Mehmet Necati GÜNGÖR / Türkiye’nin yüksek planlamacılarından İstanbul Milletvekili İlhan Kesici’nin görüşlerini önemserim. Kendisi ODTÜ Endüstri Mühendisliği Fakültesi mezunudur. Analitik düşünür. Ana dil seviyesinde bildiği İngilizcesiyle yabancı literatürü yakından takip eder. Demirel ve Özal’la çalışmıştır. Ekonomi ile ilgili görüşlerini  Meclis’te bütçenin kapanış konuşmasında etraflıca açıklamış, bu konuşma izleyenler tarafından dikkat ve hayranlıkla izlenmişti. Daha önceki konuşmalarıyla da göz dolduran Kesici, Türkiye’de dikkatle izlenen politikacılardan biri olmuştur. Sık sık ciddi televizyon kanallarından mülakat teklifleri almakta ve bu kanallarda sorulan ciddi sorulara “devlet adamlığı ciddiyeti” ile cevaplar vermektedir. Son konuşmasını geçen akşam Habertürk Kanalında sunucu Didem Arslan’la yaptı ve  hem ekonomi, hem yeni anayasa girişimi hakkındaki görüşlerini, kendi ifadesiyle “devlet edebi çerçevesinde” açıklıkla ve doyurucu misallerle kamuoyuna açıklamış oldu. Önemli hususlara dikkati çekti. Sunucunun ekonomiyi başa alarak sorduğu sorulara ekonomiden başlayarak cevaplar verdi. Özetle dedi ki: “2003-2016 yılları arasında 14 yıl boyunca son 50 yıldan daha düşük bir ekonomi var. Son 10 yılın ortalamasının büyüme oranı yüzde 3.3. Son beş yılın ortalaması yüzde 3’ün de altındadır. İşin ciddiyeti halâ idrak edilemiyor.” “Edep ve temkinle konuşmak gerekirse, -ki bu konudaki sansürü üzerimden kaldırıyorum artık- Türkiye 2001 krizine benzer bir krize sürüklenmektedir.” “Dünya bize karşı denilerek bu işin içinden çıkılamaz.” “Değerlendirme kuruluşlarının para ile iş yaptığı iddiaları pek geçerlilik taşımıyor. Bu kuruluşlar tahminlerini çeşitli ekonomik verileri ele alarak ve ülkelerin iç siyasetlerine de bakarak yapıyorlar. Türkiye ile yapılan son değerlendirmelere dört önemli bankamızı da dahil etmişler. Bunu ciddiye almak lâzımdır.” Kesici, yeni Anayasa taslağı konusunda sorulan sorulara da, kimseyi hedef almadan, kırmadan ve incitmeden, “devlet edebi” çerçevesinde değerlendirmelerde bulundu. Bu Anayasa taslağının sahipsiz olduğunu, müellifinin bulunmadığını söyleyerek söze başladı. “12 Eylül Anayasası’nın bile bir müellifi vardı.  Orhan Aldıkaçtı. Bu ülkenin birçok üniversitesi ve hukuk fakülteleri var. Hiç birisinin bu konudaki görüşlerini bilmiyoruz. Açıklama yapmaktan korkuyorlar.” “Korku insani bir şeydir. Sadece hayvanlarla deliler korkmaz.  Onları anlıyor, ancak hak veremiyoruz. Bu ülkenin Burhan Kuzu’dan başka Anayasa profesörü yok mudur?” ‘‘Bu Anayasa bir kişiye sınırsız yetkiler veriyor.’’ ‘’Tekbaşına Meclisi fesh edebiliyor. Bu yetki 1876 Anayasası’nda Sultan Abdulhamit’e bile verilmemiştir. Abdulhamit bile Meclisi tek başına tayin etme yetkisine sahip kılınmamıştır. Meclis üyelerinin ancak 74’ünü kendi belirleyebilmiş, gerisini halka bırakmıştır.’’ ‘’Bu Anayasa ile Meclisin tamamını, aynı zamanda parti genel başkanı olacak Cumhurbaşkanı belirleyecek, isterse o Meclisi bir fermanla fesh edecek. Bu olmaz!’’ Düşünün, öyle bir başkanlık getiriliyor ki; Cumhurun başı O, yürütmenin başı, yani başbakan O. Meclis Başkanı O. Başkomutan olarak Genelkurmay Başkanı O. Yüksek Mahkeme üyelerini tek başına O belirliyor. Bakanları O tayin ediyor. Başbakanlık ortadan kaldırılıyor. Meclis’in denetleme yetkisi yok. Hesap sormak yok. Kesici’nin “O” diye simgeleştirdiği Partili Cumhurbaşkanlığı tarifinde Erdoğan kastedilmiyor. Erdoğan da herkes gibi ölümlü olduğuna göre, kendisine emr-i Hak vaki olması halinde seçilecek herhangi birine tek başına bu yetkilerin verilmesi kabul edilemez bulunuyor. Kesici, hüküm cümlesini kendi yöresine ait bir deyimle kurdu: “Bu kadar yetki, bu sistem evliyayı bile azdırır.” Daha ne desin?