Çatışma gazeteciliğinden dijital dönüşüme, yapay zekânın haberciliğe etkisinden Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğüne kadar gazeteciliğin güncel sorunları Gazeteciler Cemiyeti'nin ev sahipliğinde düzenlenen medya konferansında ele alındı. Türkiye ve Avrupa’dan gazeteciler, akademisyenler, hukukçular ve meslek örgütü temsilcileri; sahada gazetecilerin karşılaştığı güvenlik risklerini, medya sektöründeki güvencesizliği, teknolojik dönüşümün mesleğe etkilerini ve basın özgürlüğü alanındaki sorunları değerlendirdi.

"Çatışma Gazeteciliği" başlıklı ilk panelde, çatışma bölgelerinde gazeteci olmak, savaşın komşu ülkelere etkileri ve haberciliğin dönüşen yüzü ele alındı.

İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi’nin moderatörlüğünü üstlendiği oturuma; Ukrayna Ulusal Gazeteciler Birliği (NUJU) Başkanı Sergiy Tomilenko, Selanik ve Trakya Gazeteciler Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Antonis Repanas ve Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Felat Bozarslan konuşmacı olarak katıldı.

Whatsapp Image 2026 06 17 At 12.04.49

Gappi: Gücünü halktan ve hakikatten alan bir gazeteciliğin peşindeyiz

Panelin açılış konuşmasını yapan İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, 33 yıllık meslek hayatında medyanın dijital ve yapısal olarak büyük bir dönüşüm geçirdiğini, özellikle yerel basının ekonomik krizler ve zorlu süreçlere karşı ciddi bir ayakta kalma mücadelesi verdiğini belirtti.

Çatışma gazeteciliğini, mesleğin en tehlikeli ve dikkat gerektiren alanlarından biri olarak tanımlayan Gappi, bu kavram yerine "barış gazeteciliği" veya "çözüm odaklı gazetecilik" tanımını tercih ettiğini ifade etti. Gappi, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

"Bizlerin varoluş amacı nettir. Gücünü yalnızca halktan ve hakikatten alan bir gazeteciliğin peşindeyiz. Hiçbir sansür mekanizmasına veya ekonomik baskıya boyun eğmeyen, tam bağımsız gazetecilik için mücadele eden Türk basınının duruşunu yansıtmaya çalışıyoruz. Kalemini satmayanların, gerçeği karartmayanların duruşu için Türkiye'de her türlü zorluğa rağmen mücadele eden tüm meslektaşlarımla kıvanç duyuyorum."

Whatsapp Image 2026 06 17 At 12.04.54

Tomilenko: 28 Ukraynalı gazeteci halen Rusya’nın elinde tutsak

Savaşın gölgesinde habercilik yapmanın bedellerini aktaran Ukrayna Ulusal Gazeteciler Birliği Başkanı Sergiy Tomilenko, Rusya-Ukrayna Savaşı'nda gazeteciliğin karşı karşıya olduğu tehditleri aktardı. Rusya’nın güveni zedelemek amacıyla büyük bilgi silahları kullandığını söyleyen Tomilenko; Telegram ve TikTok gibi platformlarda yapay zeka ile üretilen sahte siyasetçi, asker ve vatandaş videolarının yayıldığını belirtti. Tomilenko, özellikle gençlerin ve çocukların sahte hesaplar üzerinden manipüle edilerek askeri altyapılara sabotaj, istihbarat toplama ve saldırılara yönlendirildiğini ifade etti.

Propagandanın yetersiz kaldığı yerde gerçeği anlatanların hedef seçildiğini belirten Tomilenko, büyük çoğunluğu 2014 ilhakından sonra cep telefonlarıyla yaşananları duyurmaya çalışan Kırım Tatarlarından oluşan 28 Ukraynalı gazetecinin halen Rusya'da tutsak olduğunu açıkladı. Tomilenko, yakın zamanda Ukraynalı bir gazetecinin Rus hapishanesinde hayatını kaybettiğini de sözlerine ekledi.

Savaş alanlarında haberciliğin teknolojik olarak tamamen dönüştüğünü vurgulayan Tomilenko, cephe hatlarında anti-dron ağlarıyla korunan yollardan geçtiklerini aktardı. Geçmişte üzerlerinde "PRESS" yazan koruyucu yelek ve miğferlerin gazetecileri koruduğunu, ancak günümüzde bu kıyafetlerin Rusya için doğrudan birer hedef işareti haline geldiğini söyledi. Tomilenko, cephe hatlarında dron dedektörleri taşımanın artık profesyonel bir standart olduğunu vurguladı.

