İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanlığı’na yönelik önemli bir karar alarak, 38. Olağan İstanbul İl Kongresi'nde başkan seçilen Özgür Çelik ve yönetiminin görevden uzaklaştırılmasına hükmetti. Mahkeme, Çelik ve ekibinin görevden alınmasının ardından, İstanbul İl Başkanlığı’na geçici bir yönetim kurulu atanmasına karar verdi. Bu kapsamda, Gürsel Tekin, Zeki Şen, Hasan Babacan, Müjdat Gürbüz ve Erkan Narsap’tan oluşan bir heyet kayyum olarak görevlendirildi.
İlçe ve il kongre seçim çalışmaları durduruldu
Mahkeme, ayrıca CHP Merkez Yönetim Kurulu tarafından 14 Temmuz 2025'te alınan bir karar uyarınca, İstanbul İl Örgütü’nün ilçe kongreleri ve il kongresi seçim çalışmalarının tedbiren durdurulmasına da karar verdi. Mahkeme, CHP İstanbul İl Kongresi’nin 8 Ekim 2023’te alınan tüm kararlarının geçici olarak durdurulmasına dair yapılan başvuruyu ise reddetti. Ancak, delegelerin görevden alınmalarına yönelik başvurunun da reddedildiği belirtildi.
CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, mahkemenin kararının ardından ilk açıklamasını yaptı. Çelik, kendilerine henüz herhangi bir tebligat yapılmadığını ve durumu anlamaya çalıştıklarını belirtti. Ancak, sosyal medya üzerinden de şu ifadeleri kullandı:
“Telefonlarım kilitlenmiş durumda. Aramalara ve mesajlara dönmem mümkün değil. Süreci takip etmek ve yönetmek üzere İstanbul İl Başkanlığı’na geçiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi halktır, halkın evidir, baba ocağıdır. Teslim alınamaz!”
Bu açıklama, parti içinde ve kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Özel: Gürsel Tekin'e randevu veririm ama kayyıma vermem
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul İl Başkanlığı’na kayyum olarak atanan Gürsel Tekin’in "cenaze" sözlerine de tepki gösterdi. Özel, AKP ve MHP’nin CHP ile siyasi olarak mücadele edemediği için davalarla partiyi meşgul etmeye çalıştığını ifade etti. Ayrıca, Tekin’in kendisinden randevu talep etmesiyle ilgili olarak, “Ben Gürsel Tekin’e randevu veririm ama Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kayyımına randevu vermem” dedi. Özel, partisinin dava sürecini takip edeceğini ve il başkanlığı meselesinin bir iç mesele olarak kalması gerektiğini vurguladı.
Tekin: Amacımız kavga etmek değil
Kayyım olarak atanan Gürsel Tekin, görevine başladıktan sonra basına açıklamalarda bulundu. Tekin, CHP İstanbul İl Başkanlığı’nda yaşanan sürecin gerilimli bir hale gelmesinin partiye fayda sağlamayacağını belirterek, “İl merkezi hepimizin binası. Biz kardeşlerimizle kavga etmek için görev almadık. Sorunları çözmek, kardeşlik hukukunu geliştirmek için görev aldık” dedi. Ayrıca, “Hep birlikte dayanışma içinde olacağız” diyerek, çözüm odaklı bir yaklaşım sergileyeceğini ifade etti.
Tekin, polis yardımı alıp almayacağı sorusuna ise net bir şekilde, "Ben CHP il binasına hiçbir zaman polisle girmedim, girmem. Baba ocağı hepimizin evi, oraya nasıl gireceğimi biliyorum" diyerek, İl Başkanlığı binasına sadece parti içindeki demokratik yöntemlerle gireceğini belirtti.
"Keşke partimiz adliye koridorlarına düşmeseydi"
Gürsel Tekin, parti içindeki bu gelişmelerin CHP’nin gündemini saptırmaması gerektiğini, kurultay sürecini ve iktidar mücadelesini engellemeye yönelik bir çaba içinde olmadıklarını vurguladı. Ayrıca, “Keşke partimiz adliye koridorlarına düşmeseydi. Amacımız bir yeni bir garabet, yeni bir tartışma yaratmamaktır” dedi. Bu sözler, partinin içindeki gerilimin parti dışındaki önemli siyasi hedeflerle çakışmaması gerektiğini ifade eden bir çağrı olarak değerlendirildi.
