İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan, Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden bir yazı kaleme aldı. Pehlivan, Cumhuriyet gazetesi için yazdığı yazıda cezaevindeki günlük yaşamını ve karşılaştığı uygulamaları anlatarak “cezaevinde kalma rehberi” hazırladığını belirtti.
Pehlivan, tutuklu yargılamanın yaygınlaşması nedeniyle cezaevi gerçeğinin daha geniş bir kesimi ilgilendirdiğini savundu.
“Cezaevi hepimize yalnızca bir adliye kadar yakın”
Pehlivan, tutuklu yargılamanın istisna olmaktan çıkarak temel uygulamaya dönüştüğünü ileri sürerek cezaevinin toplumun daha geniş kesimleri açısından gündelik bir gerçeklik haline geldiğini ifade etti.
Bir avukat olarak cezaevinden çıkış yerine cezaevinde kalma üzerine yazmasının ironik bulunabileceğini belirten Pehlivan, mevcut yargı pratiğinde avukatların tahliye konusunda yeterince etkili olamadığını savundu.
Pehlivan, kendi tutukluluğuna ilişkin de değerlendirmelerde bulunarak cezaevinden yazmaya devam ettiğini belirtti.
Pehlivan'dan İnfaz memurlarına ilişkin değerlendirme
Pehlivan, yazısında cezaevi personeline ilişkin deneyimlerini de aktardı.
İnfaz memurlarının tutukluların hangi suçlamayla cezaevinde bulunduğuyla ilgilenmediğini ve genel olarak herkese eşit davrandığını belirten Pehlivan, ihtiyaç duyulduğunda personelin yasalar çerçevesinde yardımcı olduğunu ifade etti.
“Cezaevi yemekleri bazen bayıyor”
Cezaevindeki yemeklerden de söz eden Pehlivan, yemeklerin zaman zaman kendisini zorladığını belirtti.
Bamya yemeğinin sık sık menüde yer aldığını esprili bir dille anlatan Pehlivan, mevcut malzemelerle farklı yemekler hazırlamaya çalıştığını yazdı.
Spor yapmak için mat talebi reddedildi
Pehlivan, cezaevinde fiziksel sağlığını korumak amacıyla spor yapmaya önem verdiğini belirtti.
Cezaevine girdikten sonra spor matı talebinde bulunduğunu ancak idarenin, matın kişinin kendisine veya başkasına zarar verme ihtimali nedeniyle talebi yazılı kurul kararıyla reddettiğini aktardı.
Pehlivan, spor matının doktor raporuyla alınabileceğinin kendisine bildirildiğini, ancak bu süreçte yaşanan bürokratik işlemlerin yorucu olduğunu ifade etti.
Sağlık bölümünde yaşadığı diyaloğu anlattı
Cezaevindeki sağlık hizmetlerine ilişkin deneyimini de paylaşan Pehlivan, geçtiğimiz günlerde revire gittiğini ve doktorun şikâyetlerini dinlediğini belirtti.
Doktorun kendisine stresli bir dönem geçirip geçirmediğini sorması üzerine yaşadığı durumu ironik bir dille anlatan Pehlivan, aylardır cezaevinde bulunmasının kendisi açısından olağan bir günlük stres gibi değerlendirilemeyeceğini ifade etti:
"Cezaevi doktoru stresli bir dönemde olup olmadığımı sordu. Şok oldum. 'İlahi doktor, altı üstü haksız yere aylardır hapisteyim, kim bilir daha ne kadar hapiste olacağım bilmiyorum. Bunlar her insanın yaşadığı günlük stresler, majör bir şey yok!' dedim."
Hücresini her gün temizlediğini söyledi
Pehlivan, kaldığı hücrenin temizliği konusunda da deneyimlerini paylaştı.
Beton zemini her gün yıkadığını belirten Pehlivan, hücresinin minimal olması nedeniyle bunun fazla su tüketimine yol açmadığını yazdı.
“Tecrit ve izolasyonun tek artısı güvenlik”
Yüksek güvenlikli cezaevinde tek kişilik hücrede kaldığını belirten Pehlivan, fiziksel güvenlik açısından bir sorun yaşamadığını ifade etti.
Bununla birlikte, bu durumun “tecrit ve izolasyonun tek artısı” olduğunu belirten Pehlivan, kapalı spor salonuna ve açık sahaya da tek başına çıktığını aktardı.
Başka kişilerle karşılaşabildiği yerin ise avukat görüş kabinleri olduğunu belirtti.
“Cezaevleri romantize edilecek yerler değil”
Pehlivan, yazısının sonunda cezaevlerindeki hak ihlallerine ilişkin bir değerlendirme yaptı.
Türkiye’de çok sayıda cezaevinde hak ihlallerinin sürdüğünü öne süren Pehlivan, cezaevlerinin bir “deneyim merkezi” olmadığını ve romantize edilmemesi gerektiğini belirtti.
"Yazıyı bitirirken büyük bir şerh düşmeliyim" diye yazan Pehlivan, "Türkiye’de pek çok cezaevinde halen yüzlerce hak ihlali yaşanmaya devam ediyor. Cezaevleri bir deneyim merkezi değildir. Romantize edilecek, kahramanlık hikâyeleri yazılacak yerler de değil. Kuyruğu dik tuttuğumuza bakmayın, ben dahil birçok insanın cezaevi günleri ağır tecrit altında geçiyor. Tecritin kırıldığı o görüş günlerinde de üç yaşındaki kızımın asla yanıt veremediğim sorularıyla boğuluyorum. Henüz zaman kavramı olmayan bir çocuğa belirsiz bir başka zamanı nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum" dedi.
Yazının tamamını okumak için tıklayın.




