Gelişen yapay zeka teknolojileri günlük hayatın her alanına sızarken, sağlık alanında giderek büyüyen ve dikkat çeken yapay zeka aracılığıyla öz-teşhisi beraberinde getiriyor. Randevu sürelerinin uzunluğu, sağlık hizmetlerine erişim maliyetleri ve hızlı yanıt alma isteği, milyonlarca insanı hekime başvurmak yerine ChatGPT ve Gemini gibi Büyük Dil Modellerine yönlendiriyor. Ancak uzmanlar ve tıp tıp tıp dünyası, kontrolsüz teşhis arayışının telafisi güç sağlık sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

Tıp ve sağlık bilişimi alanında saygın uluslararası dergilerde (JMIR, PubMed, BMC Medical Education) yayımlanan güncel araştırmalar, dijital teşhis eğiliminin boyutlarını ve klinik risklerini göz önüne seriyor:

Kullanıcıların yüzde 78’i teşhis için danışmaya açık

Journal of Medical Internet Research (JMIR) bünyesinde gerçekleştirilen kullanıcı eğilimi araştırmasına göre, katılımcıların yüzde 78,4’ü sağlık semptomlarını değerlendirmek ve kendi kendilerine tanı koymak amacıyla yapay zeka araçlarını kullanmaya açık olduklarını belirtiyor. Araştırma; kolay erişim, ikna edici dil kullanımı ve zaman tasarrufu gibi etkenlerin kullanıcıların algılanan güvenini doğrudan artırdığını ortaya koyuyor.

Yapay zeka hayati ayrıntıları atlayabiliyor

Tıbbi vakalar üzerinden yapılan testlerde, yapay zeka modellerinin tek başına görsel incelemede yüzde 39 ila yüzde 50 bandında kalan başarı oranları, hasta öyküsü ve doğru yönlendirmeler eklendiğinde yüzde 72 ila yüzde 80 seviyelerine yükseliyor. Ancak araştırmalar; modellerin "ayırıcı tanı" yaparken veya nadir görülen vakalarda hayati ayrıntıları atlayabildiğini doğruluyor.Modellerin gerçekte var olmayan tıbbi bilgileri son derece kendinden emin bir dille üretmesi ("halüsinasyon") ve gereksiz veya hatalı ilaç/tedavi önerilerinde bulunma potansiyeli, bilimsel yayınların en çok vurguladığı güvenlik açığı olarak öne çıkıyor.

Dijital hastalık hastalığı: Siberkondri

Araştırmalar, kişilerin kendi semptomlarını yapay zekaya taratmasının iki temel tehlike doğurduğunu gösteriyor: Yanlış bilgiyle doktora gitmeyi ertelemek veya en kötü senaryolara odaklanarak "siberkondri"ye (dijital hastalık hastalığı). Tıbbi süreçlerde fiziksel muayene, kan tetkikleri ve uzman hekim gözleminin yerini hiçbir metin tabanlı yazılımın tutamayacağı ifade ediliyor.

Ankara Tabip Odası Başkanı Dokuzoğuz: Doktor-hasta ilişkisini önemli kılan duygu paylaşımı

Konuya ilişkin 24 Saat'e konuşan Ankara Tabip Odası Başkanı Op. Dr. Hulusi Sabri Dokuzoğuz, yapay zekanın tıp alanındaki kullanımı, hastalar üzerindeki etkileri ve sağlık okuryazarlığına dair dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

Tıpta teknoloji kullanımının kaçınılmaz olduğunu ancak hekim ve yapay zekanın birlikte çalışması gerektiğini belirten Dokuzoğuz, yapay zekanın tek başına yeterli olamayacağını vurguladı. Tedavi sürecinde insan unsurunun ve duygunun önemine dikkat çeken Dokuzoğuz, insan bedeninin mekanik bir yapıdan ibaret olmadığını ve doktor-hasta ilişkisindeki duygu boyutunun eksik kalması durumunda tedavinin başarıya ulaşamayacağını ifade etti.

ABD'de bilim insanları ilk kez yapay zekayla virüs üretti

"Yapay zeka evhamı ve anksiyeteyi artırabiliyor"

Günümüzde hastaların semptomlarını yapay zekaya sorarak teşhis koymaya çalıştığını ve bunun sonucunda ihtiyacıyla doktora başvurduklarını belirten Dokuzoğuz, bu durumun bazen gereksiz endişelere yol açtığını söyledi. Dokuzoğuz, teşhis koymak için yapay zeka araçlarının kullanılmasının hastaların rahatsızlıkları “Googlelamasından” psikolojik olarak daha etkilediğini ifade etti.

Aşırı sıcaklarda böbrek hasarı riski artıyor
Aşırı sıcaklarda böbrek hasarı riski artıyor
İçeriği Görüntüle

Hastalar doktor teşhisine ikna olmuyor

Yakın zamanda yaşadığı bir vakayı örnek gösteren Dokuzoğuz, bacak ağrısı şikayetiyle gelen ve yapay zekanın bel fıtığı olabileceğini söylemesi üzerine teşhise ikna olmayan bir hastasına tetkik yaptıklarını aktardı. İncelemeler sonucunda hastada bel fıtığı bulunmadığını, rahatsızlığın "Meralgia Paresthetica" adıyla bilinen ve sıkı kemer ya da dar kıyafet kullanımına bağlı bir sinir sıkışması olduğunu tespit ettiklerini belirtti. Hastanın tıbbi ismin karmaşıklığından dahi endişe duyduğunu ifade eden Dokuzoğuz, geçmişte ansiklopedi okuyarak veya kulaktan dolma bilgilerle evhama kapılan hastaların yerini bugün yapay zekanın aldığını kaydetti.

