Komedyen Deniz Göktaş’ın 24 Haziran’da YouTube’da yayımlanan "Ölü Deniz" adlı stand-up gösterisindeki ifadeleri nedeniyle hakkında açılan davanın ilk duruşması, 88 günlük tutukluluk sürecinin ardından bugün Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde başladı.

İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmesi planlanan duruşma, aynı hâkim ve savcı heyeti tarafından İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi salonunda yapıldı. Duruşma öncesinde adliye çevresinde ve bina içerisinde geniş güvenlik önlemleri alınırken, adliyeye girişlerde kısıtlamaya gidilerek yalnızca çalışanlar, basın kartı sahibi gazeteciler ve duruşması olan yurttaşlar içeri alındı.

Duruşmayı Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, TİP İstanbul Milletvekili ve Parti Sözcüsü Sera Kadıgil, CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile SOL Parti’den Alper Taş takip etti.

Yeni Partili Emir'den fon soruşturmasına ilişkin açıklama
Yeni Partili Emir'den fon soruşturmasına ilişkin açıklama
İçeriği Görüntüle

"Yüz binlerce kişinin izleyip alkışladığı dört cümle"

Mahkeme heyetinin salondaki yerini almasının ardından savunmasını yapmak üzere kürsüye çıkan Deniz Göktaş, konuşmasına şu sözlerle başladı:

"Umarım yazan çizen insanlar sadece bardağın dolu tarafına odaklanırlar; her cümlemiz sandığımızdan daha büyük anlam taşıyor. Bu davayı bilmeyen birine 2026 yılında, 88 gün hapse gönderilmesine sebep olacak kelimeleri sorsak aklına bunlar gelmez. Bu davaya sebep olan 4 cümle komedyen kimliğimle söylediğim ve karşılığında alkış ve kahkaha aldığım cümleler. İddianame; yayınlanan son gösterimden önce 197 kez, yüz binlerce biletli seyircinin izleyip alkışladığı dört cümleden oluşuyor. Ben bu davaya konu olan 4 cümlelik şakayı, 2023 yılından 2026 yılına kadar yüz binden fazla seyirciye oynadım, hiçbir seyirci şikayetçi olmadı. Samsun’da, Mersin’de, Muğla’da, Trabzon’da, Hatay’da…. Her gösteride en büyük salonda oynadım… Kendi aramızda halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettik de ayrıldık değil… Yüz binlerce kişiye oynadım. Gelen tek şikayet, bilet kalmamış olmasıydı."

"Üç günde milyonlarca kişi izledi, sosyal medyada saldırı başladı"

Gösterinin dijital platformda yayımlanması sonrasında hedef gösterildiğini anlatan Göktaş, savunmasında süreci şöyle aktardı:

"Gösteriden 23 gün sonra YouTube’a yükledim. Beklediğimden çok büyük bir ilgi gördü. 3 günde milyonlarca kişi izledi. Sosyal medya gündemini troller belirliyor ve hoşlarına gitmeyen bir şey gündem olduğunda saldırarak kendi lehlerine çevirmeye çalışıyorlar. Trol ekibinden gördüğüm ilk paylaşım Şamil Tayyar isimli trolldendi. Üçüncü gün şakamın başını sonunu kesip, eş zamanlı olarak paylaştılar, bu kesinlikle organik değildir. Bu kişiler gösterinin varlığından rahatsız oldular. Tamamen kişisel bir saldırıya geçtiler, yurt dışına kaçtığımı yazdılar. Ben gösteriyi 24 Haziran’da yayınladım, 22 Haziran’da yarım milyonluk bedelli askerlik ücretimi yatırdım. Ben her yaz turnem bitince yurt dışına arkadaşlarımın yanına gidiyorum."

Yurt dışındaki arkadaş çevresi ve Türkiye'ye dönüş kararına ilişkin olarak ise şunları söyledi:

"Bütün yakın arkadaşlarım Türkiye’de gelecek göremedikleri için yurt dışına göç ettiler. Ben onları Türkiye’ye dönmeye ikna etmeye çalışırım, ‘sandığınız kadar kötü değil, bana bir yol verin’ diye… Onları hala Türkiye’ye geri dönmeye ikna etmeye çalışmak istiyorum ama işim biraz daha zorlaştı…"

"Polisler 'Neden döndün' dedi, rızam olmadığı halde ters kelepçe takıldı"

Türkiye'ye kendi iradesiyle döndüğünü belirten Göktaş, gözaltı anını ve sonrasındaki muameleyi şu ifadelerle dile getirdi:

