Gazetecilik mesleği, uluslararası raporlarda çoğunlukla basın özgürlüğü, sansür, hukuki baskılar, fiziksel saldırılar ve savaş bölgelerinde öldürülen gazeteciler üzerinden ele alınıyor. Oysa mesleğin daha az görünür, ancak en az bunlar kadar önemli bir başka boyutu daha var: Gazetecilerin çalışma koşullarının sağlıkları üzerindeki etkisi.
Son dönemde arka arkaya gelen gazeteci ölümleri, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Ancak Türkiye'de gazetecilerin ölüm nedenlerini, yaş dağılımlarını ve çalışma koşullarıyla olası ilişkilerini sistematik biçimde inceleyen kapsamlı bir araştırmanın bulunmaması, “Gazeteci ölümleri arttı mı?” sorusuna kesin bir yanıt vermeyi zorlaştırıyor.
Buna karşın peş peşe yaşanan kayıplar, gazeteciliğin yalnızca haber yapılırken karşılaşılan fiziksel tehlikeler üzerinden değil, iş sağlığı ve çalışma koşulları bakımından da ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.

Elbette gazetecilerin karşı karşıya kaldığı risk yalnızca haber sırasında maruz kalınan fiziksel tehditlerden ibaret değil. Uzun çalışma saatleri, sürekli zaman baskısı, iş güvencesizliği, düşük ücretler, gece-gündüz ayrımı olmaksızın çalışma, travmatik görüntü ve olaylara tekrar tekrar maruz kalma ve mesleğin yarattığı sürekli stres, gazetecilerin fiziksel ve ruhsal sağlığını etkileyebilecek koşullar oluşturuyor.
Bu konuda yapılan uluslararası araştırmalar da gazetecilerin mesleki stres ve psikososyal risklerle karşı karşıya bulunduğunu ortaya koyuyor. Gazetecilerin mesleki stresi üzerine yapılan sistematik bir araştırma, bu stresin tükenmişlik ve travma sonrası stres belirtileri gibi olumsuz sonuçlarla ilişkilendirildiğini, ancak mesleğin sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin araştırmaların hâlâ sınırlı olduğunu gösteriyor. Başka çalışmalar da iş stresinin gazetecilerin kendi sağlık değerlendirmeleri ve çalışma yaşamları üzerinde olumsuz sonuçlarla ilişkili olabileceğine işaret ediyor.
Görünmeyen risk: Sürekli stres
Gazetecilik, doğası gereği zamanla yarışılan bir meslek. Son dakika haberi, yayın baskısı, sürekli değişen gündem, editoryal rekabet ve haberin zamanında yetiştirilmesi zorunluluğu, gazetecinin çalışma yaşamını sürekli bir stres döngüsünün içine sokabiliyor. Buna ekonomik ve mesleki güvencesizlik de eklendiğinde tablo daha da ağırlaşıyor.
Birçok gazeteci için işini kaybetme korkusu, düşük ücret, fazla mesai, düzensiz çalışma saatleri ve işyerindeki baskılar mesleğin olağan koşulları haline gelebiliyor. Gazetecinin hastalanması, dinlenmesi ya da psikolojik olarak zorlandığını ifade etmesi ise bazı durumlarda mesleki performansının sorgulanmasına kadar varan sonuçlar doğurabiliyor.

Meslektaşım Murat Çelik, gazeteciler arasındaki arka arkaya kayıpları 13 Aralık 2024 tarihli köşe yazısında gündeme getirmiş ve şöyle demişti:
“Gazetecilerde erken yaşta ölümlere ilişkin bir araştırma yapılsa kalp krizi ve kanser en başta gelir eminim. Stres en çok kalbi yoruyor, ayrıca kötü hastalığa da zemin hazırlıyor. Bunu doktorlar söylüyor. Hasta gazetecilerin sayısı da her geçen gün artıyor. Kötü hastalıkla mücadele eden çok sayıda genç meslektaşımız var.”
Bu sözler bilimsel bir araştırmanın sonucu değil, meslek içinden yapılan bir gözlem. Ancak özellikle son yıllarda peş peşe yaşanan kayıplar, gazetecilerin sağlık durumunun ve çalışma koşullarının daha kapsamlı biçimde araştırılması gerektiği tartışmasını güçlendiriyor.
2026'da peş peşe kayıplar
2026 yılı içinde kaybettiğimiz meslektaşlarımız, gazetecilerin sağlıkları ve çalışma koşulları konusundaki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
Özgür basın geleneğinin duayenlerinden gazeteci-yazar Hüseyin Aykol, Ankara'da evinde geçirdiği beyin kanaması sonucu kaldırıldığı hastanede 1 Ocak 2026'da, 73 yaşında hayatını kaybetti.