"Sağlık okuryazarlığı erken teşhis için kritik"

Yapay zekanın sağlık okuryazarlığına kısıtlı bir katkı sağlayabileceğini ifade eden Op. Dr. Dokuzoğuz, asıl kritik noktanın hastaların semptomları fark eder etmez vakit kaybetmeden doktora başvurması olduğunu vurguladı.

Hastaların belirtileri ihmal edip aylar sonra başvurmasının tedavi süreçlerini zorlaştırdığını belirten Dokuzoğuz, teknolojinin ve yapay zekanın tıp dünyasına entegre edilmesinde kontrolün ve liderliğin her zaman hekimlerde olması gerektiğinin altını çizdi.

Dr. Mutluhan İzmir: "Psikiyatrik hastalıklar pek çok kişinin zihnini meşgul ediyor"

Yapay zekanın teşhis koyması için kullanılmasının psikoloji alanında da kullanıldığını ifade eden Psikiyatr Dr. Mutluhan İzmir günümüzde psikolojik sorunların nedeni belli olmadan ciddi biçimde arttığını ifade belirterek, “Sorunlara neden olan yeni psikiyatrik hastalıklar mı ortaya çıktı? Bu hastalıkları bilirsek bunların tedavisi olanaklı mı? Tedavi olanaklıysa psikolojik sorunlarımızdan kurtulabilir miyiz? Bu gibi sorular şu anda çok sayıda kişinin zihnini meşgul ediyor” tespitinde bulundu.

“Ne yazık ki bu sorulara olumlu yanıt veremiyoruz” diyen İzmir, Çünkü tıbbın psikiyatri alanı, sorunların nedenini kesin biçimde hastalıklara bağlayamıyor. Bunun nedeni psikiyatride tıbbın diğer dallarındaki gibi hastalık tanımlaması yapabilmemize izin veren nesnel ölçütlerin olmaması. Bu nedenle psikiyatride hastalık yerine “bozukluk” terimi kullanılmaktadır. Yani bir kişide obsesif kompulsif bozukluk ya da dikkat eksikliği bozukluğunun bulunduğunu düşündüğümüzde, bunların normalde nasıl çalıştığını çok iyi bildiğimiz bir beyin işlevinin hangi aşamasının bozulması sonucunda ortaya çıktığıyla ilgili somut bir kanıt ortaya koyamıyoruz. Psikiyatri bu nedenle olası bir psikolojik bozukluğu belirtileri üzerinden tanımlayıp, bunun nedeni olarak bir beyin işlevinde olası bir bozulmanın olduğunu varsayar. Henüz biz bu olası bozulmaların nedenlerini görüntüleme yöntemleri, kan testleri ve başka bir somut tetkikle ya da gözle görülür bir yapısal değişikliği saptayarak ortaya koyabiliyor değiliz” şeklinde konuştu.

“Yapay zekâ hastalık paranoyasını artırıyor”

“Yapay zekâ toplum tarafından sanki hekimlerin bu sınırlılığını aşabilen ve psikiyatrların göremediğini, anlayamadığını gören ve anlayan bir mucizevi gereç gibi algılanmaya başladı” değerlendirmesinde bulunan İzmir, yapay zekaanın psikiyatrların elinde olandan daha fazla bir bilgiye sahip olmadığını belirtti.İzmir yapay zekanın koyduğu teşhislerin “yapay bir hastalık salgını” yarattığına işaret ederek, “Yapay zeka kullanarak psikiyatrların ortaya koyamadıkları somut kanıtları ortaya koyabiliyor değiliz. Buna karşın yapay zekâ, sorunlarının nedenini soran kişilere sorunlarının hangi hastalığa bağlı olabileceğini büyük bir inandırıcılıkla söylüyor. Hangi hastalık? Sanki bu durumlara hastalık diyebilmemizi sağlayan bilgiye sahipmişiz gibi bir kurgudan kaynaklanan inancı kullanıyor yapay zekâ. Bunun sonucu olarak yapay bir hastalık salgını ortaya çıktı. Sanki hekimler insanlardan hastalıklarını gizliyormuş gibi ya da hastalıkları anlayamıyorlarmış gibi bir hava oluştu. Hekimin bir hastalığı gizlemekten nasıl bir çıkarı olabilir? Dünyada tomografi ve MR çekimleri, kan tahlilleri, tanısal girişimler o kadar arttı ki bir hastalığı gözden kaçırmak artık neredeyse olanaksız” değerlendirmesinde bulundu.

“Yapay zeka sistemdeki bozuklukları gözden ırak tutmaya yarıyor”

“Yapay zekâ bu haliyle hastalık paranoyasını artırıyor denilebilir” diyen İzmir asıl istenenin insanların gerçek sorunlarını görmesine engel olunması olabileceğini ifade ederek bu durumun sağlık tröstlerinin ceplerini doldurma amacına da hizmet edebileceğini savundu.

İzmirli bu durumu psikoloji üzerindeki etkisini şu sözlerle özetledi: “Artık bu yaşam biçiminde ne insani duygularımızı koruyabilmemiz ne gelecekle ilgili umut besleyebilmemiz ne de yaşama sevincine sahip olmak olanaklı. Ama bunun sorumlusu siyasi ve ekonomik sistemler değil de beynimizdeki moleküllerin düzensizliği, nöronal şebekelerdeki yapısal farklılıklar vesaire. Bunların hepsi de henüz kanıtlanmış etkenler değil ama sistemdeki bozuklukları gözden ırak tutmaya yarıyorlar. İnsanların kendilerini bu hale getiren sistemi eleştirmeleri istenmiyorsa yapay zekâ bu yönde en önemli yardımcı olacak gibi görünüyor.”

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar