Bir zamanlar hayatın sesiydi radyo. Sabah evden çıkarken, işe giderken, uzun bir yolculukta ya da gecenin sessizliğinde bir yerlerden mutlaka tanıdık bir ses yükselirdi. Televizyonun, MTV’nin, MP3’ün, dijital müzik platformlarının ardından radyonun devrinin kapandığı defalarca söylense de radyo, her defasında başka bir yerden yeniden hayatımıza girdi. Şimdi Ankara’da bu hikâyenin yeni sayfalarından biri Heart FM ile yazılıyor.

Radyo yalnızca şarkıların arka arkaya sıralandığı bir mecra değil, aynı zamanda bir dönemin sesini, ruhunu ve gündelik hayatını taşıyan kültürel bir hafıza alanı. Bir şarkının ilk notasını duyduğumuz anda yıllar öncesine dönmemiz, hiç beklemediğimiz bir parçayla bir anıyı yeniden hatırlamamız biraz da bundan. Radyo, dinleyicisiyle arasındaki mesafeyi korumadan, onun hayatının içine karışarak var oluyor. Belki de dijital dünyanın sınırsız seçenekleri arasında hala kendine bir yer bulabilmesinin nedeni de bu, ne dinleyeceğimizi tamamen bizim seçmediğimiz, bir sonraki şarkının ne olacağını bilmediğimiz o küçük sürpriz duygusu.

Ankara’nın radyo ile kurduğu ilişki ise başkentin kültürel geçmişinden bağımsız düşünülemez. 70’lerden 80’lere, 90’lardan bugüne müziğin, sahnenin ve eğlence hayatının değişimine tanıklık eden şehirlerden biri Ankara. Özellikle 90’lı yıllar, özel radyoların ve televizyonların yaygınlaşmasıyla birlikte yalnızca müzik dinleme alışkanlıklarının değil, kentin gece hayatının ve kültürel dolaşımının da değiştiği bir dönem olarak hafızalarda yer ediyor. Bugün o yıllara duyulan özlemin yeniden yükselmesi de biraz bu yüzden anlamlı. Geçmişin şarkıları yalnızca nostalji olarak değil, bir dönemin yaşam biçimini hatırlatan kültürel bir arşiv olarak yeniden karşımıza çıkıyor.

Radyocu Kaan Taylaner’in öncülüğünde, Sabri Çarmıklı’nın desteğiyle kurulan Heart FM, 17 Ocak’ta yayın hayatına başladı. Henüz bir ayını doldurmadan Ankara’nın en çok dinlenen yabancı müzik radyosu haline gelen Heart FM, yalnızca müzik yayınıyla değil, 90’lı yıllara duyulan özlemden Ankara’nın kültürel hafızasına, radyoculuğun görünmeyen mutfağından günün ritmine kadar uzanan bir anlayışla yoluna devam ediyor. Kaan Taylaner, Heart FM’in hikayesinden yola çıkarak radyonun bugününü, geçmişini ve geleceğini 24 Saat'e anlattı.

Heart FM’in hikâyesi biraz da Ankara’nın değişen yüzüyle birlikte okunuyor. Bir yanda nüfusu milyonları aşan, trafiği günün her saatinde yaşayan ve kültürel ihtiyaçları giderek çeşitlenen bir başkent, diğer yanda 90’ların müziklerini, yabancı şarkılarını, kulüplerini, konserlerini ve o dönemin enerjisini hatırlayan bir dinleyici kitlesi var. Taylaner’in anlattığı Ankara, geçmişte olduğu gibi bugün de müzikle kurduğu ilişki üzerinden kendine özgü bir kültürel alan yaratmaya devam ediyor. Heart FM’in meselesi yalnızca geçmişe dönmek de değil. Dijital platformlara her gün binlerce yeni şarkının eklendiği, müziğe ulaşmanın hiç olmadığı kadar kolaylaştığı bir çağda radyoculuk yapmak, bu büyük müzik havuzunun içinden bir seçki oluşturmayı da beraberinde getiriyor. Bir şarkının neden çalındığı, ne zaman çalındığı, kaç saat sonra yeniden duyulacağı ve dinleyicide nasıl bir karşılık bulacağı; radyonun görünmeyen mutfağında uzun bir sürecin sonucuna dönüşüyor. Bu nedenle Heart FM’in kuruluş hikâyesi, bir radyonun yayın hayatına başlamasından biraz daha fazlasını anlatıyor. Bir yanda geçmişin müzik hafızası, diğer yanda bugünün hızla değişen dinleme alışkanlıkları var. Aradaki köprü ise hâlâ o tanıdık ses, radyo.

