Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), Anayasa Mahkemesi'nin evlenen kadının nüfus kaydının eşinin hanesine taşınmasına ilişkin düzenlemeyi Anayasa'ya aykırı bulmamasının ardından yazılı açıklama yaptı. Platform, 10 Ağustos 2026 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan kararın kadınların eşitliği, kimliği ve nüfus kaydı açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Açıklamada, Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 23. maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır" düzenlemesinin Anayasa'ya aykırı olduğu yönündeki başvurunun Anayasa Mahkemesi tarafından reddedildiği aktarıldı.

İstanbul’da narkotik operasyonu: 16 şüpheli yakalandı
İstanbul’da narkotik operasyonu: 16 şüpheli yakalandı
İçeriği Görüntüle

EŞİK, Anayasa Mahkemesi kararını eleştirdi

EŞİK, kararın kadınlar açısından cinsiyet ayrımcılığı oluşturduğu gerekçesiyle yapılan başvurunun İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından Anayasa Mahkemesi'ne taşındığını belirtti. Başvurunun Avukat Gülbahar Yılmaz ve eşi Avukat Ömer Çakıröz tarafından yapıldığı ifade edildi.

Platform, Anayasa Mahkemesi'nin kararında eşitlik ilkesinin yeterince ele alınmadığını ileri sürdü. EŞİK, mahkemenin söz konusu düzenlemeyi nüfus kayıt sisteminin işleyişine ilişkin teknik bir düzenleme olarak değerlendirdiğini savundu.

Açıklamada, "evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır" hükmünün erkek üzerinden kurulan nüfus kayıt sisteminin bir parçası olduğu belirtilerek, bu uygulamanın kadınların kimliği ve özerkliğiyle bağlantılı olduğu ifade edildi.

Platformdan Anayasa Mahkemesi'ne eşitlik eleştirisi

EŞİK'ten, "soyadımızdan, kütüğümüzden, kimliğimizden vazgeçmiyoruz" başlığıyla yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:

"Anayasa Mahkemesi, Resmî Gazete’de (10.8.2026) yayımlanan kararıyla, kadının evlenince eşinin nüfus kayıt sistemine nakledilmesini düzenleyen, “evlenen kadının kaydı kocasının hanesine taşınır” şeklindeki Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 23. maddesinin 2. fıkra 1. cümlesini Anayasa’ya aykırı bulmadı. Mahkeme, kadınlar aleyhine cinsiyet ayrımcılığı yarattığı için Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasıyla, Av. Gülbahar Yılmaz ve eşi Av. Ömer Çakıröz’ün açtığı davada İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından iptali talebiyle önüne taşınan kanun maddesindeki cinsiyetçiliği görmezden geldi. Kararın eşitlik ilkesini merkeze alması gerekirken, Mahkeme eşitlikle bağ kurmaksızın Kanunu salt teknik bir düzenlemeye indirgedi. Anayasa Mahkemesi kadın hareketinin “kütüğümüzü geri alacağız” mücadelesini görmezden geldi, ataerkinin aile ve kadına bakışını perçinledi ve kadının ikincil konumunu bir daha normalleştirdi.

Ataerkinin tarafında duran Mahkeme, erkeği önceleyen ve kadını evlenmekle onun nüfus sistemine tabi kılan kanunu “nüfus kayıt sisteminin işleyişinin belli bir düzen içinde sürmesi için kurulmuş olan teknik düzenleme” tanımı altına saklamayı tercih etmiştir. Hatta sicil sisteminde neden kadının değil erkeğin sicilinin asıl alındığını tartışmadığı gibi, nüfus kütüğü kaydının yasayla gizli tutulduğu iddiasıyla kişinin kimliğinin bir parçası olmadığını beyan etmiştir. Halbuki kadın hareketi tam da bu nedenle ayrımcılığın giderilmesini talep etmektedir, kadınlar eşitlik ve kimliklerinin erkeklerden özerkliği için mücadele vermektedir.

Ayrıca nüfus kütüğü kaydı hanesi Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartında bulunmasa bile birçok kimlik kartında açıkça yer aldığı gibi kadınlar birçok işlemde vukuatlı nüfus kayıt örneğini sunmak zorundadır. Nüfus kaydının gizli olmasının kadının kimliği ile ilgili bağı kestiği kabul edilemez bir iddiadır. Gizlilik esas olsun olmasın, nüfus kaydının erkek üzerinden oluşturulması kadın özerkliğine ve kimliğine açık bir müdahaledir.
10/5 nispetiyle alınan karara dair beş üye tarafından kaleme alınan iki ayrı karşı oy ise kadınların sesini duymayı başaran metinlerdir.

Karşı oyların vurguları ise çoğunluk kararında yer almayan cinsiyet eşitliği ve aile içi eşitliktir. Kadınların nüfus kayıt sistemindeki varlığı önce baba sonra erkek eş üzerinden tanımlanmaktadır. Kadınların evlenmekle ve/veya boşanmakla tekrar tekrar değişen soyadları ve kütükleri Anayasa’nın 10’uncu maddesindeki eşitlik düzenlemesine tartışmasız şekilde aykırıdır. Anayasa Mahkemesi yine 10’uncu maddede düzenlenen devletin cinsiyet temelli eşitsizlikleri ortadan kaldırma yükümlülüğünü (pozitif yükümlülük) ve 41’inci maddedeki eşitlikçi aile düzenlemesini görmezden gelmiştir. Ataerkinin ve Aile 10 Yılı’nın siyasi iklimine uygun kararlarla Anayasa’nın aşındırılmasını ve kadınların ikincilleştirilmesini kabul etmiyoruz.

Anayasa Mahkemesi’nin “kadının kütüğü” kararını 4 Haziran’da (“süresiz” nafakanın iptali kararıyla aynı gün) verdiğini görüyoruz. Ama Mahkeme gündeminde esastan görüşme listesinde de yer alan bu kütük kararı nedense o gün basınla paylaşılmadı. Sadece nafaka konusundaki kısa karar duyuruldu.
Mahkeme aynı gün kadın haklarına karşı iki kararla kamuoyu önüne çıkmak istememiş olabilir. Kararların zamana yayılarak, birer birer, kadın kamuoyundaki tepkileri çok yükseltmeden yayımlanması stratejik bir görünüm sergiliyor.
Bağımsız ve tarafsız olması gereken yargıda, iç hukuktaki en son hak arama yolu olan Anayasa Mahkemesi’nin kendisinin, Anayasa’yı görmezden gelmesi kabul edilemez. Mahkeme’nin alenen kadınlara, kadın haklarına ve eşitlik ilkesine aykırı bir strateji ile hareket ettiğini, ataerkinin yanında olduğunu düşünmek istemiyoruz. Aile 10 Yılı ile yüzünü açıkça gösteren uzun soluklu bir eşitlik karşıtı strateji ile karşı karşıya olduğumuzu biliyoruz. Mücadelemizi bu bilinçle yürütüyor ve takibimizi bu gözle yapıyoruz."

Kaynak: Haber Merkezi