Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul'da düzenlenen NATO Parlamento Başkanları Onuruna Verilen Öğle Yemeği Programında yaptığı konuşmada, Avrupa-Atlantik güvenliğinin tarihi bir dönemeçten geçtiğini belirterek Türkiye'nin NATO içindeki stratejik önemine dikkat çekti.
Savunma sanayisinde müttefikler arasında daha güçlü iş birliği çağrısı yapan Erdoğan, "Türkiye'nin savunma alanında sahip olduğu kapasiteyi dar siyasi çıkarlar nedeniyle dışlamanın kimseye faydası yoktur. Bu noktada ittifak çapında Teksas'tan Ankara'ya uzanan amasız fakatsız bir güvenlik ve savunma ağı oluşturmalıyız" ifadelerini kullandı.
"NATO'nun caydırıcılığı her zamankinden daha kritik"
Küresel güvenlik ortamının giderek daha belirsiz hale geldiğini söyleyen Erdoğan, savaşlar, terör, düzensiz göç ve bölgesel krizlerin NATO'nun caydırıcılık kapasitesini daha da önemli hale getirdiğini belirtti.
Türkiye'nin 70 yılı aşkın süredir NATO'nun güvenliğine katkı sunduğunu vurgulayan Erdoğan, güçlü ordusu, modern askerî kabiliyetleri ve gelişmiş savunma sanayisiyle ittifakın en önemli müttefiklerinden biri olmaya devam ettiğini söyledi.
Erdoğan'ın konuşmasından öne çıkan satır başları:
"Kıymetli parlamento başkanları, saygıdeğer parlamenterler, değerli misafirler, sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle ve muhabbetle selamlıyorum. NATO Parlamenter Zirvesi vesilesiyle sizlerle bir araya gelmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Kıtaların ve kültürlerin kavşak noktası olan güzel İstanbul'umuza hepiniz hoş geldiniz, safalar getirdiniz. NATO Parlamenter Zirvesi'nin verimli geçmesini temenni ediyor, zirveye katkı sunacak tüm katılımcılara şimdiden teşekkür ediyorum.
Kıymetli misafirler Avrupa-Atlantik güvenliği tarihi bir dönemeçten geçiyor. İttifakımızın bilhassa doğu ve güneydoğu sınırlarında cereyan eden savaş, kriz, terör ve düzensiz göç gibi tehditler, güvenlik anlayışımızı yeniden şekillendirmemizi gerekli kılıyor. Eski kalıplar, eski ön kabuller bir bir yıkılırken yerlerini neyin alacağı, neyin ikame edileceği henüz bilinmiyor. İstikrar yerine gerilimin, düzen yerine kargaşanın arttığı, öngörülebilirliğin azaldığı, sabah neyle karşılaşılacağını kimsenin kestiremediği bir belirsizlik döneminin tam ortasındayız.
Şu noktanın da altını özellikle çizmek istiyorum. Küresel sistemi ve siyaseti tarif eden mevcut tanımlamalar, bugünün dünyasında anlamlarını büyük ölçüde yitirmiştir. Başta Gazze ve Lübnan'da yaşananlar olmak üzere yakın dönemde şahit olduğumuz katliamlar, insanlığın vicdanında derin yaralar açarken aynı zamanda uluslararası kurumların ve kuramların itibarını yere sermiştir. Yeni dönemin bu boyutunu görmeden eski kavramlarla mevcut durumu açıklamanın pek mümkün olmadığını düşünüyorum. Bu ortamda hem NATO'nun caydırıcılığını muhafaza etmesinin hem de müttefikler arasındaki dayanışmanın tahkiminin daha kritik hâle geldiğine inanıyorum. Mevcut jeopolitik denklem, NATO'nun üstlendiği rolün önemini artırmıştır. Türkiye olarak yeni dönemin ruhunu en iyi okuyan ülkelerden biriyiz. Kriz bölgeleriyle 1800 kilometreyi aşan kara sınırına sahip Türkiye, güçlü ordusu, modern askerî kabiliyetleri ve gelişmiş savunma sanayisiyle 70 yılı aşkın süredir NATO'nun güvenliğine katkı sunan müttefiklerin başında gelmektedir. NATO misyonlarında aktif görev alıyor, barış ve istikrarın korunmasına destek oluyoruz. Gerek bölgesel krizleri yönetmedeki müstesna becerimizi gerekse NATO bünyesindeki engin tecrübemizi müttefiklerimizle paylaşıyoruz.