"Yerel medya insanlara yalnız olmadıklarını hissettiriyor"

Savaş bölgelerinde kurdukları gazeteci dayanışma merkezleri ile meslektaşlarının güvenliğini sağlamaya çalıştıklarını kaydeden Tomilenko, cepheye yakın bölgelerde her şeye rağmen yayın yapmayı sürdüren küçük yerel gazete temsilcilerinin önemine değindi. Bölge halkının bu gazeteleri sadece haber almak için değil, terk edilmediklerini görmek ve yalnız olmadıklarını hissetmek için beklediklerini belirterek yerel medyanın desteklenmesi çağrısında bulundu.

Savaş suçlarının örtbas edilmesini önlemek adına "gerçeğin teyit edilmesi" (fact-checking) süreçlerinin hayati olduğunu belirten Tomilenko, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

"Çatışma gazeteciliği artık sadece kurşunlara karşı değil, aynı zamanda algoritmalara ve yapay zekaya karşı da yürütülen bir mücadeledir. Dronlar çatışmaları, yapay zeka ise bilgiyi değiştiriyor; ama değişmeyen tek bir şey var: Gerçek hala çok önemli."

Whatsapp Image 2026 06 17 At 12.04.54 (1)

Selanik ve Trakya Gazeteciler Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Antonis Repanas, özellikle mülteci krizi döneminde İdomeni Aksı'nda edindiği deneyimleri aktararak çatışma bölgelerinde çalışan bağımsız habercilerin güvencesizliğini ve yaşadıkları psikolojik travmaları dile getirdi.

Gappi: Tüm riskleri göze alarak bambaşka bir pencere açıyorlar

İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, serbest gazetecilerin sahada gösterdiği mücadeleci ruhun önemine dikkat çekti. Antonis Repanas’ın 2015 yılındaki büyük mülteci krizinin en yoğun döneminde İdomeni Aksı'na giderek insan hikayeleri üzerinden serbest gazeteciliği yeniden şekillendirdiğini belirten Gappi, şu ifadeleri kullandı:

"Tüm riskleri göze alarak dünya basınında bambaşka bir pencere açıyor; kamerasını ve kalemini çatışma içindeki ajansların hizmetine sunuyor. Bir yandan serbest gazeteciliğin zorluğunu bizzat yaşamış bu isim, aynı zamanda bir gazetecinin böylesine tehlikeli bölgelerde neleri göze alması gerektiğine dair muhteşem bir süreci beyaz perdeye ve yazıya aktarıyor."

Repanas: Eskiden koruyan 'PRESS' yelekleri artık bizi açık hedef yapıyor

Sözlerine mülteci krizinde yaşananların kendisi için çok büyük bir ders olduğunu belirtecek başlayan Selanik Gazeteciler Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Antonis Repanas, antik çağlardan bu yana savaşlarda ilk vurulan şeyin "gerçek" olduğunu vurguladı. Geçmişte Saraybosna'da keskin nişancı sesleri altında görev yapan gazetecilerden bugüne çok şeyin değiştiğini söyleyen Repanas, koruyucu ekipmanların amacından saptığını ifade etti:

"Artık üzerimizdeki o 'PRESS' yazılı yelekleri giydiğimizde, ne yazık ki korunmak yerine doğrudan birer hedef haline geliyoruz. Biz bunu Gazze'de gördük, Ukrayna'da gördük, bugün de görüyoruz ve galiba gelecekte daha birçok yerde de görmeye devam edeceğiz. Eskiden bizi koruyan o basın yelekleri, artık bizi açık hedef yapıyor."

"Patronuna 'Psikolojik desteğe ihtiyacım var' diyen işini kaybediyor"

Çatışma sahalarında çalışan gazetecilerin mesleki eğitim eksikliği, ekipman yetersizliği ve psikolojik destek yoksunluğu gibi sorunları sadece kendi aralarında konuşabildiklerini belirten Repanas, medya sektöründeki iş güvencesizliğine dikkat çekti. Gazetecilerin bu sorunları ajans ya da medya patronlarına iletmekten korktuklarını söyleyen Repanas, "Çünkü patronlarına gidip 'Benim psikolojik desteğe ihtiyacım var' ya da 'Her iki yılda bir yeniden eğitim almam gerekiyor' dedikleri an, işlerini kaybetme korkusu yaşıyorlar. Patronlar hemen onların yerine gidecek başka birini buluyor. Dolayısıyla serbest gazeteciler, bu savaş ortamında bir nevi hayatta kalma ve kariyer mücadelesi veriyor" dedi.

