Kadına yönelik şiddete karşı mücadele eden Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı tarafından Adıyaman, Kahramanmaraş, Hatay ve Adana illerinde yapılan incelemeler, depremin ardından geçen iki buçuk yıla rağmen, kadına yönelik şiddetle mücadele mekanizmalarının işlevsel olmadığını ortaya koydu. Mor Çatı’nın, deprem bölgesinde gerçekleştirdiği ve gözlemlerini de kamuoyu ile paylaştığı üçüncü ziyaretlerini ve deprem bölgesinde özellikle kadın ve çocukların yaşadıklarını, Mor Çatı gönüllüsü, sosyal çalışmacı Eda Sevinin 24 Saat Gazetesi’ne anlattı.
“15-19 Eylül 2025 tarihlerinde Adıyaman, Kahramanmaraş, Hatay ve Adana’ya gittik. Mor Çatı’nın depremin hemen ardından yaptığı deprem bölgesi izleme çalışmalarına bir devam niteliğinde olsun istedik. Depremin hemen ardından kadına yönelik şiddetle mücadele mekanizmalarında yaşanan aksaklıkları ve atılması gereken adımları sıralamıştık. Depremin üstünden geçen bunca zamandan sonra neler değişti, hem afet durumunda hem de sonrasında kadına yönelik şiddetle mücadele yükümlülüğü olan kurumlar ne gibi adımlar attı, bu soruların cevaplarını aradık” diyen Sevinin, bu ziyaretlerinin doğrudan şiddete uğrayan kadınlardan ziyade, erkek şiddetine karşı kadınlarla dayanışma kuran sivil toplum örgütleriyle ve dayanışma ağlarıyla, kadına yönelik şiddetle mücadele etmekle yükümlü kamu kurumlarıyla, barolarla ve belediyelerle yapıldığını söyledi.
Eda Sevinin
“Kadınlar şiddet ortamında kalmaya devam ediyor”
Deprem bölgesinde kadınlara yönelik şiddetin artıp artamadığına dair ve genel olarak da kadına yönelik şiddete ilişkin ellerinde veri bulunmadığını aktaran Eda Sevinin, “Bu veri eksikliği Türkiye’de feministlerin ve kadın hareketinin uzun yıllardır eleştirdiği bir sorun” dedi. Deprem bölgesinde de böyle bir veri tutulmadığını aktaran Sevinin, “Hele deprem öncesi ve deprem sonrası diye ayrıştırılmış veri hiç yok. Dolayısıyla şiddet arttı ya da artmadı diyemiyoruz” diye konuştu. Ancak görüştükleri kişilerin gözlemlerinde şiddetin arttığına ilişkin izlenim aldıklarını belirten Sevinin, “Kadına ve çocuğa yönelik şiddete dair istatistiki olarak kesin bir bilgi verememekle birlikte yoğunluğunun artmış olabileceğini, şiddet uygulayan kişilerin farklılaştığını, şiddetle mücadele mekanizmalarına ulaşmak zor olduğu için şiddet gören kadınların şiddet ortamında kalmaya devam etmek zorunda hissettiklerini söylediler” dedi.
“Deprem bölgesinde yeni şiddet biçimleri ortaya çıkmış”
Deprem bölgesinde şiddetin biçim değiştirdiğine ilişkin izlenim ve gözlemlerini aktaran Sevinin şunları ifade etti:
“Gözlem olarak sıkça duyduğumuz konulardan biri de şu: Afet sonrasında kadınlara ve çocuklara yönelik yeni şiddet biçimleri de ortaya çıkmış. Örneğin, deprem sonrasında erkekler arabalarını köye götürerek kadınların şehir içinde ulaşımını kısıtlıyorlar; konteyner ve hak sahipliği devlet kurumları tarafından otomatik olarak erkeklere verildiği için erkekler kadınları konteynerden çıkarmak ve eşyaları boşaltmak gibi yöntemlere başvuruyor. Barınma ve ulaşımın gündelik hayatı derinden etkileyen büyük sorunlar olduğu bir ortamda, erkeklerin tam da bu sorunları daha da ağırlaştırmayı bir şiddet yöntemi olarak kullanması altı çizilmeye değer bir nokta gibi görünüyor.”

