Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu, Antalya 12. Aile Mahkemesi'nin başvurusu üzerine, Türk Medeni Kanunu'ndaki yoksulluk nafakasını düzenleyen 175. maddedeki "süresiz olarak" ibaresini oy çokluğuyla iptal etti. Kararın ardından yeni yasal düzenleme yapılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) 9 ay süre tanınırken, derin yoksulluk alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşu Derin Yoksulluk Ağı karara tepki gösteren bir açıklama yayımladı.

"Teknik bir hukuk tartışması değil"

Derin Yoksulluk Ağı, yoksulluk nafakasındaki "süresiz olarak" ibaresinin iptal edilmesinin yalnızca teknik bir hukuk tartışması olarak görülemeyeceğini belirterek, kararın özellikle derin yoksulluk yaşayan, günlük ve güvencesiz işlerde çalışan yalnız annelerin yaşam koşullarından bağımsız değerlendirilemeyeceğini vurguladı.

Nafakanın ağır kusurlu olmamak, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmek ve ihtiyacın devam etmesi gibi koşullara bağlı olduğunu hatırlatan platform, şu açıklamayı yaptı:

"İhtiyaç ortadan kalktığında, nafaka zaten kaldırılabilmektedir. Buna rağmen nafaka hakkının “ömür boyu yük” gibi sunulması, kadınların evlilik içinde üstlendiği karşılıksız bakım emeğini, boşanma sonrası yoksullaşmayı ve erkek şiddetinden uzaklaşmanın ekonomik koşullarını görünmez kılmaktadır. Kadın Dayanışma Vakfı’nın 2024 Yoksulluk Nafakası İzleme Raporu ise nafaka miktarlarının kamuoyunda iddia edildiği gibi yüksek olmadığını, incelenen dosyalarda ortalama yoksulluk nafakasının 1.179,40 TL olduğunu ve hükmedilen nafakaların önemli bir kısmının tahsil edilemediğini göstermektedir.

Derin Yoksulluk Ağı olarak sahada gördüğümüz gerçek şudur: Yalnız anneler için nafaka, bir refah aracı değil, kira, fatura, gıda, okul beslenmesi, ulaşım, odun, kömür, ilaç ve “güvenli” bir yaşam için çoğu zaman hayati bir eşiktir."

Derin yoksulluk yaşayan yalnız annelerin, bir yandan çocuklarının bakımını üstlenirken diğer yandan hanenin geçimini günlük, düzensiz ve güvencesiz işlerle sağlamaya çalıştığına dikkat çekilen açıklamada, nafakanın süreyle sınırlandırılmasının doğuracağı olumsuz sonuçlar ve sahadan alınan doğrudan anne tanıklıkları detaylıca aktarıldı.

Kadınların ve çocukların yoksulluğu derinleşecek

Yapılan açıklamada, nafakanın sınırlandırılmasının ilk olarak kadınların ve çocukların yoksulluğunu derinleştireceği vurgulandı. Günlük işlerde çalışan bir anne için gelirin her gün yeniden bulunması gereken bir unsur olduğu; o gün iş olmadığında açlığın, çocuk hastalandığında ise ilaçsızlığın baş gösterdiği ifade edildi. Sahadan aktarılan hane tanıklığında bir anne, “Bazı günler kendim yemiyorum çocuklarım daha fazla yiyebilsin diye. Ama makarna ile ne kadar yeterli beslenebilirler ki? Bazı günler hiç olmuyor, hepimiz aç geçirmek zorunda kalıyoruz” sözleriyle yaşanan çaresizliği ortaya koydu.

Şiddet ortamından uzaklaşmak zorlaşacak

Ekonomik güvencesizliğin, kadınların boşanma kararı almasının önündeki en büyük engellerden biri olduğu hatırlatılan açıklamada, süre sınırının şiddetten uzaklaşmayı zorlaştıracağı belirtildi. Şiddet gördüğü evden çıkmak isteyen kadının, çocuğuyla birlikte nerede kalacağını, kirayı nasıl ödeyeceğini ve çocuğunu nasıl doyuracağını düşünmek zorunda bırakılarak şiddete “katlanmaya” mecbur edileceği kaydedildi. Sahadaki duruma örnek gösterilen bir başka anne tanıklığında, “Eski eşimle olan sıkıntılarımdan dolayı hayati tehlikem hala devam etmekte. Beni öldürür çocuklarıma zarar verir diye evden çıkamıyorum. Oğlum okulu bıraktı, günlük işler yapıyor” ifadeleri kullanıldı.