Heart FM’in hikâyesini Kaan Taylaner anlattı

“Radyoyu hamam böceğine benzetiyorum”

Radyonun yıllardır farklı mecraların gölgesinde kaldığı düşünülse de Taylaner’e göre radyo hiçbir zaman kaybolmadı. Televizyonun ardından MTV’nin, MP3’ün ve Spotify’ın çıkışıyla defalarca “radyo öldü” denildiğini hatırlatan Taylaner, bugün gelinen noktada bunun tam tersinin yaşandığını söylüyor.

Taylaner, radyonun bütün bu dönüşümlere rağmen varlığını koruduğunu belirtiyor. Ona göre radyonun bu dayanıklılığını anlatmanın en iyi yolu ise oldukça sıra dışı bir benzetme:

“Radyoyu hamam böceğine benzetiyorum. Biliyorsunuz, hamam böceği atom bombası atılsa bile radyasyona dayanıp yaşayan bir şey. Ben de radyoyu öyle görüyorum. Radyonun şu anda da bütün dünyadaki ivmesi yukarıyadoğru giderken Türkiye’deki ivmesi de yukarıya doğru gitmeye başladı.”

"Türkçe müzikte bir 90’lar özlemi var"

Heart FM’in müzik anlayışının merkezinde 90’lı yılların önemli bir yeri bulunuyor. Taylaner, bugün müzikten yaşam tarzına kadar pek çok alanda 90’lı yıllara yönelik güçlü bir özlem yaşandığını düşünüyor.

Taylaner, “90’ları yaşadığımız zamanlarda ‘70’ler, 80’ler bomba yıllardı’ diyorduk. ‘90’larda ne var?’ derken şimdi bakınca, 90’lı yılların aslında neredeyse Türkiye’nin en parlak yılları olduğunu görüyoruz” diyerek, o dönemde Türkiye’nin dünyanın önemli sanatçılarını ağırladığını hatırlatıyor.

Michael Jackson’dan Madonna’ya, Bon Jovi’den Guns N’ Roses’a uzanan konserleri anımsatan Taylaner, 90’lı yılların yalnızca müzik açısından değil, Türkiye’nin kültürel hayatı bakımından da ayrı bir dönem olduğunu söylüyor:

"Türkiye için bambaşka yıllardı 90’lı yıllar. Özel televizyonlar açıldı, özel radyolar açıldı, özgürlük fırtınası esti... Ankara’da 90’lı yıllarda, hiç yoksa 9-10 tane büyük çaplı club’lar, disko’lar, yabancı müzik çalınan yerler vardı. Açık hava disko’ları… Gidecek yer seçerdik. Şu an Ankara’da öyle gidip yabancı müzik dinleyeceğimiz büyük clublar yok. Oysa o yıllarda dünyanın bütün büyük yıldızları Türkiye’ye geldiler. Michael Jackson’ından Madonna’sına, Bon Jovi’sinden Guns N’ Roses’ına inanılmaz bir konser fırtınası esti. Hiç göremediğimiz yıldızları stadlarda izleme şansı elde ettik.

