Ankara Tabip Odası (ATO), 1 Eylül Dünya Barış Günü kapsamında savaşların yarattığı yıkıma ve Türkiye’de kalıcı çatışmasızlık ile toplumsal barışın sağlanması için atılması gereken adımlara dikkat çekti.

ATO tarafından yapılan açıklamada, savaşların yalnızca can kayıpları ve yaralanmalarla sınırlı olmayan, doğadan toplumsal yaşama kadar uzanan kalıcı sonuçlar yarattığı belirtildi. İkinci Dünya Savaşı’nın 1 Eylül 1939’da Almanya’nın Polonya’yı işgaliyle başladığı hatırlatılan açıklamada, savaşların üzerinden yıllar geçmesine rağmen insan kayıpları, yaralanmalar ve doğadaki tahribatın sürdüğü vurgulandı.

“Barış savunuculuğu gündelik siyasete alet edilmez”

Hekimlerin çatışmaların sonuçlarını en yakından gören meslek gruplarından biri olduğuna dikkat çeken ATO, barış savunuculuğunun hekimlik değerlerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtti.

ATO, Türkiye’de kalıcı çatışmasızlık ve toplumsal barışın sağlanabilmesi için öncelikle insanların düşünce ve duygularını çekinmeden ifade edebilecekleri demokratik bir ortamın oluşturulması gerektiğini kaydetti.

Açıklamada, düşünce ve ifade özgürlüğü ile örgütlenme önündeki engellerin kaldırılması, seçme ve seçilme hakkının güvence altına alınması ve seçilmişlerin korunması çağrısı yapıldı.

“Hukuk dışı uygulamalar derhal sonlandırılmalı”

ATO, toplumsal barışın önündeki engellerin kaldırılması için hukuk dışı uygulamaların sonlandırılması gerektiğini belirtti.

Açıklamada, cezaevlerinde bulunan ağır hastaların serbest bırakılması ve mevcut yasaların insan hakları ile hukuk ilkelerine uygun şekilde uygulanması gerektiği ifade edildi.

ATO, barışın yalnızca çatışmaların sona ermesiyle sınırlı olmadığını; özgürlük, eşitlik, demokrasi ve insan haklarının güvence altında olduğu bir toplumsal düzenle mümkün olabileceğini vurguladı.

ATO'dan meslek örgütlerine “birlikte hareket” çağrısı

Ankara Tabip Odası, meslek örgütlerine de farklılıklarına rağmen ortak talepler etrafında bir araya gelme çağrısında bulundu.

Açıklamada, meslek örgütlerinin toplumsal barışın önündeki engelleri ve otoriter uygulamaları dikkate alarak toplumun farklı kesimlerinin ortak talepler etrafında buluşmasına katkı sunması gerektiği belirtildi.

ATO, sınıfsal, etnik ve toplumsal cinsiyet temelli eşitsizliklerin aşılması ve gerçek bir toplumsal barışın kurulabilmesi için farklı kesimlerin birlikte hareket etmesinin önemine dikkat çekti.

Duayen gazeteci Savaş Kıratlı vefatının ikinci yılında anıldı
Duayen gazeteci Savaş Kıratlı vefatının ikinci yılında anıldı
İçeriği Görüntüle

“Barışı TBMM’deki kısır tartışmalardan kurtarmak sorumluluğumuz”

ATO açıklamasını, toplumsal barışın gündelik siyasi tartışmaların dar çerçevesine sıkıştırılmaması gerektiği vurgusuyla tamamladı.

Odanın açıklamasında, “Toplumsal vicdanda karşılık bulacak bir barışı TBMM’de yürütülen ‘evet-hayır’ kısır tartışmalarının kıskacından kurtarmak hepimize düşen bir sorumluluktur” denildi.

Açıklamanın tamamı şöyle:

"İkinci Dünya Savaşı 1 Eylül 1939 tarihinde Almanya'nın Polonya'yı işgaliyle başlamıştır. Savaşta sadece insan kaybı Türkiye’nin bugünkü nüfusu kadar olmuştur: 85 Milyon! Neresinden bakarsak bakalım bu anma günlerinin üzerinden en az 40-50 yıl geçmesine rağmen savaşlara bağlı insan kayıpları, yaralanmalarının yanı sıra doğanın geçici ve kalıcı tahribatı da sürüyor. Eşitsizlikler derinleşerek artıyor, sömürü düzeni, sermayenin tahakkümü, emperyal amaç ve talan bütün azgınlığıyla devam ediyor. Bu azgınlık seçme-seçilme hakkı, düşünce-ifade özgürlüğü başta olmak üzere özgürlükler, eşitlik, demokratik haklar, bilim, aydınlanmanın kazanımlarına, insan haklarına saldıran otoriter yönetimlerde somutlaşıyor.

Hekimler için hekimlik değerlerine içkin olan barış savunuculuğu gündelik siyasetin bir malzemesi olarak kavranmaz, gündelik siyasete alet edilmez. Bugün ülkemizde kalıcı bir çatışmasızlığın ve topluma mâl olmuş bir barışın yolu, ilk adım olarak/acilen insanların duygu-düşüncelerini çekincesiz dile getirebilecekleri düşünce ve ifade özgürlüğü ile örgütlenme önündeki engellerin kaldırılmasına, seçme-seçilme hakkının ve seçilmişlerin güvencesine, hukuk dışı uygulamaların derhal sonlandırılmasına, cezaevlerindeki ağır hastaların serbest bırakılmasına, eksik-yetersiz de olan yasaların insan hakları ve hukuka saygı çerçevesinde uygulanmasına bağlıdır.

Meslek örgütleri gündelik siyasetin ‘çatışmalarının’ ve toplumsal barışa imkân tanımayan otoriter iktidar uygulamalarının gerçek amacının farkında olarak, toplumun, bütün farklılıklarına rağmen, acil taleplerin arkasında bir arada durması için uğraşmalıdırlar. Toplumdaki tüm farklılıkları ve meşruiyetlerini bilerek acil talepler için birlikte eyleyebildiğimiz ölçüde sınıfsal, etnik, toplumsal cinsiyet vd. eşitliklere ve toplumsal barışa giden yolda gerçek bir adım atmış olacağız."

Kaynak: Haber merkezi