Prof. Kanadoğlu: Karar hukuka aykırı
CHP'deki kayyım krizini 24 Saat için değerlendirilen Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Korkut Kanadoğlu, İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanlığı'nın görevden alınıp yerine kayyım atanması yönündeki kararının hukuka aykırı olduğunu söyledi:
“Bu kararı bir hukuk mahkemesinin vermiş olması, kararı baştan hukuka aykırı kılmaktadır. Nitekim siyasi partiler salt özel hukuk tüzel kişileri değildir. Siyasi partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olarak üstlendikleri özel işlevlerinden dolayı yarı kamusal bir niteliğe sahiptir. Anayasal kurumlar olarak siyasi partilerin sahip oldukları bu nitelik, siyasi partilerin ayrıcalıklarının da gerekçesini oluşturur.”
Kanadoğlu, siyasi partilerin anayasal bir statüye sahip olduğunu vurgulayarak, mahkemenin bu kararı verme yetkisinin bulunmadığının altını çizerek partilerin düzenlediği seçim ve yönetim değişikliklerinde izlenen prosedürleri anlattı:
“Siyasi partiler; kurulma, örgütlenme ve faaliyetlerinde diğer tüzel kişilere göre ayrıcalıklardan yararlanır. Bu parti ayrıcalığı, siyasi partilere mevcut örgütlenme ve üye yapısıyla, Anayasa Mahkemesi kapatma kararı verinceye dek çalışma izni vermektedir. Üstelik parti ayrıcalığına siyasi partiler gibi vatandaşlar da dayanabilir. Bu özellikleri, siyasi partiler için derneklere uygulanan bütün hükümlerin geçerli olmasını engellemektedir. Siyasi partilerin kurultay süreçleri de, partilerin işlevlerinden kaynaklanan anayasal statüleri nedeniyle derneklerin genel kurullarından ayrılmaktadır. Siyasi Partiler Kanunu’nun 21. maddesi, partilerin büyük kongreyle il ve ilçe organlarının seçimlerini Yüksek Seçim Kurulu’nun ve seçim kurullarının yani seçim yargısının gözetim ve denetimine bırakmıştır. YSK, büyük kongreyi denetleyecek Seçim Kurulunu belirler, onlar da sandık kurullarını oluştururlar. Seçim yargısının gözetimi ve denetiminde yapılan seçimlere ilişkin itirazlar, usulsüzlük iddiaları da ilgili seçim kuruluna tutanakların düzenlenmesinden itibaren 2 gün içinde yapılır ve kesin olarak karar bağlanır. Bu maddeye göre kullanılan oylar ve diğer belgeler 3 ay saklanır. SPK'nin 21. maddesi, açık biçimde seçim sonucuna etki edecek düzeydeki usulsüzlük ve kanuna aykırı uygulamalar nedeniyle seçim iptaline ancak bu usulle karar verilebileceğini ve bu takdirde de 1 ile 2 ay arasında bir sürede seçimlerin yenileneceğini hükme bağlamıştır.”
Tüm bu sürecin yanında yaşandığı ileri sürülen usulsüzlüklerin çözüm yerinin hukuk mahkemeleri olmadığını işaret eden Kanadoğlu, konuyla ilgili mevzuatın altını çizdi:
“298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 130. maddesi, siyasi partilerin il başkanlarıyla genel merkezleri veya bağımsız aday tarafından, tutanağın düzenlenmesinden sonra, seçimin neticesine etkili olaylar ve hâller sebebiyle 7 gün içerisinde itiraz edilebileceğini düzenlemektedir. Aynı maddede yine bu itirazı “seçimin sonucu hakkında kesin karar vermek yetkisine sahip olan kurulların” değerlendireceği belirtilmektedir. YSK’nın almış olduğu kararlarda da seçim işlemleri nedeniyle seçimin iptali taleplerinin olağanüstü itiraz yolu ile süresi içinde yazılı başvuru olması halinde incelenebileceği ve seçimin iptali taleplerinin tam kanunsuzluk yolu ile incelenmesine izin verilmediği belirtilmiştir.”