Whatsapp Image 2026 06 17 At 12.04.47

Kendisinin de sahada çalışırken mülteci kamplarında insanların denizde hayatını kaybettiğini görmekten dolayı psikolojik olarak çok ağır etkilendiğini itiraf eden Repanas, gazeteciler arasındaki "Ben kendi kendime ağlar, kendimi teselli ederim, desteğe ihtiyacım yok" algısının yıkılması gerektiğini ve profesyonel psikolojik desteğin hayati olduğunu vurguladı.

Uluslararası federasyonlara protokol çağrısı

Serbest gazetecilerin korunması için yerel dernek, cemiyet ve birliklerin yanı sıra uluslararası çatı örgütlerin acilen devreye girmesi gerektiğini ifade eden Antonis Repanas; Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) ve Uluslararası Gazeteciler Federasyonu'na (IFJ) çağrıda bulundu.

Medya kuruluşlarının sahaya gönderdikleri veya serbest çalışan olarak telif ödedikleri tüm gazetecileri eğitmek, onlara gerekli güvenlik ekipmanını sağlamak ve psikolojik destek sunmak zorunda kalacağı net bir protokol ile kılavuzun oluşturulması gerektiğini belirten Repanas; uluslararası kurumlardan bu alanlar için daha fazla fon ve lojistik destek talep etti. Repanas, küresel düzeyde yürütülecek büyük araştırmalarla, gazetecileri hedef alan ve öldüren kişilerin cezasız kalmasının önüne geçilmesi ve bu isimlerin ifşa edilmesi gerektiğini söyleyerek konuşmasını noktaladı.

Whatsapp Image 2026 06 17 At 12.04.54 (2)

Bozarslan: Kriz bölgelerinde habercilik pratiğini çok iyi deneyimliyoruz

Panelde söz alan Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Felat Bozarslan, kriz ve savaş bölgelerindeki habercilik modelinin dünyadaki gelişimine değinerek Türkiye’deki gazetecilerin devletin merkezî dilinin medya üzerindeki etkisi ve kriz bölgelerine bakış açısı nedeniyle bu pratiği çok yakından deneyimlediğini ifade etti.

Türkiye’nin doğu ve güneydoğu bölgesinde son 45 yıldır yaşanan çatışma sürecinin mesleki anlamda son 30 yılına tanıklık ettiklerini belirten Bozarslan, hayatlarının ve meslek yaşamlarının önemli bir kısmının silah sesleri ve çatışmalar arasında geçtiğini dile getirdi.

“90’lı yıllarda yaşananlara sansür demek hafif kalırdı”

90’lı yıllardaki medya düzenini ve devletin medya üzerindeki hâkim dilini aktaran Bozarslan, o dönem uygulanan politikalara sadece "sansür" demenin hafif kalacağını savundu. Sahada medyanın görmediği veya görmek istemediği, zaman zaman da otosansür uyguladığı farklı bir gerçekliğin yaşandığını söyledi.

Whatsapp Image 2026 06 17 At 14.14.30

Dijital dönüşüm ve yapay zekanın gazeteciliğe etkileri tartışıldı

Konferansın ikinci paneli ise “Dijital Dönüşüm, Güvencesizlik ve Yapay Zeka” başlığıyla yapıldı. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Fatih Keskin’in moderatörlüğünde gerçekleşen panelin konuşmacıları Danimarka Gazeteciler Birliği Başkanı Allan Boye Thulstrup, Doç. Dr. Can Ertuna ve İletişim Uzmanı Ahmet Sabancı oldu.

Panelde, yapay zekanın medyadaki rolü ve geleceği masaya yatırıldı. Uzmanlar, yapay zekanın gazetecilik pratiklerini dönüştürürken insan ilişkileri, karar alma ve sorumluluk gibi alanlarda yetersiz kaldığına dikkat çekti. Sektörün gelecekteki istihdam ve ekonomik sürdürülebilirlik sorunları ile yapay zekaya karşı sahip olunan pazarlık gücü de panelin öne çıkan konuları arasında yer aldı. Konuşmacılar, yapay zekanın getirdiği teknolojik yeniliklerin yanı sıra sektörde yarattığı güvencesizlik, istihdam riskleri, mesleki dönüşüm ve yeni ekonomik modeller üzerine değerlendirmelerde bulundu.

