Tıbbi, hukuki ve dini tartışmaların gölgesinde çoğu zaman tabu ve korkularla çevrelenen organ bağışı meselesi, bu kez plastik sanatların dönüştürücü gücüyle kamusal alana taşınıyor. İstanbul Sanat Müzesi’nde açılan “Bağışla Beni N’olur” başlıklı sergi, Türkiye’de 33 bini aşkın insanın organ nakli beklediği bir dönemde; bedeni, faniliği ve insanın insana bırakabileceği en değerli mirası tartışmaya açıyor.
Sergiyi 24 Saat'e anlatan sanatçı-küratör Ali Gün Yıldırım, serginin arkasındaki itici gücün bizzat kendi yaşam mücadelesi olduğunu belirtiyor. Akciğer nakli sürecinde yüzde 14 yaşam skoruyla ve 3-5 aylık bir ömür öngörüsüyle "kıyıdan döndüğünü" ifade eden Yıldırım, yaşadığı mucizeyi bir kenara çekilip izlemek yerine kolektif bir farkındalık hareketine dönüştürmüş.

"Ben nakil oldum deyip sırtımı dönemezdim"
Geçirdiği ağır operasyonun ardından sağ elinde oluşan hareket kaybını yoğun ergoterapi ve pratiklerle aşan Yıldırım, hastane servisindeyken kafasında beliren sorumluluk hissini şu sözlerle anlatıyor:
"Nakil sonrası çıkan akciğerimin vahametinden anlaşıldı ki ciğerlerimin 3-5 aylık ömrü kalmış. Boy, kan grubu ve göğüs kafesi hacmi denklemi tutmasa bugün hayatta olamayabilirdim. Kıyıdan dönerek yaşadım nakli, mucizeyi… Bu beni nasıl motive etmez? Kendi yaşadığım kıyıdan dönmeyi başkaları da yaşasın fikri daha servisteyken başladı. 'Ben nakil oldum ya, kâfi' deyip sırtımı dönüp gitmek istemedim. Ne yapabilirdim? Sepetçinin işi sepet örmek; ben de kendisi ve çevresi sanatçı olan biriyim. Sergi tam da buradan doğdu."

15 kişiden 64 sanatçıya uzanan "gönülmatik" imece
Başlangıçta 15 kişilik yakın bir sanatçı çevresiyle yola çıkılan proje, sanatçıların birbirini refere ettiği organik bir dayanışma ağına dönüştü ve kısa sürede 64 ismin buluştuğu geniş bir seçki halini aldı. Projenin omurgasını didaktik veya katı bir tematik sınırlandırma yerine "gönülmatik bir yaklaşım" olarak tanımlayan Yıldırım, ekonomik zorluklara rağmen sanatçıların gösterdiği koşulsuz duyarlılığa dikkat çekiyor:
"Sanatçı kafası hakiki ve tabii duyarlı oluyor. Ekonomik koşullar malum; belki atölye kirasını ödemekte zorlanırken daha en başta 'Bunları nereye, nasıl bağışlayacağız?' diye soran sanatçı dostlarımız oldu. Satış ve bağış söz konusu olmamasına rağmen sergilenen bu tavır beni çok etkiledi. Sergiye katılan eserlerin sadece birkaçı doğrudan organ bağışı temasıyla akraba, kalanı serbest. Ancak açılış günü mekânda kendiliğinden muazzam bir enerji ve sanatsal denklem oluştu."
Serginin iki kata yayılan devasa mekânsal kurgusunda İBB Miras ve İBB Kültür ekiplerinin desteğinin belirleyici olduğunu vurgulayan küratör, sergi dizilimi ve mekân organizasyonundaki kurumsal sahiplenmenin projenin hayata geçmesindeki en önemli basamak olduğunu ifade ediyor.

Çift katmanlı bir çağrı: "vermek" ve "affetmek"
Serginin ismi olan "Bağışla Beni N’olur", izleyiciye iki yönlü bir vicdani kapı aralıyor. Yıldırım'ın anlatımıyla başlık bir yandan doğrudan yaşamsal bir eylem olan organ bağışına ("verme" teması) işaret ederken; diğer yandan donör yetersizliği yüzünden her yıl kaybedilen yüzlerce hayat karşısında duyulan kolektif mahcubiyeti ve af talebini "affetme" temasıyla barındırıyor.
Eşine ve küçük kızına bir hayat borçlu olduğunu dile getiren Yıldırım, nakil sonrası dönemde sanat pratiğinin bireysel bir üretimden ziyade "birlikte ne yapabiliriz?" sorusuna odaklanan kolektif bir termal enerjiye dönüştüğünü belirtiyor.
İstanbul Sanat Müzesi’nde 23 Ağustos’a kadar açık kalacak sergi, yalnızca bir estetik seyir deneyimi sunmakla kalmıyor; tek bir potansiyel bağışçının dahi onlarca insana yeniden hayat verebileceği gerçeğini sanatın dönüştürücü diliyle sunuyor.