Geçmişteki seçimler de incelemeye alınabilir
Verilen kararın mahkemenin görev alanı olmamasına rağmen seçim hukuku alanına müdahale etmesi anlamı taşıdığını ifade eden Kanadoğlu, geçmişte gerçekleşen seçimlere yönelik de incelemelere neden olacağını değerlendirdi:
“Verilmiş olan karar, Mahkemenin, görevli olmadığı hâlde seçim hukuku alanına müdahale etmesi anlamına gelmektedir. YSK ile seçim kurullarının gözetim ve denetiminde kesinleşmiş seçim sonuçlarının bir derece mahkemesi kararıyla iptal edilmesi sonucunu doğurmuştur. Bu takdirde, seçim hukukunun ivedilikle seçim sonuçlarını kesinleştirme prensibi çiğnenerek geriye doğru her seçim için inceleme başlatılabilecektir.”
“Siyasi Partiler Kanunu görmezden gelindi”
İstanbul 35. Asliye Mahkemesi’nin kararında, ihtiyati tedbir kararı için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 389. maddesine atıfta bulunduğu hatırlatan Kanadoğlu, mahkemenin Siyasi Partiler Kanunu yerine HMK’nin uygulanmasını da değerlendirdi:
“SPK yerine HMK’nin uygulanması açısından da gerekçe olarak Siyasi Partiler Kanunu’nun 121. maddesi gösterilmiştir. Fakat SPK'nin 121. maddesi, Türk Medeni Kanunu, Dernekler Kanunu’nun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların SPK’ya aykırı olmayan hükümlerinin siyasi partiler hakkında da uygulanacağını öngörmektedir. Siyasi partiler için özel kanun özelliğini taşıyan SPK, öncelikle uygulanacak ancak burada bir boşluk bulunması hâlinde adı geçen diğer kanunların getirdiği düzenlemeler partiler için de uygulanabilecektir. Bu durumda Mahkeme’nin SPK’nin 21. maddesini görmezden gelerek İl Başkanı, İl Yönetim Kurulu Asıl ve Yedek Üyeleri ile İl Disiplin Kurulu Asıl ve Yedek Üyelerinin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına karar vermesi hukuka aykırıdır.”
"Parti yönetimi dizayn ediliyor"
Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen tedbir kararının, masumiyet karinesi ve siyasi örgütlenme özgürlüğü açısından önemli hukuki sorunlara yol açtığının altını çizen Kanadoğlu, “Anayasa’nın 38. maddesi gereği 'suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz' Asliye Hukuk Mahkemesi’nin gördüğü davada kişiler hakkında soruşturma açılmasına bu şekilde bir sonuç bağlaması masumiyet karinesini ihlal edecektir. Ayrıca belirtilen suçlama kişilerin şahsi cezai sorumluluğuna ilişkin olup parti tüzel kişiliği açısından bir sonuç doğurmayacaktır. İşlenen bir suçun sonucu olarak parti hakkında da tedbir uygulanması için bunun kanunda açıkça düzenlenmesi gerekir. Örneğin Dernekler Kanunu’nun 32. maddesinin (f) bendinde sanıkların geçici olarak görevden uzaklaştırılması öngörülmüştür. Siyasi Partiler Kanunu’nda ise böyle bir düzenleme öngörülmediğinden ceza davasıyla hukuka aykırı bir ilişki kurularak geçici tedbir uygulanması mümkün değildir.
Son olarak, siyasi örgütlenme özgürlüğünün özü, partilerin yönetim kadrolarını kendi üyelerinin ve yetkili organlarının belirlemesini gerektirir. Mahkemeler eliyle halihazırda görev üstlenmeyen kişilerin 'tedbiren' İl Başkanı ve yönetici olarak atanmaları, parti yönetimlerinin içinin dizayn edilmesi anlamına gelir ve örgütlenme özgürlüğünün özüne aykırılık teşkil eder. Buna ne Anayasa ne de kanuni düzenlemeler cevaz vermemektedir” değerlendirmesinde bulundu.





