Gazeteciler Cemiyeti tarafından usta-çırak ilişkisini canlandırmak ve bağımsız medya ortamına katkı sunmak amacıyla yürütülen 9. Köy projesi, aylık e-dergisinin 101. sayısını okurlara sundu. İmtiyaz sahipliğini Nazmi Bilgin’in, Yazı İşleri Müdürlüğünü Korhan Ziya Ön’ün, proje koordinatörlüğünü Zeynep Gürcanlı’nın ve editörlüğünü Erhan Karadağ, Ayşe Sayın ile Gülsen Solaker’in üstlendiği dergi, bu ay da yerelden ulusala uzanan bir haber seçkisiyle yayında.
Yıllarca yazılarını "Dokuzuncu Köy" isimli köşesinde okurla buluşturan gazeteci Bekir Coşkun’un anısına ithaf edilen yayın organında, mayıs ayı boyunca Türkiye'nin dört bir yanından derlenen ve dikkat çeken soruşturma dosyaları yer alıyor.
Tarladaki savunma hattı: “Ata tohumu milli güvenlik meselesi”
Sonay Orta, hibrit tohumların yarattığı dışa bağımlılık tuzağını ve Anadolu’nun genetik mirası olan ata tohumlarını haberinde mercek altına alıyor. Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Tarımsal Genetik Mühendisliği Öğretim Üyeleri Doç. Dr. Emre Aksoy ve Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Köken, ata tohumunun sadece tarımsal bir faaliyet değil, bir ülkenin egemenlik kalkanı olduğunu vurguluyor.
Doç. Dr. Emre Aksoy, hibrit tohumların kuraklık veya hastalık anında topluca yok olma riski taşıdığını, buna karşın ata tohumlarının tarlada doğal bir "risk dağıtımı" oluşturarak hasadı her koşulda güvenceye aldığını belirtiyor. Tohum sistemini doğrudan gıda güvenliğiyle ilişkilendiren Aksoy, "Nasıl ki savunma sanayii fiziksel güvenliği sağlıyorsa, tohum sistemi de doğrudan gıda güvenliğini belirler" diyerek dışarıdan tohum temin etmenin kriz anlarında yaratacağı büyük kırılganlığa dikkat çekiyor. Dr. İbrahim Köken ise Türkiye'deki 12 bin bitki türünün yüzde 30’undan fazlasının sadece Anadolu'ya özgü olduğunu hatırlatarak Ankara ve Ege'deki gen bankalarının önemine değiniyor. Ancak tohumun sadece soğuk arşivlerde dondurulmuş olarak kalmaması, çiftçi tarlasında "yaşayan bir sistem" olarak sürdürülmesi gerektiği uyarısında bulunuyor.
Van Gölü’nün 800 bin yıllık mucizesi: İnci Kefali insan engeline karşı
Rahmi Aktaş, Van Gölü’nün simgesi ve bölge ekonomisinin şah damarı olan inci kefalinin 15 Nisan - 15 Temmuz tarihleri arasındaki 90 günlük zorlu üreme ve göç dönemini sayfalar taşıyor. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi ve Doğa Gözcüler Derneği Başkanı Mustafa Akkuş, türün geleceğine dair çarpıcı uyarılarda bulunuyor.
Dr. Mustafa Akkuş, 20 santimetrelik bu balığın azgın akarsular, martılar ve yılanlarla mücadele edebildiğini ancak insanoğlunun kaçak avcılık baskısı karşısında çaresiz kaldığını ifade ediyor. Türkiye iç su balıkçılığının üçte birini inci kefalinin oluşturduğunu belirten Akkuş, avlanan yıllık 30 bin ton balığın 10 bin tonunun tek başına bu türden elde edildiğini ve binlerce ailenin geçim kaynağı olduğunu hatırlatıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı aracılığıyla jandarma kullanımı için kiralanan araçların kiralama sürecinde yaşanan aksaklıkların koruma çalışmalarını sekteye uğratmaması gerektiğini belirten Akkuş, vatandaşları kaçak balık satın almayarak bu tüketim zincirini kırmaya çağırıyor.
Gizli tehlike: Türkiye'de mikroplastik gerçeği
Merve Kanan, içme sularında ve gıdalarda görünmez hale gelen mikroplastik ve nanoplastik krizini uzman görüşleriyle haberinde ortaya koyuyor.