"Türkiye'yi dışlamak kimseye kazanç sağlamaz"
Erdoğan, Avrupa güvenlik mimarisinde Türkiye'nin vazgeçilmez bir konuma sahip olduğunu belirterek, savunma sanayisi alanındaki iş birliklerinin siyasi gerekçelerle engellenmemesi gerektiğini ifade etti.
Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin savunma ve güvenlik girişimlerine dahil edilmesi gerektiğini dile getiren Erdoğan, parlamenterlere bu konuda destek çağrısında bulundu.
Savunma sanayisi ve külfet paylaşımı vurgusu
Müttefikler arasında külfet paylaşımının adil olması gerektiğini söyleyen Erdoğan, savunma sanayisi ticaretinin önündeki engellerin kaldırılmasının NATO'nun ortak güvenliği açısından büyük önem taşıdığını ifade etti.
Türkiye'nin NATO misyon ve harekâtlarına en fazla katkı sağlayan ilk beş müttefik arasında yer aldığını hatırlatan Erdoğan, buna rağmen Avrupa güvenliğine sağlanan katkıların zaman zaman göz ardı edildiğini savundu:
"Son olarak, Lahey Zirvesi'nde kabul ettiğimiz taahhütler doğrultusunda savunma harcamalarımızı artırıyor, NATO misyon ve harekâtlarına en fazla katkı sağlayan ilk beş müttefik arasında yer alıyoruz. Ancak bu katkılarımıza rağmen Türkiye'nin Avrupa güvenliğine sağladığı vazgeçilmez faydaların bazı durumlarda göz ardı edildiği de bir vakıadır. Avrupa sütununun gelişiminde söz sahibi ülkelerden biri olarak kıtadaki tüm savunma ve güvenlik girişimlerine dâhil olma iradesine sahibiz. Avrupa Birliği tarafından açıklanan savunma ve güvenlik girişimlerine Türkiye'nin dâhil edilmesi konusunda siz parlamenterlerin yakın ilgi ve desteğini bekliyoruz. Türkiye'nin savunma alanında sahip olduğu kapasiteyi dar siyasi çıkarlar nedeniyle dışlamanın kimseye faydası yoktur. Bu noktada ittifak çapında Teksas'tan Ankara'ya uzanan amasız fakatsız bir güvenlik ve savunma ağı oluşturmalıyız.
Kıymetli misafirler. Ankara Zirvemizin bir diğer ayırt edici özelliği savunma sanayi iş birliğine yapacağı vurgudur. Zirve kapsamında düzenleyeceğimiz NATO Savunma Sanayi Forumu'nda bir yandan gelişmiş ürünlerimizi sergilerken diğer yandan da bu iş birliğini çok daha etkili hâle getirecek tedbirleri ele alacağız. Ve misafirlerimiz, Türkiye'nin savunma sanayi alanında kısa sürede kat ettiği önemli mesafeyi görmüş olacak. Ayrıca, NATO'nun güvenliğe 360 derece yaklaşımı uyarınca Ukrayna, İran, Körfez ve Filistin başta olmak üzere küresel ve bölgesel gelişmeleri değerlendireceğiz."
Filistin için iki devletli çözüm çağrısı
Konuşmasının sonunda Orta Doğu'daki gelişmelere değinen Erdoğan, ABD ile İran arasındaki ateşkesin kalıcı hale gelmesi için diplomatik girişimlerin sürdüğünü belirtti.
Filistin meselesinin bölgedeki gerilimin temel nedeni olduğunu ifade eden Erdoğan, "Bu noktada, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki ateşkesin kalıcı bir çözümle neticelendirilmesi için Pakistan ve Katar'ın yanı sıra dost ve kardeş ülkelerle birlikte gereken katkıları vermeyi sürdüreceğiz. Bölgemize ve dünyaya rahat bir nefes aldıran mutabakatı baltalamayı amaçlayan, özellikle Lübnan'ı hedef alan saldırıları yakından takip ediyoruz. Bölgemizin istikrara kavuşmasına tahammül edemeyen, hatta bunu kendi güvenliği için tehdit olarak gören soykırım şebekesinin provokasyonlarına fırsat verilmemesi noktasında sizlerin desteğini bekliyoruz. Orta Doğu'daki gerilimlerin temelinde Filistin meselesi yatmaktadır. İşgal bitmeden, İsrail'in sürekli artan toprak gaspı sona ermeden maalesef bölgemizde kalıcı barış sağlanamaz. Kalıcı barışa giden yolun kapısı ise iki devletli çözümdür. 1967 sınırlarında bağımsız, egemen, toprak bütünlüğüne sahip bir Filistin Devleti mutlaka kurulmalıdır" dedi.