Whatsapp Image 2026 06 17 At 14.14.29

Thulstrup: Yapay zekayla mücadele etmek bir hata

Danimarka Gazeteciler Birliği Başkanı Allan Boye Thulstrup, yapay zekanın her şeyi değiştirdiğini ve beş yıl içinde gazeteciliğin bugünkünden çok farklı bir noktaya geleceğini öngördüğünü söyledi. Yapay zeka teknolojileriyle mücadele etmenin yanlış bir yaklaşım olduğunu ifade eden Thulstrup, bu sistemlerin birçok yönden gazetecilere yardımcı olacağını dile getirdi. Teknolojinin insan ilişkileri kurma, karar alma ve sorumluluk üstlenme gibi gazeteciliğin özünü oluşturan alanlarda yetersiz kaldığını vurgulayan Thulstrup, gelecekte sahte içeriklerin artacağını ve medyanın gerçekliği doğrulayan bir rol üstleneceğini aktardı.

Thulstrup, konuya ilişkin olarak, “Yapay zekayla her şey değişiyor. Beş yıl içinde gazetecilik bugün olduğundan çok farklı bir şeye dönüşecek. Yapay zekayla mücadele etmek bir hata çünkü pek çok biçimde bize yardımcı olacak. Yapay zekanın çok iyi olmadığı şeylerden biri insan ilişkileri kurabilmek, derin ve uzun vadeli ilişkiler kurabilmek. Yani yapay zekanın gerçek hayattaki haberlere ulaşabilmesi mümkün değil. Yapamayacağı ikinci şey ise karar alabilmek. Yapay zeka bize çok sayıda seçenek sunar ama kararın insan tarafından alınması gerekir. Bir diğeri ise sorumluluk almak. İleride gazeteciliğin özünde bunlar yatıyor olacak. Şu an sahte resim üretmek, video üretmek çok kolay ve bunlar giderek yaygınlaşacak ama gelecekte bizim gerçekliğimizin alıcıları da olacak” dedi.

Whatsapp Image 2026 06 17 At 14.06.10

Ertuna: Editörlerin istihdamı yarı yarıya düşme tehlikesiyle karşı karşıya

Akademisyen Doç. Dr. Can Ertuna, yapay zeka kullanımının internet sitelerindeki bağlantılara tıklama oranlarını yüzde 40 oranında düşüreceğinin öngörüldüğünü belirterek mesleki geleceğe dair istatistiksel veriler paylaştı. Gazetecilerin büyük bir kısmının bu teknolojiyi işlerini kolaylaştırıcı bulduğunu ancak önemli bir kesimin de işsizlik kaygısı taşıdığını ifade eden Ertuna; nitelikli bilgiye, insan öykülerine ve sıcak gelişmeleri anlamlandıracak gazeteciliğe olan ihtiyacın devam edeceğini, rutin işlerin ise teknoloji tarafından ikame edileceğini aktardı. Türkiye ile abonelik modelinin oturduğu ülkeler arasındaki dönüşüm farklarına da değinen Ertuna, dijital eşitsizliklerin artabileceğine işaret etti.

Ertuna, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Gazetecilerin yüzde 80’den fazlası yapay zekanın gündelik işlerini kolaylaştırdığını söylüyor. Yaklaşık yüzde 30’u işsiz kalabilecekleri kaygısı taşıyor. Editörlerin istihdamı yarı yarıya düşme tehlikesiyle karşı karşıya. Gelecekte, insan öyküleri üreten gazeteciliğe, sıcak gelişmeleri bağlama oturtacak gazeteciliğe ihtiyaç olacak. Rutin ise ikame edilebilecek. Ayrıca foto muhabirliği önem kazanacak ama istihdam sağlayacak bir bağımsız medya yapılanması olacak mı belirsiz.”