Hazırlanan bilimsel raporlara göre, sadece tek bir litrelik pet şişeli su tüketiminde yüz binlerce nano plastiğin doğrudan insan vücuduna girdiğinin tespit edildiği aktarılıyor. Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, plastiklerin tarlada zamanla parçalanarak toprağa yerleştiğini, marul gibi plastik destekli tarımla yetiştirilen ürünlerden doğrudan insana transfer olduğunu açıklıyor. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ataman Altuğ Atıcı da bu sinsi kirliliğin musluk ve maden sularına kadar sirayet ettiğini ifade ederken, ev tipi filtrasyonların bunu azaltabileceğini ancak plastik üretimi kısıtlanmadıkça kesin çözümün imkânsız olduğunu savunuyor.
Antalya'da turizme çılan Milli Parklar ve su kaynağı tehdidi
Abdulrezzak Kılıç hazırladığı haberde, 2026 yılında yapılan yasal düzenlemelerle milli parkların turistik tesisleşmeye açılmasının Antalya ve çevresindeki yeraltı su kaynakları (akiferler) üzerinde yarattığı kalıcı tahribat riskini irdeliyor.
Orman Mühendisi Prof. Dr. Tuncay Neyişçi, milli parkların kısa vadeli finansal kazanç kapısı veya gelir kaynağı olarak görülmesinin tehlikelerine değinerek, "Mali kriz bahanesiyle bu alanların kullanılması çok tehlikeli. Milli parklar özelleştirilip kısa vadeli kazanç için kullanılmamalı" uyarısını paylaşıyor. Akdeniz Üniversitesi'nden Doç. Dr. Yasemin Leventeli ise lojistik ve turistik tesislerin kontrolsüz katı/sıvı atıklarının yeraltı suyunu depolayan akiferlere sızabileceğini, kirliliğin yeraltı su akışıyla diğer havzalara da yayılacağını belirtiyor. Uzmanlar; hidrojeolojik etütlerin yapılması, su kullanım kotası getirilmesi ve beslenme alanlarının yapılaşmaya kapatılması gibi acil önlem önerileri sunuyor.
Muğla'dan suşi sofralarına: Gökova'nın "altın susam"ı
Tevfik Armutcuoğlu’nun haberine göre, Gökova Körfezi’nin iyotlu rüzgârları ve alüvyal topraklarında hiçbir kimyasal gübre ve tarım ilacı kullanılmadan üretilen yerli "altın susam", yüksek yağ ve aroma kalitesiyle başta Japonya'nın suşi mutfakları olmak üzere dünya gastronomisinin gözdesi konumunda.
Eski Ula İlçe Tarım ve Orman Müdürü Süleyman Kurnaz, havzada 9 bin dekar alanda sadece bu geleneksel türün ekildiğini ve sabah saatlerinde körfezden esmeye başlayan meltemin üründeki lezzet ve yağ oranını artırdığını ifade ediyor. Katma değeri yüksek olan tahin ve helva yapımında değerlendirilen susamın, yıllık yaklaşık bin tonluk rekoltesinin yüzde 10-15’lik bölümü doğrudan Uzak Doğu'ya ihraç ediliyor. Ürünün prestiji, Türk Patent ve Marka Kurumu’ndan alınan "coğrafi işaret" tescili ile koruma altında tutuluyor.
Menülerde yeni dönem: Kalori ve alerjen bilgisi zorunlu oluyor
Elif Solmazgül, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yeme-içme sektöründe şeffaflık ve tüketici sağlığını koruma amacıyla restoran, kafe ve kantinler için getirdiği yeni menü düzenlemesini haberinde inceliyor.
İşletmelerin 1 Temmuz 2026 tarihine kadar uyum sağlamak zorunda olduğu yönetmeliğe göre; menülerde her ürünün kalori değeri, temel içerik ve alerjen uyarıları açıkça yazılacak.
Kafe işletmecisi Fatih Kete, kâğıt menü maliyetlerinden kaçınmak ve gramaj/içerik güncellemelerini anlık yansıtabilmek için dijital QR kodlu sistemlere ağırlık vereceklerini belirtiyor. Tüketiciler ise artık garsonlara detay sormak zorunda kalmadan, özellikle gıda alerjisi risklerine karşı güvenle sipariş verebileceklerini ifade ediyor.