Ekonomi gazeteciliğinin önemli isimlerinden İsmet Hazardağlı da henüz 65 yaşında, evinde geçirdiği ani rahatsızlık sonrası 22 Ocak 2026'da yaşamını yitirdi. Hazardağlı'nın ölüm nedeni kalp krizi olarak açıklandı.
Gazeteci Murat Keklikçi de 56 yaşında, İstanbul'da evinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

Ankara basınının “albay” olarak tanıdığı gazeteci Rahmi Yıldırım, 28 Nisan 2026'da 69 yaşında kanser nedeniyle yaşamını yitirdi. Hastalığı henüz yaklaşık 20 gün önce teşhis edilmiş ve tedaviye başlanmıştı.
Kanser nedeniyle hayatını kaybeden bir başka meslektaşımız Duygu Öksüz oldu. Mersin Büyükşehir Belediyesi Basın Koordinatörlüğü görevini de yapan gazeteci Öksüz, 7 Ağustos 2026'da yaşamını yitirdiğinde 49 yaşındaydı.
Son olarak Yunanistan'da ailesiyle tatildeyken kalp krizi geçiren gazeteci Dürdane Kırçuval, 61 yaşında hayatını kaybetti. Kırçuval'ın kaybı, gazeteciler arasındaki sağlık ve çalışma koşulları tartışmasını bir kez daha gündeme getirdi.

2025 yılında da Gökhan Özbek, Ümit Özdal, Cihan Teker, Ceren Kaynak İskit, Sabri Ugan ve Deniz Arman'ın yaşamlarını yitirmesi de gazeteciler arasında büyük üzüntü yaratmıştı.
Bu ölümlerin her birinin kendine özgü tıbbi ve kişisel nedenleri bulunuyor. Mevcut veriler, bu ölümlerin doğrudan gazetecilik mesleğinin çalışma koşullarından kaynaklandığını söylemeye de, gazeteciler arasındaki ölüm oranlarında istatistiksel bir artış bulunduğu sonucuna varmaya da yetmiyor. Ancak bu tablo, gazetecilerin çalışma koşulları ile fiziksel ve ruhsal sağlıkları arasındaki ilişkinin araştırılması gerektiği sorusunu daha görünür hale getiriyor.

“Gazetecilik riskli meslekler grubunda”
Murat Çelik de 2024'teki yazısında gazeteciliğin karşı karşıya bulunduğu farklı risklere dikkat çekmişti:
“Gazetecilik riskli meslekler grubunda. Savaş, suikast, kaza ve yaralanmanın yanı sıra ruhsal yıpranma da riskler arasında. Kimi zaman güç odaklarının, kimi zaman haberini yaptığı kişilerin hedefi olur gazeteciler. Bazen topluma gözdağı vermek için hedef seçilirler; Çetin Emeç, Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, İzzet Kezer, Hrant Dink gibi… Ancak gazeteciler yine de gerçeğin taşıyıcısı olmaktan vazgeçmezler çünkü meslek bunu gerektirir.”
Çelik, Ankara'da son yıllarda yaşanan zamansız kayıpları da şöyle sıralamıştı: Nurettin Kurt (1963-2022), Mehtap Belen (1970-2022), Ali Ekber Ertürk (1968-2022), Bilal Çetin (1958-2023), İsmet Demirdöğen (1960-2023) ve Bilal Yakınbaş (1966-2023).
Gazeteci ölümlerine ilişkin görüşlerini sorduğumuz sendikacılar da bu konuda yapılmış kapsamlı bir bilimsel çalışma bulunmadığına dikkat çekerken, gazetecilerin ağır çalışma koşullarının sağlık üzerindeki etkilerinin araştırılması gerektiğini vurguladı.

