Sağlık emekçileri gece vardiyalarında yalnızca uykusuz kalmıyor; bedenlerinden, ruh sağlıklarından ve en temel haklardan da vazgeçmeye zorlanıyor.
Uykusuzlukla sınırlı sanılan gece vardiyası, aslında başlı başına bir halk sağlığı tehdidi. Kanserden kalp krizine, depresyondan sosyal çöküntüye uzanan geniş bir yelpazede ciddi etkiler yaratıyor. Çalışanlar, Dünya Sağlık Örgütü tarafından "muhtemel kanserojen" olarak sınıflandırılan gece çalışmasında saat sınırlandırılmasına uyulmasını istiyor.
Depresyon ve anksiyete artıyor
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nden Bünyamin Bacak ve Ecehan Kazancı'nın 2014 yılında Emek ve Toplum dergisinde yayımlanan araştırmasına göre, gece vardiyası insanın sirkadiyen ritmini bozarak hormon dengesinde sapmalara, bağışıklık sisteminde zayıflamaya ve psikolojik çöküntüye yol açıyor.
Araştırma, gece çalışan bireylerde başta kalp-damar hastalıkları ve sindirim sorunları olmak üzere çok sayıda fizyolojik bozulmanın görüldüğünü ve aynı zamanda uyku bozuklukları, depresyon, anksiyete ve sosyal izolasyonun da ciddi oranda arttığını belirtiyor.

Genel Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Derya Uğur, gece mesaisine dair sorunları ve çözüm önerilerini 24 Saat’e değerlendirdi.
“Gece çalışmasının sağlığa zararlı olduğu konusunda yayınlananın on binlerce bilimsel araştırma vardır” diyen Uğur, araştırmaların ortaya koyduğu bulguları hatırlatarak, “Ünlü bilim insanımız Aziz Sancar, 2015 yılında Nobel Kimya Ödülünü ‘Hücrelerin hasar gören DNA’ları nasıl onardığını ve genetik bilgisini koruduğunu haritalandıran araştırmaları’ çalışmasıyla almıştır. Bu çalışmada gece çalışan insanlarda DNA tamirinin zor olduğu ortaya konmuştur” ifadelerini kullandı.
Biyolojik saat üzerine çalışan bilim insanı Jeffrey C. Hall’un 2017 Nobel Tıp Ödülü’ne layık görülen araştırmalarına da değinen Uğur, “Bu çalışmada da insanların biyoritminin bozulmasının sonuçları açıklanıyor. Tüm bu çalışmalar gece çalışmasının, sağlığa zararlı olduğunu kesin ortaya koyuyor” diyerek gece mesaisinin bilimsel olarak da tartışmasız biçimde sağlığa zararlı olduğunu vurguladı.
“Gece çalışanlarda kalp hastalıkları daha çok görülmektedir”
Uğur, Dünya Sağlık Örgütü’nün Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın 2020’de gece vardiyasını “olası sınıf 2A kanserojen” olarak sınıflandırdığına dikkat çekerek, somut sağlık risklerini şöyle sıraladı, “Gece çalışması kadın sağlık çalışanlarında meme kanseri riskini artırmaktadır. Gece çalışanlarda Kalp Damar hastalıkları ve kalp krizi daha çok görülmektedir. Gece çalışanlarda tip 2 diyabet daha çok görülmektedir. Gece çalışması yapan sağlık çalışanlarında depresyon ve anksiyete daha sık görülmektedir. Gece çalışması yapanlarda KOAH daha çok görülmektedir. Gece çalışması yapan sağlık çalışanlarında kalın bağırsak kanserleri daha sıktır.”
Ancak yalnızca sağlık değil, iş ortamındaki eşitsizlikler de gece çalışanların yükünü artırıyor. Uğur, “Ülkemizde de işçi statüsünde çalışan emekçilerin tabi olduğu 4857 sayılı iş yasasında, gece saat 20.00 ile sabah 06.00 arası gece çalışması olarak değerlendirilmiştir. Gece çalışması ülkemizde imzalanan pek çok toplu iş sözleşmesinde, daha yüksek olarak ücretlendirilmektedir. Ayrıca gece çalışma süresi 7,5 saat ile sınırlandırılmıştır. Biz kamu sağlık çalışanları, birlikte çalıştığımız işçi statüsündeki arkadaşlarımıza göre hem daha az ücretler almaktayız hem de mesai dışı gece çalışma sürelerimiz 16 saati bulmaktadır. Çalışma saatlerinde de bir düzenleme talep etmekteyiz” diyerek sağlık emekçileri arasındaki statü farkına işaret etti.
Gece çalışması mobbing aracına dönüştürülüyor
Sendikal ayrıcalıkların da gece çalışanlar için başka bir yük yarattığını vurgulayan Uğur, “Sarı sendikaların en çok yaptıkları işlerden birisi de kendi üyelerini gündüz çalışılan yerlere yerleştirmek olmaktadır. Böylece zaten maddi olarak hakkı ödenmeyen gece çalışması aynı zamanda bir cezalandırma, bezdirme ve mobbing aracına dönüştürülmektedir. Bu ayrımcı uygulamalara derhal son verilmesini talep ediyoruz” dedi.
Uğur, sözlerini “Bu süreçte de sağlık emekçilerinin gece çalışma çizelgelerinin, hakkaniyetle, eşitlikçi ve keyfiyetten uzak biçimde belirlenmesini istiyoruz” ifadelerini kullanarak tamamladı.