Gaziantep tabakhanelerinde sessiz çöküş
Hayrullah Ercik’in imzasıyla yayınlanan haberde, Gaziantep’te üç kuşaktır ağır kimyasal kokular altında el emeğiyle deri işleyen ustaların hammadde ve üretim krizi aktarılıyor.
Sektör ustalarından Önder ve İsmet Başderici, çevre illerden toplanan koyun derilerinin kireç, asit ve krom gibi maddelerle tam 26 gün süren zorlu bir "sabır testinden" geçerek işlendiğini dile getiriyor. Ancak artan elektrik, doğalgaz ve vergi maliyetleri ile suni deri ithalatı karşısında, 26 günlük emeğin çıktısı olan ham derinin günümüzde 200 TL'ye (yani bir dürüm fiyatına) bile alıcı bulamadığını ifade ediyorlar. Ağır sanayi şartlarına rağmen yıpranma payı alamamaktan ve Manisa, Uşak, Çorlu gibi büyük merkezlerin kapanmasından dert yanan ustalar zanaatın yok oluşuna dikkat çekiyor.
Avrupa'nın sağlık turizminde tercihi: Antalya
Berfin Çağdaş, haberinde 300'den fazla sağlık kuruluşu ve 100'e yakın aracı kurumun faaliyet gösterdiği Antalya’nın küresel sağlık turizmi hacmini sektör temsilcileriyle görüşüyor.
TÜRSAB Antalya Muratpaşa BTK Başkanı Onur Özer, yabancı hastaların en çok diş, saç ekimi ve estetik cerrahi operasyonlarını tercih ettiğini söylüyor. En çok hasta gönderen ülkelerin başında Almanya, İngiltere, Rusya, Hollanda ve İsveç gelirken; Orta Doğu'dan da Irak ve Azerbaycan başı çekiyor. Akdeniz Üniversitesi TAGÜM Müdürü Prof. Dr. Murad Alpaslan Kasalak ise kentte sadece 2023 yılında 350 binden fazla sağlık turistinin ağırlandığını, tıp fakültesindeki klinik başarıların yanı sıra 13 Mart 2026 tarihinde hizmete açılan yeni "Kanser Tedavi Merkezi"nin bu yükseliş trendine büyük bir ivme katacağını belirtiyor.
Voleybolda "3. Lig yeniden kurulmalı" çağrısı
Spor sayfalarında Didem Çam, TVF Kadınlar 2. Ligi’ndeki takım enflasyonunu ve play-off adaletsizliğini ele alan bir röportaj sunuyor.
Etimesgut Belediyesi Gelişim Spor Kulübü (GSK) Başantrenörü Fatih Işıldar, 2. Lig'de tam 188 takımın mücadele etmesinin lig kalitesini düşürdüğünü, bu takımların sadece 10-15 tanesinin gerçek bir hedefi olduğunu, geri kalanının mahalli spor okulu seviyesinde kaldığını savunuyor. Kaliteyi artırmak için 3. Lig'in geri getirilmesi gerektiğini vurguluyor. Sezonu 22 maçta 21 galibiyetle tamamlamalarına rağmen kısa süreli play-off yarı final etaplarında elenmelerini eleştiren tecrübeli çalıştırıcı, koca bir sezonun emeğinin kötü bir güne denk gelerek heba olabildiği mevcut eleme sisteminin adil olmadığını söylüyor. Işıldar, Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikcioğlu’nun desteğiyle yeni sezonda doğrudan 1. Lig hedefiyle yola çıkacaklarını ekliyor.
Van Bedesten Çarşısı'nda kadın emeği
Zerrin Sargut’un hazırladığı kültürel miras dosyasında ise Bahçesaray Kadın Kooperatifi bünyesinde üretim yapan 9 kadının, ömrünü tamamlamış ceviz ve dişbudak ağaçlarını fırınlama işlemlerinden geçirerek ahşap yakma, filografi ve string art sanatıyla benzersiz dekoratif ürünlere dönüştürme hikâyesi anlatılıyor. Atölyede çalışan yüksek lisans öğrencisi Merve Ertek ve el sanatları hocası Hamza Çölgöçen, bu üretimin kırsaldaki kadınlar için sadece bir gelir kapısı değil, şehrin kültürel kimliğini geleceğe taşıyan bir dayanışma okulu olduğunu ifade ediyorlar.
Derginin tamamını okumak için tıklayın.



