Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayımladığı 2025 “Ölüm ve Ölüm Nedenleri” raporuna göre Türkiye genelinde intihar vakalarındaki artış dikkat çekerken, verileri 24 Saat için değerlendiren Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Gülin Özdamar Ünal, yaşanan tabloyu ‘yapısal bir uyarı işareti’ olarak nitelendirdi.
Resmi verilere göre, 2019 yılında Türkiye genelinde 3 bin 476 olan intihar kaynaklı can kaybı, her yıl artarak 2025 yılında 4 bin 599’a yükseldi. Yüz bin nüfus başına düşen intihar sayısını ifade eden kaba intihar hızı ise 2019’da 4,20 iken, 2023'te 4,79'a, 2024'te 5,27'ye ve 2025 yılında 5,35'e tırmandı.
Genel ölüm nedenleri incelendiğinde; %34,7 ile dolaşım sistemi hastalıkları ilk sırada yer alırken, intihar vakalarını da kapsayan "Dışsal yaralanma nedenleri ve zehirlenmeler" başlığı toplam ölümlerin %4,0'ünü oluşturdu. Toplam ölüm oranlarında binde 10,8 ile Sinop en yüksek, binde 2,3 ile Şırnak en düşük il olarak kayda geçti.
"Sadece pandemi etkisi demek sorunu geçiştirmektir"
İntihar sayılarındaki bu çarpıcı yükselişi değerlendiren TPD Genel Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Gülin Özdamar Ünal, tablonun sadece "pandemi sonrası artçı etkiler" ile açıklanamayacak kadar çok katmanlı olduğunu vurguladı. Ünal, şu ifadeleri kullandı:
"İntiharı yalnızca bireysel ruhsal hastalıklarla açıklamak sorunun yapısını gözden kaçırmaktır. Türkiye'de gözlenen artış eğilimi; ekonomik belirsizlikler, gelir esitsizliği, genç nüfusta artan gelecek kaygısı, toplumsal destek mekanizmalarındaki zayıflama ve ruh sağlığı hizmetlerine erişim güçlüğüyle birlikte değerlendirilmeli. Özellikle genç erişkinlerdeki yüksek oranlar; umutsuzluk, yalnızlaşma ve toplumsal aidiyet duygusundaki zayıflamayı düşündürmektedir.. Bu durum, toplumsal dayanıklılığımızın kırılganlaştığını gösteren yapısal bir uyarı işareti."
"Bilinmeyen" ölümlerdeki artış ve damgalanma riskine dikkat çekti
TÜİK raporunda, "Bilinmeyen" ölüm nedenlerinin oranının bir yıl içinde yüzde 5,3'ten yüzde 8,0'e yükselmesi de dikkat çekti. Toplumdaki kültürel, dini ve ailevi baskılar sebebiyle bazı intihar vakalarının kayıtlara geçmeme olasılığına değinen Ünal, uluslararası literatürde bu durumun uzun yıllardır tartışıldığına dikkat çekti.
Ünal, "Mevcut verilerle kayda geçmeyen intiharların büyüklüğüne dair güvenilir bir niceliksel tahmin yapmak mümkün değil. Bilinmeyen ölümlerdeki artışın tamamını 'gizli intihar' saymak da bu olasılığı dışlamak da bilimsel açıdan doğru olmaz. Ancak ölüm nedenlerinde şeffaflığın artırılması, adli ve tıbbi kayıt sistemlerinin güçlendirilmesi hayati önem taşıyor. Önlemenin ilk adımı, sorunun gerçek boyutunu ortaya koyabilmektir" dedi.
Çözüm yalnızca tedavide değil, bütüncül kamu politikalarında
Türkiye'deki mevcut önleyici tedbirlerin ve ruh sağlığı politikalarının geliştirilmeye açık olduğunu belirten Ünal, kalıcı çözümün çok sektörlü bir halk sağlığı yaklaşımından geçtiğini belirtti. Ünal, başarılı ülke örneklerinden yola çıkarak yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:
“İntiharın önlenmesi sadece psikiyatri hizmetlerine bırakılamaz; sağlık, eğitim, yerel yönetimler, sosyal hizmetler ve medyanın eşgüdümlü çalışması şart. Risk gruplarına yönelik erken müdahale programları yaygınlaştırılmalı, okul temelli hizmetler güçlendirilmeli ve medyada intihar haberleri sorumlu habercilik ilkelerine uygun verilmeli. Kalıcı başarı yalnızca tedavi hizmetlerinin artırılmasıyla değil; sosyal eşitsizlikleri azaltan, toplumsal dayanışmayı güçlendiren ve bireylerin geleceğe ilişkin umut duygusunu destekleyen bütüncül kamu politikalarıyla mümkün.”