O zamanlar Türk popu çok büyük patlama gösterdi yerli müzikte. Haâlihazırda şu anda bile yerli müzikte, Türkçe müzikte bir 90’lar özlemi var. Şu anda dinlediğimiz müziklerin de birçoğu 90’lı yıllara benzemeye başladı. Türkiye’de şu anda ciddi anlamda bir 90’lar etkisi yaşanıyor. Müzikte olsun, hayatlarda olsun en azından özlem var."

Bir ayda Ankara’nın en çok dinlenen yabancı müzik radyosu

Heart FM’in gördüğü ilgi ise Taylaner için sürpriz değil, ancak hızının kendileri açısından şaşırtıcı olduğunu söylüyor. 17 Ocak’ta yayına başlayan radyo, yalnızca bir ay sonra Ankara’nın en çok dinlenen yabancı müzik radyosu oldu:

"Heart FM ‘i açtığımız zaman insanlar, “Uzun zamandır dinleyecek radyo kalmamıştı, radyo dinleyemiyorduk. Artık Heart FM var, bunu dinlemeye başladık” dediler. 17 Ocak’ta yayına çıktık. Bir ay sonrasında Ankara’nın en çok dinlenen yabancı müzik radyosu Heart Fm oldu. Biz bunun olacağını zaten bekliyorduk ama bu kadar kısa sürede olmasını beklemiyorduk açıkçası. Çok enteresan datalar, araştırmalar, incelemeler geldi elimize. Bir ay kadar, hatta bir aydan kısa bir sürede Ankara’nın en çok dinlenen yabancı müzik radyosu oldu Heart FM."

Radyonun en yakın dostu: Trafik

Radyo ile Ankara trafiği arasındaki ilişki ise Heart FM’in hedef kitlesini anlamak açısından önemli. Taylaner’e göre radyonun esas dinlenildiği yer otomobiller:

"Duyduğum kadarıyla başkent yeniden oluşturulurken 2 milyon kişiye ulaşır burası diye kurulmuş. Şu anda Ankara 7 milyonu geçmiş vaziyette. Korkunç bir göç dalgası aldı, özellikle depremden sonra. Şu anda 7 milyon kişinin yaşadığı bir şehirdeyiz ama bence Ankara 7 milyon kişi olduğunun farkında değil. Ankara’nın o kültür geçmişine çok daha fazla sahip çıkması gerekiyor, daha yenilerini yapması gerekiyor...

Artık Ankara’da 24 saat trafik var. Geçenlerde kızım yurt dışından geliyordu, onu havaalanından karşılamaya gittim. Gece saat 3.30-4. Gece 3.30-4’te trafik olur mu? Vardı. Ankara’da gece 3.30-4’te bile trafik vardı.Onun için, günün 24 saati trafik olduğu için insanlar otomobillerinde çok ciddi şekilde radyo dinliyorlar.

İkinci olarak ofislerde çok fazla dinleniyor. Akşam saatlerinden itibaren, özellikle saat 10’dan itibaren evde çok dinleme var. Yani evine dönen insanların, yemek bittikten sonra kendi kendine kalıp keyif yapacağı zamanlarda radyonun dinlenme sayısı pike ulaşıyor. Rush hour dediğimiz trafik saatleri var. Sabah saat 7-9 arası, akşam 17-19 arası… O saatlerde otomobillerde çok fazla dinleniliyor. Anlayacağınız radyonun esas dinlenilme yeri otomobiller.

Bizim için en yoğun trafik, rush hour dediğimiz saatlerde. Bu saatler radyonun da her zaman için ticari anlamda, reklam gelirleri açısından can damarıdır. O saatlerde reklam fiyatları daha yüksektir. Sabah saat 7-9, artık 10 da diyebiliriz, 7-10 arası, akşam da 17-19 arası."

Günde 60 bin yeni şarkı arasından seçim

Dijital platformların müzik dünyasını neredeyse sınırsız hale getirdiği bugünlerde radyoculuğun en önemli işlerinden biri de doğru şarkıyı seçmek. Taylaner, dijital mecralara her gün yaklaşık 60 bin yeni şarkı yüklendiğini belirtiyor.