"Avukatımı arayıp sordum, tatilimi yarıda kesip Türkiye’ye döndüm. Polis geldi, havalimanında sakince yürüdük, havalimanı karakoluna gittik. Bütün polis memurları bana, ‘Salak mısın Deniz, neden döndün? Sendeki imkan bizde olsa dönmezdik’ dedi. Bu kadar bıkmış olmalarına üzüldüm. Hem kelepçeye hem görüntüye rızam olmadığını söyledim, zorla yaptılar. Ters kelepçeyle, başım öne eğilerek çıkarıldım. Hepsinde başımı kaldırdım, gülümsedim. O yüzden uzak ve arkadan görüntü aldılar. Bu süreç boyunca bütün polis memurları neden Türkiye’ye döndüğümü soruyordu. O sırada bile buna üzüldüm, ‘Türkiye’de görmediğim bir şey var herhalde’ dedim. Kan, idrar, saç örneği alındı, sıfır sebeple uyuşturucu testine sokuldum. Ne içtiysem artık 88 gündür sonuç çıkmadı…"

"Kemal Kılıçdaroğlu ile emrivaki şekilde görüştürüldüm"

Gözaltı sürecinde eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmeye de değinen Göktaş, savunmasında şu sözleri kaydetti:

"O cümleleri izlememiş olan savcıya şakaları izah ettim. ‘Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmek istiyor musun?’ diye 3 kez soruldu, net bir şekilde görüşmek istemediğimi söyledim. Emrivaki şekilde Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştürdüler. Ters kelepçe yetmezmiş gibi bir de Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüm. Bir tek o ‘Neden Türkiye’ye döndün’ demedi.. Üzerimden reklam yapılmasını istemediğim için görüşmek istemedim. Ona rağmen konuşmamı yalanladılar. Sözlerimi yalanlayacak bir parti genel başkanıyla neden görüştürüldüm? Neden Kemal Kılıçdaroğlu ile görüştürüldüğümü bilmiyorum gerçekten. Delil karartma sebebiyle tutuklandım, hücremdeki ilk haftamda televizyonda ters kelepçeli görüntülerimi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ısrarla söylediklerimi reddetmesini izledim. Troll ekibinin derdi eleştirel her sesi sindirmektir. Hücremde 88 gün boyunca Cem Küçük’ün komşusu olarak bu duruşmaya çıkmayı bekledim."

"SEGBİS odasında 30 saniyelik bir özgürlük oldu"

Tahliye kararına rağmen cezaevinden çıkamadan yeni bir suçlamayla tutuklandığı anları anlatan Göktaş, şunları kaydetti:

"4 cümlelik iddianamenin hazırlanması 64 gün sürdü. Ben bu belirsiz bekleyiş sırasında psikolojik olarak yeterince yorulmuşken 57. günde, beni tutuklayan hakim SEGBİS ile karşımdaydı. ‘İtiraz sonucu 2 suçlamadan tahliye oldun’ dedi, ‘başka suçlamadan tutuklama istemi var’ dedi. 30 saniyelik bir özgürlük oldu SEGBİS odasında. Daltonlar suç örgütünü övmek suçlamasıyla tekrar tutuklandım. Pazartesi günü önceki iki suçtan yine tutuklandım. Mahkeme hakkımda hiç tahliye kararı vermemiş olsa, hakkımda şu an daha az suçlama olacakmış gibi hissediyorum…"

"'Diktatör' hakaret değil siyasi betimlemedir"

Soruşturmaya konu ifadelerinden birine ilişkin değerlendirmede bulunan Göktaş, savunmasını şu cümlelerle sürdürdü:

"‘Diktatör’ bir hakaret değil, siyasi betimlemedir. Başka bir komedyen ‘demokrat’ diyebilir ve benden daha çok güldürebilir. Bir şakadan rahatsız olursanız verebileceğiniz cezalar bellidir; gülmemek, gösteriye gitmemek ve aynı sertlikte eleştirmektir. Komedyenler yalnız insanlar, onları korumak savcılığın görevidir. Politik mizah bugünün Türkiye’sinde yasak değilse, diktatör şakasında bir suç yoktur. Nasrettin Hoca bugün stand-up yapsa gösterinin yarısı Recep Tayyip Erdoğan hakkında olurdu. Kimse göle maya çalmayı dinlemek istemezdi. 90 dakikalık gösterimin sadece 5 dakikası Recep Tayyip Erdoğan hakkındadır. Bunun da sadece 1 cümlesi iddianameye girmiş. Çıkınca bu yaşadığım süreci aynı dille anlatmaya devam edeceğim. Bunların hepsi hiciv sanatının bir parçasıdır, herhangi bir hakaret kastım yoktur."

İddianamede 12 yıl 2 aya kadar hapis istemi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan iddianamede, Deniz Göktaş’ın "Ölü Deniz" gösterisindeki ifadeleri gerekçe gösterilerek "Cumhurbaşkanına hakaret", "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" ve "suçu ve suçluyu övme" suçlarından 2 yıl 8 aydan 12 yıl 2 aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor.

28 Ağustos'ta yapılan tutukluluk incelemesinde tahliye kararı verilmesine karşın, SEGBİS üzerinden "suçu ve suçluyu övme" iddiasıyla yeniden tutuklanan, ardından savcılığın itirazıyla diğer iki suçtan da tutukluluğu yinelenen Göktaş'ın savunmasının tamamlanmasının ardından mahkemenin tutukluluk haline ilişkin ara karar vermesi bekleniyor.

Kaynak: Haber Merkezi