Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında düzenlenen "Müttefikler Ankara'da" programında yaptığı konuşmada, Avrupa'nın savunma alanındaki katkılarının NATO'yu tamamlayıcı nitelikte olması gerektiğini belirterek, "Avrupa'nın savunmaya daha güçlü katkı sağlamasını memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak bu katkı NATO'yla rekabet etmemeli, NATO'yu güçlendirmelidir" dedi.
"NATO kendini yenileyerek ayakta kaldı"
NATO'nun yalnızca askeri bir ittifak olmadığını vurgulayan Güler, ittifakın kuruluşundan bu yana kolektif savunma, siyasi dayanışma ve transatlantik bağın en önemli kurumsal yapılarından biri olduğunu söyledi.
NATO'nun değişen güvenlik ortamına uyum sağlayarak varlığını sürdürdüğünü belirten Güler, ittifakın gelişimini "NATO 1.0", "NATO 2.0" ve "NATO 3.0" olarak üç dönemde değerlendirdi.
"NATO 360 derece bakış açısını korumalı"
Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki gelişmeler ve bölgesel krizlerin küresel etkilerine dikkat çeken Güler, NATO'nun doğu ve güney kanatları başta olmak üzere tüm tehditlere karşı 360 derecelik güvenlik perspektifini koruması gerektiğini ifade etti.
Güler, savunma harcamalarının yalnızca bütçelerle sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek, bu kaynakların hazır birliklere, eğitimli personele, mühimmata, lojistik altyapıya ve güçlü komuta sistemlerine dönüştürülmesinin önemine işaret etti:
“Bu durum, Avrupa'nın konvansiyonel savunmada daha fazla sorumluluk üstlendiği, ancak transatlantik bağın ve ABD'nin genişletilmiş caydırıcılığının vazgeçilmezliğini koruduğu, daha güçlü, daha gerçekçi ve daha dengeli bir İttifakı gerekli kılmaktadır. Bu dönüşüm, olağanüstü karmaşık bir güvenlik ortamında gerçekleşmektedir. Ukrayna'daki savaş Avro-Atlantik güvenliğini şekillendirmeye devam ederken, İran, İsrail ve ABD'yi kapsayan son çatışma, bölgesel krizlerin nasıl küresel sonuçlar doğurabildiğini göstermiştir. Füze ve insansız hava aracı saldırıları, deniz ulaşımındaki kesintiler, enerji arzının sekteye uğraması ve tedarik zincirleri üzerindeki baskı, tehditlerin birbiriyle ne kadar derinden bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle NATO, doğu ve güney kanatları ile Avrupa-Atlantik alanının ötesindeki sınamaları kapsayan kapsamlı bir 360 derece bakış açısını muhafaza etmelidir. Böylesine kritik bir dönemde Avrupalı Müttefikler daha fazla sorumluluk üstlenmelidir. Ancak bu, yalnızca daha yüksek bütçe rakamları açıklamakla gerçekleştirilemez. Savunma harcamaları, hazır birliklere, eğitimli personele, mühimmata, dayanıklı lojistik sistemlere, bütünleşik komuta yapılarına ve muharebe edebilir kuvvetlere dönüşmelidir.”
"Türkiye NATO için stratejik avantaj"
Türkiye'nin Soğuk Savaş sonrasında birçok Avrupa ülkesinin aksine askeri kapasitesini koruduğunu belirten Güler, bu sayede bugün NATO için önemli bir stratejik avantaj sağladığını söyledi.
Türkiye'nin profesyonel ordusu, operasyonel tecrübesi ve gelişen savunma sanayisiyle ittifakın caydırıcılığına önemli katkılar sunduğunu vurgulayan Güler, Türkiye'nin kriz bölgelerinde hızlı görev yapabilme kapasitesine sahip olduğunu dile getirdi:
“Bu bakımdan Türkiye'nin tecrübesi son derece değerlidir. Avrupa'nın büyük bölümü Soğuk Savaş sonrasında silahlı kuvvetlerini küçültürken Türkiye aynı yolu izlememiştir. Türkiye, büyük, profesyonel ve faal bir kuvvet yapısını muhafaza etmiş, hazırlık seviyesini artırmış, savunma sanayisine yatırım yapmış ve zorlu ortamlarda harekat icra etme kabiliyetini korumuştur. Bu geniş imkan ve kabiliyetler ile sahip olunan devamlılık, bugün hem Türkiye hem de İttifak için stratejik bir avantaja dönüşmüştür. Bazı müttefikler birliklerini yeniden teşkil etmeye, personel temin etmeye ve stoklarını yenilemeye çalışırken Türkiye mevcut yapıları ve operasyonel bilgi birikimi sayesinde derhal katkı sağlayabilmektedir.”