“Gazetecilik ağır ve stresli bir meslek”
“Gazeteciliğin dışarıdan kolay ve sıradan bir meslek gibi görünse de aslında oldukça ağır ve stresli çalışma koşullarına sahip bir meslek” olduğunun altını çizen Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş şunları söyledi:
“Gazeteciler, günün her saatinde meydana gelen olayları takip etmek ve doğru bilgileri mümkün olduğunca hızlı bir şekilde insanlara ulaştırmak zorundadır. Yani halkın haber alma hakkını birinci önceliği haline getiren bir meslek... Bu durum, özellikle önemli ve acil gelişmeler sırasında büyük bir zaman baskısı oluşturur.
Gazeteciler bazen uzun saatler boyunca çalışmak, yoğun bir tempoya ayak uydurmak ve kısa sürede haber hazırlamak zorunda kalabilirler. Bunun yanında savaş, doğal afet, kaza, yangın veya toplumsal olaylar gibi tehlikeli durumları takip ederken kendi güvenliklerini de riske atarlar. Özellikle kriz ve acil durumlarda baskı altında çalışmaları, bu mesleği hem fiziksel hem de psikolojik açıdan oldukça yorucu hâle getirebilir.”
“Düzensiz çalışma saatleri, düşük ücret, güvencesizlik”
Durmuş ayrıca düzensiz çalışma saatleri, düşük ücret, güvencesiz çalışma ve yoğun stresin gazetecilerin özel hayatlarını ve dinlenme sürelerini de olumsuz etkilediğine dikkat çekti.
“Çok az gazeteci vardır ki, yıllık izninin tamamını kullanabilsin” diyen Durmuş, psikolojik destek alan gazeteci sayısının arttığını gözlemlediklerini belirterek, bel ve boyun fıtığı, boyun düzleşmesi ve çeşitli kas rahatsızlıklarının da birçok gazeteci açısından meslekle ilişkilendirilen önemli sağlık sorunları arasında bulunduğunu söyledi.
“Gazeteciliğin, ağır çalışma koşulları, güvencesizlik, baskı, tehdit, ekonomik kaygılar ve sürekli artan iş yükü altında sürdürülen bir emek faaliyeti” olduğunu belirten DİSK Basın-İş Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu ise gazetecilerin yaşadığı sorunların yalnızca basın ve ifade özgürlüğü başlığı altında değerlendirilmesinin eksik kalacağını söyledi.
Dedeoğlu, “Gazetecilik aynı zamanda ciddi bir iş sağlığı ve güvenliği sorunudur” dedi.
“Beyin kanaması, kalp krizi, ani ölümler”
Gazeteciler arasında yaşanan kayıplara dikkat çeken Dedeoğlu, “Son yıllarda gazeteciler arasında genç yaşlarda ortaya çıkan kanser vakaları, kalp krizleri, beyin kanamaları ve ani ölümler dikkat çekici boyutlara ulaşmıştır” değerlendirmesini yaptı.
Dürdane Kırçuval, Rahmi Yıldırım, İsmet Hazardağlı ve Hüseyin Aykol gibi meslektaşlarının kayıplarını örnek veren Dedeoğlu şöyle konuştu:
“Bu ölümleri yalnızca bireysel sağlık sorunları olarak görmek mümkün değildir. Her ölümün kendine özgü tıbbi nedenleri elbette vardır. Ancak gazetecilerin çalışma koşullarının sağlık üzerindeki etkilerini araştırmadan, bu tabloyu kişisel kader olarak kabul etmek de sorumluluktan kaçmaktır.”
Dedeoğlu, gazetecilerin maruz kaldığı koşulları ise şöyle sıraladı:
“Gazeteciler yıllardır düzensiz ve uzun çalışma saatleri, gece-gündüz demeden çalışma, sürekli yetişmesi gereken haberler, düşük ücretler, işsizlik tehdidi, patron baskısı, sansür, oto-sansür, adli soruşturmalar, gözaltı ve tutuklama riski, fiziksel saldırılar ve dijital tacizlerle karşı karşıya çalışıyor. Bu çalışma düzeninin bedelini yalnızca gazetecinin emeği değil, bedeni ve ruhsal sağlığı da ödüyor. Bu nedenle gazetecilerin genç yaşlarda yaşadığı ağır sağlık sorunlarının ve ölümlerinin kapsamlı biçimde araştırılması gerekiyor.
Gazetecilik alanında iş sağlığı politikaları yalnızca ergonomi, iş kazası veya saha güvenliğiyle sınırlı tutulamaz. Kronik stres, tükenmişlik, uyku bozuklukları, yoğun çalışma temposu, psikolojik baskı ve güvencesizlik de iş sağlığının konusu olarak kabul edilmelidir.”
“Bu medya düzenine itiraz ediyoruz”
Dedeoğlu, sendika olarak “gazetecilerin sürekli daha fazla haber, daha hızlı içerik ve daha uzun çalışma saatleri üretmesini isteyen medya düzenine” itiraz ettiklerini belirtti.
“İnsan hayatını ve sağlığını tüketen bir çalışma düzeni kabul edilemez” diyen Dedeoğlu, gazetecilerin neden bu kadar ağır koşullarda çalışmak zorunda bırakıldığının sorulması, çalışma koşullarının değiştirilmesi ve gazetecilerin yaşam hakkının savunulması gerektiğini söyledi.
Dedeoğlu: “Çünkü gazetecilerin yaşadığı ağır sağlık sorunları ve zamansız ölümler kader değildir. Sağlıklı, güvenceli ve insanca çalışma koşulları her gazetecinin hakkıdır” dedi.
Bilimsel araştırma ihtiyacı!
Gazeteci ölümlerinin gerçekten artıp artmadığını ortaya koyacak kapsamlı bir istatistiksel çalışma henüz bulunmuyor. Ancak arka arkaya yaşanan kayıplar, "Türkiye'de gazetecilerin çalışma koşullarının fiziksel ve ruhsal sağlıkları üzerindeki etkisi yeterince izleniyor ve araştırılıyor mu?" sorusunu da gündeme getiriyor. Bugün için bu soruya verilebilecek yanıtlar sınırlı. Her ölümün kendine özgü tıbbi nedeni bulunsa da gazetecilerin uzun çalışma saatleri, sürekli stres, güvencesizlik ve ağır iş yükü altında sağlıklarını nasıl koruyabildiklerini ortaya koyacak kapsamlı araştırmalara ihtiyaç olduğu açık.






