Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar vermesiyle başlayan sürece ilişkin 24 Saat'e değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Caner Özdurak, yaşanan tablonun anlık bir piyasa şokundan ziyade yaklaşık 8-10 aydır biriken anomalilerin regülatif ve adli bir müdahaleyle kontrol altına alınması süreci olduğunu belirtti.

Soruşturma MASAK'ın Pusula Finans Holding AŞ, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Hedef Holding AŞ ve Bulls Yatırım Menkul Değerler AŞ hakkında başsavcılığa yolladığı yazı ile başladı
Özdurak, bazı fonlarda ve fon yönetim şirketlerinin kendi hisselerinde görülen yüzde bin ila yüzde üç bin arasındaki aşırı getirilerin, modern finans teorileriyle ve rasyonel piyasa kıstaslarıyla bağdaşmayan "fiktif bir değerleme sarmalı" (Bir varlığın veya finansal aracın olduğundan daha değerli gösterilmesi) ürettiğini ifade etti. Düşük işlem hacimli yan tahtalarda yoğunlaşan bu yapay fiyat hareketlerinin MSCI, Financial Times ve Dow Jones gibi uluslararası çevrelerin Türkiye piyasasına yönelik uyarılarıyla birleştiğini aktaran Özdurak, bu durumun SPK'nin piyasa fiyatı yerine "makul değer esaslı fon değerleme rehberini" devreye sokmasını zorunlu kıldığını ve sürdürülemez olan bu döngüyü kırdığını kaydetti.

Lehman Krizi, ABD'li yatırım bankası Lehman Brothers'ın 15 Eylül 2008'de 600 milyar doları aşan rekor borçla iflas etmesiyle tetiklenen ve tüm dünyaya yayılan 2008 Küresel Finansal Krizi'nin doruk noktası olarak kabul ediliyor
"2008 Lehman benzeri domino etkisini engellemeye yönelik kontrollü bir adım"
Krizin Borsa İstanbul'un geneline veya makroekonomik temellere yayılmış yapısal bir çöküş yaratmadığına işaret eden Doç. Dr. Caner Özdurak, operasyonun arka planındaki kurumsal eşgüdümü şu ifadelerle aktardı:
"2.000'den fazla fonun faaliyet gösterdiği pazarda sorunlu 131 fonun karantinaya alınması, Finansal İstikrar Komitesi, Hazine, SPK ve TCMB koordinasyonunda yürütülen kontrollü bir operasyondur. Buradaki temel strateji, 2008 Lehman krizini andıran bir domino etkisinin oluşmasını, BIST 30 ve BIST 100 genelinde panik kaynaklı satışların derinleşmesini, TL varlıklardan dövize kaçışı ve nihayetinde reel sektöre sıçrayabilecek likidite tıkanıklıklarını engellemektir."
Özdurak, Merkez Bankası'nın piyasadaki likiditeyi yakından izleyerek gerektiğinde ek adımlar atacağını duyurmasının da piyasayı sakinleştirici bir tampon işlevi gördüğünü vurguladı.
"Fon mal varlığı şirket varlığından kesin çizgilerle ayrıdır"
Sürecin hukuki boyutunun 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 107. maddesinde tanımlanan "piyasa dolandırıcılığı" kapsamında ilerlediğini belirten Özdurak; fon yöneticilerine yönelik tutuklamalar, yurt dışı çıkış yasakları ve sosyal medyadaki spekülatif panik yayınlarına dönük erişim engellerinin adli sürecin ciddiyetini gösterdiğini ifade etti.
Yatırımcıların haklarına ve yasal güvencelerine ilişkin değerlendirmesinde Özdurak şu hususlara dikkat çekti:
"Yatırımcılar açısından en kritik yasal güvence, fon mal varlığının portföy yönetim şirketlerinin kendi mal varlığından kanunen kesin çizgilerle ayrı tutulması ve yalnızca fon sahiplerine tahsis edilmiş olmasıdır. Fon varlıklarına tedbir konulması paranın kaçırılmasını engellerken, mağdur yatırımcıların ceza davalarına katılan sıfatıyla müdahil olma ve kusurlu idarecilere karşı tazminat davası açma hakları mevcuttur."
"Varlıklar buharlaşmadı ancak kayıplar kaçınılmaz olabilir"
İki büyük banka aracılığıyla üç aylık bir takvime bağlanan tasfiye sürecine değinen Özdurak, yatırımcıların varlıklarının buharlaşmadığını ancak bu tablonun sürecin tamamen kayıpsız atlatılacağı anlamına gelmediğini vurguladı.
Özellikle derinliği olmayan, alıcısız yan tahtalara yatırım yapmış hisse senedi ve serbest fonların piyasada nakde çevrilmesi sırasında değer kayıplarının yaşanmasının kaçınılmaz olduğunu belirten Özdurak, para piyasası fonu sahiplerinin ise bu dalgalanmadan daha korunaklı bir konumda bulunduğunu aktardı. Yüksek enflasyon ortamında tasarruflarını korumak isterken risk profil anketlerini biçimsel olarak geçip yüksek riskli serbest fonlara yönelen bireysel yatırımcı profilinin varlığına değinen Özdurak, finansal okuryazarlığın yalnızca getiri odaklı değil risk yönetimi ekseninde ele alınması gerektiğini ortaya koyduğunu belirtti.