Savunma sanayisinde ortak üretim vurgusu
Türkiye'nin savunma sanayisinde insansız sistemler, hava savunma teknolojileri, elektronik harp, mühimmat, deniz platformları ve komuta kontrol sistemlerinde önemli ilerleme kaydettiğini belirten Güler, bu kabiliyetlerin NATO'nun üretim ve yetenek açıklarının kapatılmasına katkı sağlayabileceğini söyledi.
Güler, "Türkiye savunma sanayi alanında rekabet yerine tamamlayıcılığı, dışlama yerine ortak üretimi ve kısıtlamalar yerine güvene dayalı iş birliğini savunmaktadır" ifadelerini kullandı.
"NATO-AB iş birliği kapsayıcı olmalı"
Avrupa Birliği'nin savunma girişimlerine de değinen Güler, bu yapıların AB üyesi olmayan NATO müttefiklerine de açık olması gerektiğini belirtti.
Türkiye'nin askeri kapasitesi, savunma sanayisi ve jeostratejik konumuyla Avrupa güvenliğinin vazgeçilmez aktörlerinden biri olduğunu söyleyen Güler, şunları kaydetti:
“Avrupa güvenlik girişimleri, ilgili kabiliyetlere sahip AB üyesi olmayan tüm NATO müttefiklerine açık olmalıdır. Askeri kapasitesi, gelişmiş savunma sanayi, operasyonel tecrübesi ve jeostratejik konumuyla uluslararası güvenlik mimarisinin başat üyelerinden biri olan Türkiye'nin dışlanması Avrupa'yı daha güvenli hale getirmeyecektir. Beklentimiz açıktır. NATO-AB işbirliği kapsayıcı, bütünleştirici ve karşılıklı olarak güçlendirici olmalıdır. Daha güçlü, daha gerçekçi ve daha dengeli bir NATO için tüm Müttefiklerin eşit katılımı ve her Müttefikin kabiliyetlerinden tam olarak yararlanılması gerekmektedir.”
"Ankara Zirvesi kritik bir eşik"
Ankara'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi'nin yalnızca diplomatik bir toplantı olmadığını vurgulayan Güler, zirvede ittifakın birlik ve beraberliği, savunma yatırımları, savunma sanayisi üretimi, Ukrayna'ya destek ve caydırıcılık kapasitesinin ele alınacağını ifade etti:
“Bu kapsamda müttefikler savunma yatırımlarını, hazır kuvvetlere, dayanıklı altyapıya, sürdürülebilir mühimmat stoklarına ve modern kabiliyetlere dönüştürmelidir. Üretimi artıran, yeniliği destekleyen kapsayıcı bir savunma sanayi ekosistemi oluşturan iş birliği alanları da genişletilmelidir. Bugün ele alınacak yazılım tanımlı kabiliyetler, yapay zeka, bilişsel harp gibi teknolojik içeriklerle birlikte altyapı ve deniz güvenliği konuları ile NATO'nun güney kanadı, Karadeniz, Kafkasya, Körfez ve Hint-Pasifik gibi bölgelerdeki jeopolitik denklem, aynı stratejik gerçekliğin farklı boyutlarıdır. Günümüzde caydırıcılık, yalnızca tanklar, uçaklar ve gemilerle inşa edilemez.”
Caydırıcılığın, aynı zamanda güvenli veri, etkili stratejik iletişim, güvenilir tedarik zincirleri, korunan altyapı ile dayanıklı toplumların varlığı ve hasımlardan daha hızlı görev icra edebilme yeteneğiyle inşa edilebileceğine işaret eden Güler, NATO'nun geleceğinin yalnızca silahlı kuvvetlerin değil, toplumların, sanayinin, teknolojinin ve siyasi birliğin gücüne de bağlı olduğu söyledi.
Türkiye'nin, NATO'nun yükünü paylaşan, sahada sorumluluk üstlenen, savunma yatırımlarını ciddiyetle ele alan ve geleceğin kabiliyetlerine yatırım yapan bir müttefik olduğunu ifade eden Güler, "Bundan sonra da NATO'nun savunma ve caydırıcılığına katkı sağlamaya, Müttefiklerimizle yakın iş birliği içinde çalışmaya ve NATO'nun dönüşümünü aktif şekilde desteklemeye devam edeceğiz. Bu etkinlikte gerçekleştirilecek tartışmaların ve yapılacak değerlendirmelerin İttifakın geleceğine ve önümüzdeki muhtemel sınamalara ilişkin ortak anlayışımıza katkı sağlamasını diliyorum." dedi.