Whatsapp Image 2026 06 17 At 14.06.11

"Gazeteciliğin, elindeki pazarlık gücünü masaya yatırması gerekiyor"

İletişim Uzmanı Ahmet Sabancı, basın sektörünün yapay zeka kaynaklı bu değişime hazırlıksız yakalandığını belirterek, internet gazeteciliğinin ekonomik kaygılara teslim olmasıyla güvenli ortamın daha önceden zedelendiğini ifade etti. Sosyal medya trafiği uğruna üretilen kalitesiz içeriklerin ardından yapay zekanın okuyucuya doğrudan ve hızlı veri sunarak mevcut zemine son darbeyi vurduğunu ve bir kaos ortamı yarattığını dile getiren Sabancı, eski ekonomik modellerin işlevini yitirdiğini savundu. Yapay zekanın güncel ve doğru bilgiye ulaşabilmek için yine gazetecilere ihtiyaç duyacağını hatırlatan Sabancı, medyanın ekonomik ve kurumsal sürdürülebilirlik adına elindeki bu pazarlık gücünü iyi değerlendirmesi gerektiğini vurguladı.

Sabancı, sektörün gelecekteki tasarımına ilişkin olarak, “Yapay zekanın da güncel ve doğru bilgiye ulaşabilmesi için gazetecilere ihtiyacı olacak. Burada güçlü bir pazarlık payımız var. Gazetecilik kendini daha iyi bir yöne götürmek istiyorsa elindeki bu pazarlık gücünü özellikle ekonomik ve kurumsal sürdürülebilirlik açısından masaya yatırması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Whatsapp Image 2026 06 17 At 14.55.07

“Gazeteci Örgütlerinde Karşılaşılan Zorluklar” konuşuldu

“Gazeteci Örgütlerinde Karşılaşılan Zorluklar” konulu oturumun moderatörlüğünü Gazeteci Elif Doğan Şentürk yaptı. Siyasal baskılar, sansürler, haber üretilirken karşılaşılan zorluklardan bahseden Şentürk, mesleki dayanışma ile bu zorlukların üzerinden kısmen gelinebildiğini söyledi. Şentürk arzu edilenin, daha çok üye ile daha güçlü örgütler ve daha güçlü dayanışma olduğunu söyledi.

Whatsapp Image 2026 06 17 At 14.55.10

Hapisteki gazetecilerle dayanışma duyguları paylaşıldı

EFJ Başkan Yardımcısı Pablo Aiquel, rollerinin üyelerinin çalışma şartlarını, maaşlarını ve gazeteciliği savunmak olduğunu belirterek Avrupa’nın farklı ülkelerinde çok sayıda örgüt olduğunu vurguladı. Anlaşmazlık olduğunda greve gidildiğini ve bu durumlarda üye sayısının önemli olmadığını söyleyen Aiquel, Paris’te gazeteci örgütlerinin işten çıkarmalara karşı yarın grev yapacağını belirtti.

Bütün dünyada gazeteciler arasında büyük bir dayanışma olduğunu belirten Pablo Aiquel, Paris’te topladıkları ve 100. yıllarına denk gelen kongrelerine dünyanın pek çok ülkesinden gelen katılımcılardan ortak sorunları ve dayanışma taleplerini gördüklerini söyledi. Aiquel şunları ifade etti:

“Gazeteciler dünyanın neresinde olursa olsun aynı sorunlarla karşılaşıyorlar. Büyük bir dayanışma var ama eksiklik araçlarda. Örneğin Avrupa ülkelerine kıyasla Afrika’daki örgütlerde daha az araç var. Hukuki mücadele konusunda hepimiz aynı savaşı veriyoruz. Türkiye’deki bütün meslektaşlarımızla dayanışma içerisindeyiz. Tüm dünyadaki gazeteciler Türkiye’deki hapisteki gazetecilerle dayanışma içindeler. Bu anlamda güçlü bir dayanışma var.”

Gazetecilik mesleğinin zor şartlar altında yapıldığını yineleyen Aiquel, bazı kuruluşların kendilerini koruyucu gibi gördüklerini, sadece gazetecilerin gazetecilik yapmasını savunduklarını, oysa yeni iletişim araçlarını kullanan, gazetecilik yapmak isteyen gençlerle de diyalog içinde olunması gerektiğini savundu.