“Mahremiyeti tesis etmek zor”
Konteyner kentlerde yaşanan mahremiyet sıkıntısına da işaret eden Eda Sevinin şu gözlemleri aktardı:
“Konteyner kentlerde mahremiyeti tesis etmenin zor olduğunu, konteyner kentlerdeki aydınlatmasız boş alanların ya da boşaltılmış konteynerlerin çocuklara ve kadınlara yönelik cinsel şiddet için riskli alanlar olduğunu da sık sık duyduk. Konteyner kentlerdeki aydınlatma eksikliği, ortak banyo ve tuvalet kullanımı gibi fiziksel olarak zorlayıcı koşullar, kadınları ve çocukları cinsel şiddete ve istismara daha açık hale getiriyor. Ayrıca çocukların yetişkinlerin hayatının çok içinde ve şiddete de cinselliğe de yakından tanık olduğu, o yüzden akranlar arasında hem cinsellik konuşmalarının hem şiddet uygulama davranışının arttığı da paylaşılan gözlemler arasında yer aldı.”
“Kız çocukları eğitimden kopuyor”
Kendileriyle paylaşılan bir gözlemin de “Kız çocuklarının eğitimden koptuğu, sık sık evliliğe zorlandığı” bilgisi olduğunu aktaran Sevinin, “Hatta bazı şehirlerde bu konuda strateji belgesi hazırlıklarının başladığını, devlet kurumlarının da bu sorunu gündemlerine aldığını duyduk” dedi.

“Konteyner kentlerde günde bir saat su veriliyor”
Konteyner kentlerde kadınların yaşamlarının susuzluk, yaşlı bakımı vb. gibi durumlarda daha da zor olduğuna işaret eden Sevinin’in edindiği izlenimler şöyle:
“Görüşmelerimizde, mülki amirlerin konteyner kentlerin kapanması için harekete geçtiği ve konteynerlerde yaşayanlara şehir çeperlerine yeni inşa edilen toplu konut tarzı evlere yerleşmeleri için baskı yapıldığı aktarıldı. Bu baskının bir parçası olarak konteyner kente günde sadece bir saat su verildiğini ve bunun hangi saat olacağının önceden bildirilmediğini öğrendik.
Bu uygulamaların konteynerde zaten zorlu koşullarda yaşayan, ücretsiz ev işlerini, çocuk ve yaşlı bakımını üstlenen kadınların gündelik hayatını daha da zorlaştırdığını gördük. Şehirlerde toplu taşıma ağının hâlâ eskisi gibi işlemediği düşünüldüğünde, yeni inşa edilmiş alanlara taşınan kadınların şehir merkezine ulaşımı da fiilen engelleniyor.”
“Ziyaret ettikleri illerde genele ilişkin gözlemlerinin depremlerin üzerinden iki buçuk yıl geçmişken afetin etkilerinin pek çok alanda hâlâ devam ettiği, başta altyapı olmak üzere sorunların sürdüğü ve bu koşulların adeta normalleştiği olduğunu” da söyleyen Sevinin, “Özellikle Hatay ve Adıyaman’da etkiler çok daha fazla hissediliyor: Bu iki şehirde belediyeler dahil pek çok kamu kurumu hâlâ kalıcı yerlerine yerleşebilmiş değil. Örneğin Hatay’da belediyenin bazı birimleri, şehir merkezinin dışında konteynerlerde hizmet veriyor ve bu da ulaşılabilirlik konusunda ciddi zorluklar yaratıyor. Kadına yönelik şiddetle mücadele mekanizmaları, deprem öncesi verdikleri hizmetleri tam anlamıyla veremiyorlar. Benzer biçimde ışıklandırma, toplu taşıma gibi kadınların kamusal alana erişimini ve güvenliğini doğrudan etkileyen hizmetler de yerleşmiş değil. Yoğun biçimde devam eden inşaatlar nedeniyle onarılamayan ya da bozulan yolların kadınların şehir içerisindeki hareketini kısıtladığını gördük” değerlendirmesini yaptı.
“Kadınlar uzaklaştırma kararı aldırdıkları erkeklerle aynı alanda yaşamak zorunda”
Konteynerlerdeki kalabalık yaşamın erkek şiddetini artırıcı etkiler yarattığını da gözlemlediklerini belirten Sevinin, “Yeni konteyner tahsislerinin yapılmaması nedeniyle kadınların uzaklaştırma kararı bulunan erkeklerle aynı alanlarda yaşamak zorunda kaldığı belirtildi. Ayrıca deprem sonrası yeni konutlara taşınan kadınların komşuluk ilişkilerinden ve sosyal dayanışma ağlarından koparıldığı, bu nedenle şiddet anında destek alma imkânlarının azaldığı ifade edildi” dedi.

