaklar buluşuyor: Yaş ayrımcılığına karşı 'ortak amfi’ modeli
Üçüncü Yaş Üniversiteleri, yalnızca ileri yaştaki bireylerin akranlarıyla buluştuğu kapalı bir sosyal çevre sunmakla kalmıyor; üniversite yerleşkelerinde genç kuşaklarla yaş almış yurttaşları buluşturarak kuşaklararası öğrenme köprüsü inşa ediyor.
Sosyal psikolojideki "Gruplararası Temas Hipotezi"ne ve eğitimsel gerontoloji araştırmalarına dayanan bulgular; 20’li yaşlarındaki lisans öğrencileri ile 60 yaş üstü bireylerin aynı yerleşkede, kütüphanede veya atölyelerde etkileşime girmesinin çift taraflı bir kazanım sağladığını gösteriyor. Bu temas, bir yandan gençlerin zihnindeki "bağımlı, çağa ayak uyduramayan yaşlı" kalıp yargılarını ve yaş ayrımcılığını kırarken; diğer yandan ileri yaştaki bireylerin gençlik dinamizmiyle bağ kurarak "toplumdan soyutlanmışlık" ve "çağın gerisinde kalma" kaygılarını dağıtıyor.
Kampüs zemininde kendiliğinden gelişen tersine mentorluk pratikleri sayesinde; gençler ileri yaştaki öğrencilere akıllı telefon, e-Devlet ve internet bankacılığı gibi dijital okuryazarlık alanlarında rehberlik ederken, yaş almış öğrenciler ise mesleki birikimlerini, kriz yönetimi deneyimlerini ve yaşam tecrübelerini genç kuşaklara aktarıyor. Bu karşılıklı etkileşim, yaşlanmayı bir geri çekilme dönemi olmaktan çıkarıp kuşaklararası toplumsal hafızanın ve dayanışmanın sürdürüldüğü ortak bir üretim alanına dönüştürüyor.