Whatsapp Image 2026 06 17 At 14.55.10 (1)

“Ekonomik bağımlılık editoryal baskıya dönüşebiliyor”

Kafkas Üniversitesi’nden Dr. Cengiz Ergün, dezenformasyon yasasından sonra gazetecilerin hedef alındığını ve bir hukukçu kadar alanı iyi öğrendiklerini belirterek ekonomik bağımlılığa ilişkin olarak şunları ifade etti:

Bakan Çiftçi: Yıl sonuna kadar sokak köpeği sorunu bitecek
Bakan Çiftçi: Yıl sonuna kadar sokak köpeği sorunu bitecek
İçeriği Görüntüle

“Gazeteciliğin, gazeteci örgütlerinin sorunlarının başında ekonomik bağımlılık geliyor. Bu da editoryal baskıya dönüşebiliyor. Gazetecileri tehlikeye atacak içerik üretip üretilmediğini bilmiyorlar çünkü hukuki bir güvencesizlik var. Sosyal medya ve dijital üretimden sonra bağımsız gazeteciler de statü kapsamı dışında kalıyor. Burada da belirsizlik var, bu nedenle gazeteci hangi ifadesinden sonra nelerle karşılaşacağını bilemiyor.”

Konferansın “Türkiye’de Basın ve İfade Özgürlüğü” başlıklı üçüncü panelinde, Avukat Gökhan Tekşen moderatörlüğünde ÇGD Başkanı Kıvanç El, Gazeteci Alican Uludağ ve TGS Avukatı Elif Ergin konuştu.

ÇGD Genel Başkanı Kıvanç El, Türkiye’de basın özgürlüğünün önündeki yapısal engelleri, haberciliğin üç temel aşaması üzerinden aktardı.

Whatsapp Image 2026 06 17 At 16.10.29

El: Gazeteciliğin ilk adımı olan bilgiye erişim hakkı kısıtlanıyor

Türkiye'de basın özgürlüğü kavramının söylem düzeyinde sıkça savunulduğunu belirten Kıvanç El; iktidarın Cumhurbaşkanlığına, Adalet Bakanlığı’ndan İletişim Başkanlığı’na ve muhalefete kadar tüm aktörlerin kürsülerden "Türkiye'de basın özgürlüğü vardır, gazetecilerin önü açıktır" açıklamaları yaptığını hatırlattı.

Bu söylemlere karşın uluslararası endekslerde Türkiye'nin gerileyen konumunun açıkça ortada olduğunu ifade eden El, sorunun sadece tutuklu gazeteci sayıları, açılan davalar veya soruşturmalarla sınırlı olmadığını, habercilik faaliyetinin bütününe yayılan üç temel engelleme aşaması bulunduğunu savundu.

Kıvanç El, bir gazetecinin haber yaparken geçtiği aşamalarda karşılaştığı sistematik bariyerleri sıraladı.

Gazeteciliğin ilk adımı olan doğru bilgiye ve kamu kaynaklarına erişim hakkının kısıtlandığını belirten El; resmi kurumlarda uygulanan akreditasyon yasakları nedeniyle bakanlıkların, siyasi partilerin ve kamusal alanların kapılarının basın kartı sahibi olan veya olmayan birçok gazeteciye tamamen kapatıldığını ifade etti.

Whatsapp Image 2026 06 17 At 16.10.24

Ulaşılan gerçek bilgilerin halka iletilmesi aşamasında yasal yaptırımların devreye girdiğini söyleyen El; Türk Ceza Kanunu (TCK) ve Terörle Mücadele Kanunu (TMK) maddelerinin haberciler üzerinde baskı unsuru olarak kullanıldığını belirtti. El, özellikle TCK 217/A maddesiyle mevzuata giren “Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma” (dezenformasyon) yasasının, cumhurbaşkanına hakaret davalarının ve TMK'nın 6. maddesinde yer alan "terörle mücadele edenleri hedef gösterme" suçlamasının ucu açık kavramlar haline getirilerek usulsüzlükleri yazan gazetecilere karşı birer soruşturma gerekçesine dönüştürüldüğünü aktardı.

Bilginin kamuoyuna duyurulması aşamasında ise yoğun bir erişim engeli mekanizmasının işletildiğini belirten El, güncel bir örnek vererek Kısa Dalga platformunda yayınlanan ve tamamen açık kaynaklara dayanan bir araştırma haberinin, girildikten yarım saat sonra "milli güvenlik ve toplumsal çıkar" gerekçesiyle kaldırtıldığını söyledi. Bu durumun absürt bir sansür sarmalı doğurduğunu ifade eden El, "Kısa Dalga’nın haberi engellendi" diye yapılan ikinci habere de engelleme kararı getirildiğini, böylece "engellenen haberin engelleme haberinin engellenmesi" gibi bir tablonun ortaya çıktığını dile getirdi.