"Küçük yatırımcı nitelemesi romantize ediliyor, finansal okuryazarlık abartılıyor"
Türkiye finans piyasalarında sıkça kullanılan "küçük yatırımcı" kavramını eleştiren Doç. Dr. Özdurak, bu nitelemenin iktisadi rasyonaliteden ziyade duygusal ve korumacı bir retorikle romantize edildiğini kaydetti.
Modern finans yazınında bireysel piyasa katılımcılarını salt korunmaya muhtaç, edilgen aktörler olarak konumlandıran demagojik bir tanımın yer almadığını belirten Özdurak, kurgusal mağduriyet anlatısına karşı çıkarak şu değerlendirmede bulundu:
"Piyasa mekanizmasının özünde risk ile beklenen getiri arasındaki denge yatmaktadır ve piyasaya dahil olan her rasyonel aktör bu risk primini zımnen üstlenmektedir. Dolayısıyla, sermaye piyasalarını paternalist bir koruma güdüsü üzerinden okumak yerine, katılımcıların risk-getiri ödünleşimini kabullenen bağımsız karar alıcılar olduğunu teslim etmek esastır."
Özdurak ayrıca, finansal okuryazarlık nosyonuna yüklenen normatif misyonun da haddinden fazla abartıldığını ifade ederek; temel düzeyde finansal okuryazarlık edinmenin, kişiye karmaşık portföy dinamiklerini yönetecek ya da profesyonel uzmanlığın ikamesi olabilecek bir yetkinlik kazandırmadığını vurguladı.
"2001 Bankacılık Reformu gibi bir arınma fırsatı"
Yaşanan krizin mevzuat eksikliğinden ziyade etik ve denetimsel aksaklıklardan kaynaklandığını belirten Özdurak, sürecin geçmişte 2001 krizi sonrası bankacılıkta Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ile sağlanan kurumsal dönüşüme benzer bir arınma fırsatı barındırdığının altını çizdi.
Özdurak, şeffaf ve hakkaniyetli bir tasfiye ile sıkı denetim mekanizmalarının tesis edilmesinin hem yerel yatırımcının güvenini yeniden tesis edeceğini hem de orta ve uzun vadede kurumsal yabancı sermayenin piyasaya giriş zeminini güçlendireceğini belirtti.
Fon soruşturması nasıl başladı?
Süreç, Pusula Portföy’ün 15 Eylül’de bazı yatırım fonlarında yatırımcıların katılma payı iade ödemelerinin yapılamadığını ve temerrüde düştüğünü açıklamasıyla başladı. Portföy yönetim şirketlerinin sığ işlemli hisseleri toplayarak yapay hareket oluşturması ve piyasayı manipüle etmesinin ardından Pusula’nın temerrüde düşmesiyle Borsa İstanbul’da düşüş yaşandı.
Gelişmeler üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosu soruşturma başlattı. Başsavcılık, 17 Eylül’de MASAK’a gönderdiği müzekkere ile Pusula Finans Holding AŞ, Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ, Hedef Holding AŞ ve Bulls Yatırım Menkul Değerler AŞ ile bu şirketlerin alt kuruluşlarının yöneticilerine ilişkin mali verilerin temin edilmesini istedi. Yazıda; yöneticilerin açık kimlik bilgilerinin tespiti ile 2024 yılından bu yana yurt dışına gerçekleştirdikleri para ve kripto varlık transferleri dahil tüm nakit hareketlerinin ham veri halinde iletilmesi talep edildi.
MASAK verileri doğrultusunda yürütülen operasyonlar kapsamında gözaltına alınan şüpheliler Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne sevk edildi. Aralarında Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Üyesi Emre Alkin, Tera Yatırım Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Kerem Alkin, Tera Portföy Genel Müdürü Alper Öztürk, Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan, Pusula Portföy Yönetimi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yarız, Namık Kemal Gökalp, Altunç Kumova, İbrahim Bekçi, Doğa Sigorta Yönetim Kurulu Başkanı Nihat Kırmızı ile Tera Yatırım Yönetim Kurulu üyeleri Bülent Uygun ve Abdulkadir Özkan’ın da bulunduğu çok sayıda zanlı tutuklandı. Gözaltına alınan isimlerden Enver Çevik ve Kemal Akkaya savcılık ifadelerinin ardından serbest bırakıldı.
Soruşturmanın devamında adliyeye çıkarılan diğer şüphelilerden Furkan Baki, Murat Keçeci, Ramazan Erbey, İlhan Aygül, Salih Can Bülbül, Selçuk Kahya, Uğur Akkafa, Samet Çetinel, Celal Yarız, İsmail Ege, Mehmet Yıldırım, Lütfi Çetinel, Berkan Gülen ve Mehmet Erbey tutuklanırken, 3 şüpheli hakkında adli kontrol hükümleri uygulandı. Farklı tarihlerde sevk edilen 19 şüphelinin tutuklanması, 2 kişinin adli kontrolle serbest bırakılmasının ardından yürütülen son operasyonda gözaltına alınan 8 kişiden 6’sı daha cezaevine gönderildi. Böylece soruşturma kapsamında tutuklananların toplam sayısı 51’e ulaştı.