‘Toplumsal cinsiyet’ vurgusu
Mor Çatı olarak, “deprem bölgesinde en büyük eksikliklerden birinin kadına yönelik şiddetle mücadele mekanizmalarının kamu kurumları tarafından öncelikli görülmemesi olduğunu” gözlemlediklerini vurgulayan Sevinin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Kadınların şiddetten uzak ve bağımsız bir yaşam kurabilmesi için kamu kurumlarının ve belediyelerin bu alana özel bütçe ayırması gerekiyor. Tüm politikaların toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle hazırlanması da önemli...” Mor Çatı olarak, “deprem bölgesinde en büyük eksikliklerden birinin kadına yönelik şiddetle mücadele mekanizmalarının kamu kurumları tarafından öncelikli görülmemesi olduğunu” gözlemlediklerini vurgulayan Sevinin, “Kadınların şiddetten uzak ve bağımsız bir yaşam kurabilmesi için kamu kurumlarının ve belediyelerin bu alana özel bütçe ayırması gerekiyor. Tüm politikaların toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle hazırlanması da önemli” dedi.
“İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden dönülmeli”
Kadına yönelik şiddetin temel nedeninin toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğunu belirten Sevinin, çözüm için İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden dönülmesi gerektiğini söyledi. Mevcut yasaların etkin uygulanmasının ve kadınların ihtiyaçlarını merkeze alan politikaların hayata geçirilmesinin önemine vurgu yapan Sevinin, “İstanbul merkezli faaliyet yürüten Mor Çatı’nın bir sığınağı bulunduğunu, bunun dışında kadınlara sosyal, hukuki ve psikolojik destek sunulduğunu ve deprem bölgesinden ulaşan kadınları ilgili mekanizmalara yönlendirdiklerini, kadın örgütleriyle dayanışma çalışmaları içinde olduklarını da söyledi.

Mor Çatı'nın acil talepleri
● Afet sonrası yeniden yapılandırma süreçlerinde, kadına yönelik şiddetle mücadele ve sosyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, kamu kurumlarının öncelikli gündemi haline getirilmeli,
● Kadına yönelik şiddetle mücadele mekanizmalarında sunulan destek hizmetlerin aksamaması ve yeterli hizmet sunulabilmesi için merkezi bütçeden ayrılan pay artırılmalı,
● Kadına yönelik şiddetle mücadeleden sorumlu kamu kurumlarının hem fiziksel hem de personel kapasitesi güçlendirilmeli, kurum çalışanlarının tükenmişlik yaşamaması için süpervizyon desteğinin sürekliliği sağlanmalı,
● Tüm politika ve uygulamalar, toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısıyla ve kadınların özgül ihtiyaçları gözetilerek yürütülmeli,
● Şiddet vakalarına ilişkin nitelikli veri tutulmalı ve bu veriler ışığında önleyici çalışmalar geliştirilmeli,
● Konteyner kentlerdeki aydınlatma eksikliği ve boş alanlar gibi cinsel şiddete zemin hazırlayan fiziksel riskleri ortadan kaldıracak önlemler geliştirilmeli,
● Sosyal yardımlar aile merkezli olmaktan çıkarılmalı; şiddet gören, yalnız yaşayan veya boşanma aşamasında olan kadınların doğrudan faydalanabileceği şekilde planlanmalı,
● Çocuk istismarını ve kız çocuklarının zorla evlendirilmesini engellemek için bölgeye özgü risklerin de farkında çözüm mekanizmaları hayata geçirilmeli,
● Yeni konutlara geçiş ve hak sahipliği süreçlerinde kadınların mülkiyet ve miras haklarını koruyacak, erkek şiddeti karşısında kadınları güvencesiz bırakmayacak hukuki ve idari düzenlemeler yapılmalı,
● Göçmen kadınların kadına yönelik şiddetle mücadele mekanizmalarında maruz kaldıkları ayrımcılığı ortadan kaldırmaya yönelik politikalar geliştirilmelidir.