El, ayrıca ekonomik yaşam kaygısının sansürden daha tehlikeli olan otosansürü tetiklediğini şu sözlerle ifade etti: "Doğal olarak ekonomik kaygılar ve yaşam mücadelesi devreye girdiğinde birçok arkadaşımız haklı olarak şu psikolojiye bürünüyor: 'Niye başımı belaya sokayım? Neden bu işin peşine düşeyim?' Bu durum otosansürü beraberinde getiriyor."

Whatsapp Image 2026 06 17 At 16.10.29 (1)

Uludağ: Gazetecilik bir suç faaliyeti gibi görülüyor

Panelde konuşan gazeteci Alican Uludağ, kendi tutukluluk sürecinden ve sahadaki gözlemlerinden yola çıkarak Türkiye'de mesleğin dönüştüğü hukuki ve kurumsal iklimi aktardı.

Bugün yaşanan sürecin sadece yapısal bir kriz olmadığını, doğrudan gazeteciliğin ve gazetecilerin tasfiyesi olarak okunması gerektiğini belirten Uludağ, mesleğe yönelik kurumsal bakış açısını şu sözlerle eleştirdi:

"Bugün herhangi bir kamu makamıyla; bir savcıyla, polisle ya da hakimle karşılaştığınızda ve mesleğinizi sorup 'gazeteciyim' yanıtını verdiğinizde, size sanki suç işleyen bir kişilikmişsiniz gibi bakıyorlar, ürküyorlar. Tehlikeli olduğunuzu düşünüp sizinle aralarına mesafe koymaya çalışıyorlar. Bu durum, uzunca bir süredir ve özellikle son yıllarda iktidarın yarattığı ortamın bir sonucudur; gazetecilik bir anlamda suç faaliyeti olarak görülüyor."

“Otosansür giyotin gibi tepemizde geziyor”

Cezaevinden çıktıktan sonra gazetecilerin gerek yakın çevrelerinden gerekse kendi iç hesaplaşmalarından ötürü yoğun bir "dikkat et" telkiniyle karşılaştığını söyleyen Uludağ, bu durumun psikolojik olarak otosansür mekanizmasını tetiklediğini ifade etti. Uludağ, yargının siyasallaşmasından kaynaklanan korku ikliminin doğurduğu otosansürün gazetecilerin tepesinde bir giyotin gibi gezdiğini dile getirdi.

Whatsapp Image 2026 06 17 At 16.10.25

“Toplumsal muhalefete gözdağı veriliyor, umut kırılmak isteniyor”

Tutuklama pratiklerinin sadece bireysel cezalandırma amacı taşımadığını, toplumsal muhalefeti bastırma ve dışarıdaki gazetecilere gözdağı verme stratejisinin bir parçası olduğunu savunan Uludağ; kendi tutuklandığı dönemde Gazeteci İsmail Arı’nın, Akbelen direnişçisi Esra Işık’ın ve sendikacı Mehmet Türkmen’in de benzer süreçlerden geçtiğini hatırlattı. Uludağ, "İsmail Arı tutuklandıktan sonra Ankara’da 'Acaba üçüncü tutuklanacak gazeteci kim olacak?' diye bir beklenti ve korku iklimi oluştu" dedi.

Bu adımların nihai amacının toplumdaki umudu kırmak olduğunu ifade eden Uludağ; gazetecilerin işini yapamaz hale getirildiği, seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyumların atandığı bu kurumsal iklimden en büyük zararı halkın gördüğünü, toplumda sandıktan ve demokratik mücadeleden uzaklaşılması için bilinçli bir umutsuzluk dalgası yaratılmak istendiğini söyledi.

Zorlu süreçlere ve 2028'e doğru giden siyasi takvime rağmen gazetecilerin halkın bilgi alma hakkını sonuna kadar savunması gerektiğini vurgulayan Uludağ, halkın gerçekleri görerek demokratik tercihini sandığa yansıtması adına iktidar gücünü denetleme sorumluluğundan geri adım atmayacaklarını söyleyerek sözlerini tamamladı.

Whatsapp Image 2026 06 17 At 16.10.30

Ergin: Basın özgürlüğü tüm yurttaşların haber alma hakkıdır

TGS Avukatı Elif Ergin, sendikanın yayımladığı son bir yıllık basın raporunun verilerini paylaşarak Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 217/A maddesi ile adli kontrol tedbirlerinin sahadaki yansımalarını hukuki açıdan değerlendirdi.