Bakım emeğinin yükü tamamen kadının omzuna binecek

Çocuk bakımı, okul takibi, hastane, ev işleri ve geçim mücadelesinin aynı anda yalnız annenin sorumluluğuna bırakıldığına dikkat çekildi. Ücretsiz ve erişilebilir kreşlerin yaygın olmadığı, esnek ve güvenceli istihdamın sağlanmadığı mevcut koşullarda nafaka hakkının sınırlandırılmasının kadınları eve kapatacağı uyarısı yapıldı. Günlük işlerde çalışan bir diğer ebeveyn ise yaşadığı süreci, “Her gün, günlük işlerde çalışıyorum, çocuklarımla doğru düzgün vakit bile geçiremiyorum yorgunluktan. Büyük oğlum okuldan ayrıldı, küçük kardeşlerine bakıyor evde” diyerek bakım emeği yükünün aile içi dengeleri nasıl sarstığını özetledi.

"Çocukların eğitim, beslenme ve sağlık hakkı tehdit altında"

Açıklamada, nafaka tartışmasının yalnızca kadınları değil, doğrudan çocukların yaşam koşullarını da ilgilendirdiği aktarıldı. Yalnız annenin yoksullaşmasının; çocuğun okuldan kopması, yetersiz beslenmesi ve sağlık hizmetlerine erişememesi anlamına geleceği ifade edilirken, bir annenin “Lise 1’de oğlanın yol parasını veremedim, mecburen okuldan aldım” şeklindeki tanıklığı, çocukların eğitim hakkından mahrum kalışını doğrudan gözler önüne serdi.

AKP'li Hayati Yazıcı'dan yeni anayasa açıklaması: "Referanduma gidilecek"
AKP'li Hayati Yazıcı'dan yeni anayasa açıklaması: "Referanduma gidilecek"
İçeriği Görüntüle

"Barınma krizi ağırlaşacak ve ekonomik şiddet sürecek"

Tek ebeveynli hanelerde kira, fatura ve temel ev giderlerinin yoksulluğun en yakıcı başlıklarından olduğu, nafakanın sınırlandırılması halinde kadınların çocuklarıyla birlikte güvensiz ve sağlıksız yaşam alanlarına itileceği vurgulandı. Sahadan yükselen “Geçinemiyorum, çocuğa beslenme mi koyayım her gün, kiramı ödeyim” sesi barınma krizini özetlerken; nafakanın ödenmemesi, geciktirilmesi veya kadının nafakadan vazgeçmeye zorlanması gibi durumların ekonomik şiddetin boşanma sonrasında da sürmesine yol açacağı belirtildi. Ekonomik şiddet uygulayan erkeklerin sorumluluktan kaçmasının kolaylaşacağı bu düzende, kadınların daha düşük ücretli, sigortasız, uzun saatli ve sağlıksız işlere razı olmak zorunda kalacağına değinildi. Konuya dair bir anne, “Ne kadar çalışırsam çalışayım yetmiyor. Patron hep geciktiriyor. Sesimi çıkaramıyorum. Her kuruşu hesap ederek yaşamak zorundayım… İnan Ped bile kullanamıyorum” diyerek yaşadığı ağır sömürüyü dile getirdi.

"Nafaka kadınlara tanınmış bir ayrıcalık değildir"

Kadınların yoksulluğunu azaltacak sosyal politikalar geliştirilmeden, ücretsiz kreşler yaygınlaştırılmadan ve güvenceli istihdam sağlanmadan nafaka hakkının sınırlandırılmasının kabul edilemez olduğunu belirten Derin Yoksulluk Ağı, açıklamasını net ilkelerle sonlandırdı. Kadın yoksulluğunu görmezden gelen hiçbir düzenlemenin adil olmadığını ve çocukların bakım yükünü yalnız annelerin omzuna bırakan hiçbir politikanın sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmadığını ilan eden platform; şiddetten uzaklaşmak isteyen kadınların ekonomik güvencesini zayıflatan hiçbir kararın yaşam hakkından bağımsız düşünülemeyeceğini hatırlattı. Son olarak, nafaka hakkına dokunmanın derin yoksulluk yaşayan kadınların ve çocukların yaşamına dokunmak anlamına geldiği vurgulanarak, kadınları yoksulluğa, şiddete, eve kapatmaya ve bağımlılık ilişkilerine mahkûm edecek hiçbir düzenlemenin kabul edilmeyeceği duyuruldu.

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar