İstanbul Baro Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu ve Yönetim Kurulu, Suriye’nin kuzeyinde gerçekleştirilen bir operasyonla ilgili yaptıkları açıklamalar nedeniyle “basın ve yayın yoluyla terör propagandası yapmak” ve “basın ve yayın yoluyla yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlamalarıyla yargılandıkları davada, üçüncü duruşma İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Cezaevi Yerleşkesi’ndeki 1 numaralı duruşma salonunda devam etti.

İBB Davası’nda 44. gün | İmamoğlu: Hüseyin Köksal’ın burada yargılanma sebebi benimle tanış olması
İBB Davası’nda 44. gün | İmamoğlu: Hüseyin Köksal’ın burada yargılanma sebebi benimle tanış olması
İçeriği Görüntüle

Dördüncü ve son duruşma gününde mahkeme heyeti, tüm sanıklar hakkında “suçun unsurlarının oluşmadığı” gerekçesiyle beraat kararı verdi. Karar oybirliğiyle alındı.

Beraat kararının hemen ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan hızlı bir şekilde itiraz geldi. ANKA Haber Ajansı’na açıklamalarda bulunan Kaboğlu, şunları söyledi:

“İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin vermiş olduğu beraat kararı, aslında hiç açılmaması gereken bir davanın olumlu sonuçlanması anlamına gelmektedir. Zira bu süreç 13 aydır devam etmektedir. 22 Aralık 2024 tarihinde, bir pazar günü, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İBB yöneticileri hakkında soruşturma açtığını kamuoyuna duyurmasıyla başlayan süreç; bugüne kadar hem hukuk davası hem de ceza davası boyutuyla sürdürülmüştür. Ceza davası açısından ise en azından ağır ceza mahkemesi düzeyinde artık son nokta konulmuştur. Bu yönüyle karar son derece önemlidir.

“Mahkeme kararını izleyen saatler içerisinde Cumhuriyet Savcısı tarafından itiraz talebinde bulundu”

Bu dava, başından itibaren hukuka, Anayasa’ya ve savunma mesleğinin temel ilkelerine aykırıydı. Bugün verilen beraat kararıyla bu aykırılık tescil edilmiş olmaktadır. Ayrıca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü işlemlerin haksızlığı, davada verilen kararın hemen ardından, yine kendi tasarruflarıyla ortaya konulmuştur. Zira mahkeme kararını izleyen saatler içerisinde Cumhuriyet Savcısı tarafından itiraz talebinde bulunulmuştur. Bu durum, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İstanbul Barosu’na karşı özel bir husumetle hareket ettiğini göstermektedir. Hukuka uygun bir yargı kararına tahammülsüzlüğün birkaç dakika içerisinde ortaya konulmuş olması da bunun açık göstergesidir.

Bizler ise her zaman olduğu gibi hukuku savunduk; her zaman, her yerde ve herkes için hukuk dedik. Baroların hukukun üstünlüğünü savunma ve insan haklarını koruma görevini sürekli vurguladık. Çalışmalarımızı gece gündüz bu çerçevede yürüttük ve yürütmeye devam edeceğiz. Bu süreçte savunma mesleği açısından yerel, ulusal ve uluslararası dayanışma ağları oluştu. Türkiye’de baroların büyük çoğunluğu, baro başkanları ve Avrupa’daki barolar bu davaya tepki gösterdi; temsilciler Türkiye’ye gelerek duruşmaları izledi. Türkiye’de görülen davalar arasında, dışarıdan gelen hukukçuların ve temsil edilen ülkelerin katılımı açısından bu denli yoğun bir dayanışmanın ilk kez yaşandığını söylemek mümkündür.

Elbette temennimiz, böyle bir davanın hiç açılmamış olmasıydı. Ancak madem ki açıldı ve devam etti, bu bir yıllık süreçte savunma dayanışması ciddi biçimde güçlenmiştir. 'Savunma dayanışma hakkı' olarak adlandırabileceğimiz yeni bir süreç gelişmiştir. Bu gelişmenin, halen yürütülmekte olan diğer siyasal davaları da etkileyeceği kuşkusuzdur.

Bugün yaptığım son konuşmada da ifade ettiğim gibi, tutuklamaların ne denli Anayasa’ya ve hukuka aykırı olduğunu bir kez daha vurguladım. Dilerim ve umarım ki İstanbul Barosu’na açılan bu ceza davasının beraatle sonuçlanmış olması, diğer hukuksuz ve hukuka aykırı biçimde açılan ve yürütülen davalar açısından da olumlu etkiler yaratır.”

Kaynak: ANKA