Gazetecilere yönelik gözaltı ve ifade işlemlerinde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 100. maddesi uyarınca tutuklamayı gerektirecek somut bir karar ve gerekçe olmamasına rağmen sahada farklı sonuçlarla karşılaşıldığını belirten Av. Elif Ergin, basın ve ifade özgürlüğünün sadece mesleki bir sorun olmadığını vurguladı. Ergin, Anayasa'da yer alan "Basın hürdür, sansür edilemez" ilkesinin, tüm ülke yurttaşlarının en temel hakkı olan haber alma hakkını, kamusal denetim mekanizmalarını ve demokratik bir ülkenin yapısını doğrudan ilgilendirdiğini ifade etti.

Bir yılda 88 gazeteciye 110 soruşturma açıldı

TGS’nin Nisan 2025 ile Nisan 2026 arasındaki dönemi kapsayan bir yıllık raporundaki verileri aktaran Ergin, ceza hukuku araçlarının gazetecilik faaliyetine karşı peşinen bir cezalandırma yöntemi olarak kullanıldığını savundu.

Raporda "Dezenformasyon" başlığı altında, kamuoyunda "sansür yasası" olarak bilinen TCK’nın 217/A maddesine (Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma) özel bir yer ayırdıklarını kaydeden Ergin, yasanın yürürlüğe girdiği Ekim 2022 tarihinden bu yana, en az 88 gazeteci hakkında toplam 110 soruşturma açıldığını vurguladı.

Ergin, soruşturmaların büyük çoğunluğunun beraat veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması, maddenin ceza verilmesinden ziyade mesleki faaliyeti engellemek ve bir baskı aracı oluşturmak amacıyla kullanıldığını gösterdiğini ifade etti.

Tutuklamanın yanında adli kontrol tedbirleri de gazeteciliği engelliyor

Ülkede şu an itibarıyla 11 gazetecinin tutuklu bulunduğunu belirten Ergin, kamuoyunda sadece tutuklu yargılamaların konuşulduğunu ancak madalyonun görünmeyen yüzünde tüm memleketi etkileyen adli kontrol tedbirlerinin yer aldığını söyledi.

Whatsapp Image 2026 06 17 At 16.24.22 (1)

"Meslek örgütlerinde karşılaşılan zorluklar”

DİSK Basın-İş Başkanı Turgut Dedeoğlu’nun konuşmacı olduğu “Meslek Örgütlerinde Karşılaşılan Zorluklar” başlıklı oturumda gazetecilik mesleğinde yaşanan sendikalaşma ve örgütlenme sorunlarına dikkat çekildi. Gazeteci Zeynep Gürcanlı’nın yönetiminde gerçekleşen oturumda Dedeoğlu, sektördeki istihdam daralması ve güvencesiz çalışma koşullarının baskısına değinerek gazetecilerin haklarını koruyabilmesi için toplumsal desteğe ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Örgütlenme konusundaki eksikliklerin mesleğin geleceğini tehdit ettiğini belirten Dedeoğlu, basın özgürlüğü için dayanışmanın önemine işaret etti.

Whatsapp Image 2026 06 17 At 16.24.25

Dedeoğlu: Örgütlenemiyor değiliz, örgütlenmiyoruz

Dedeoğlu, mesleki dayanışma eksikliğine vurgu yaparak, “Biz örgütlenemiyor değiliz, örgütlenmiyoruz. Mesleğimizde halen bir sınıf bilincini oluşturamamamızın en büyük sorumluluğu da bize düşüyor. Mavi yakalı işçilerin örgütlerine ne kadar bağlı olduğunu görüyoruz ama bu yaka rengi değiştikçe örgütsüzlüğün arttığını görüyoruz. Biz de örgütsüz meslek grupları içinde yer alıyoruz.” şeklinde konuştu.

Türkiye’deki iletişim fakültesi sayısının fazlalığına ve buna bağlı olarak istihdam alanının darlığına değinen Dedeoğlu, işe alım ve sonrasındaki tutunma süreçlerinin büyük mücadeleler gerektirdiğini söyledi. İşverenlerin ve muhalif kesimlerin sendikalara mesafeli yaklaştığını belirten Dedeoğlu, çok sayıda gazeteci örgütü bulunmasına rağmen bunların çoğunun iktidara yakın kuruluşlar olduğunu ve bu durumun demokrasiye katkı sunmadığını kaydetti.

Muhabir: Cemre Polat