31 Ağustos Ankara elektrik kesintisi hangi ilçelerde olacak? Ankara'da bugün elektrikler ne zaman gelecek?
31 Ağustos Ankara elektrik kesintisi hangi ilçelerde olacak? Ankara'da bugün elektrikler ne zaman gelecek?
İçeriği Görüntüle

Bu devasa havuzun içinden Heart FM’in playlist’ine girecek şarkıları seçmek ise oldukça titiz bir süreç:

"Günümüzde dijital ortama, Spotify’a, Apple Music’e, Amazon’a günde 60 bin yeni şarkı geliyor. İnanılır gibi bir rakam değil. Hepsini dinlemek diye bir şey mevzubahis değil. Bizim de yurt dışında abonesi olduğumuz kuruluşlar var. Database’lerini kullandığımız Türkiye’de, yurt dışında yerler var. En çok dinlenilenleri oralardan keşfediyoruz. Günde sadece seçmek için hiç dinlemiyorsam 200-250 tane şarkı dinliyorum. 200-250 tane şarkıdan bizim playlist’imize haftalık 3 tane, 5 tane yeni şarkı giriyor. Çok ince eleyip sık dokuyoruz."

“Heart FM’de çalan şarkının beğenilmeme şansı yok”

Bir şarkının Heart FM playlist’ine girmesi için yalnızca radyocunun beğenmesi yeterli değil. Şarkının geniş bir dinleyici kitlesinin beğenisinden geçmiş olması gerekiyor:

"Heart FM’de çalan şarkıyı dinleyen kişilerin beğenmeme şansı yok diyebilirim. Yani kişisel olarak beğenmeyebilir ama o şarkı mutlaka ki çok büyük bir kitle tarafından beğenilmiştir. Ancak öyle girebilir playlist’lerimize. İngiltere listelerinde, Amerika listelerinde, Avrupa listelerinde mutlaka milyonlarca kişinin zevkinden geçmiştir. Çünkü radyolarda şarkılar öyle seçiliyor. Şarkılar çalıyor ve bütün radyolar database’lerini ortak olarak paylaşıyorlar. A radyosu diyor ki “Biz bu hafta şu şu şu şu şarkıları çalmaya başladık.” Bir sürü, binlerce radyo bu datayı veriyor. “Biz bu şarkıyı beğendik, radyomuzdaki arkadaşlarla dinledik, bu şarkıları beğendik ve biz bu şarkıları çalmaya başladık” diye rapor ediyorlar.

Sonra o raporlardan haftalık bir liste ortaya çıkıyor, misal, “Bu hafta işte Sabrina Carpenter’la Madonna’nın şarkısı dünyada en çok radyolarda çalınmaya başlayan şarkı.”yazıyor yanına, diyor ki “Bu şarkıyı 300 küsur bin tane radyo bu hafta çalmaya başladı." O şarkı hit. Hit’leri biz bulup, onları seçip çalmaya gayret ediyoruz. Bizim çaldığımız şarkı çok fazla kişisel zevklerimize şey yapmak zorunda değil, “beğenmem” diye bir şey mevzubahis değil. Belki ben o şarkıyı hiç beğenmiyor olabilirim ama o şarkı belli ki hit, bu şarkı patlayacak. O şarkıları biliyoruz, o havuzun içerisinden seçiyoruz.

O şarkıların bir dönüş süresi var. Biz onlara rotasyon diyoruz. Mesela yeni bir şarkı geldiği zaman, 7-8 saatte bir aynı şarkıyı duyuyorsunuz. Birazcık daha gündemdeki yeri arttıkça, 5-6 saatte bir duymaya başlıyorsunuz. Türkiye’de biz bunu 3,5-4 saatle kısıtladık. Yurt dışındaki bu rakam 1,5 saat. Aynı şarkıyı tekrar tekrar duyma sayınız Amerika’da, Avrupa’da 1,5 saat. Hit bir şarkıysa, 1 numara gibi bir şarkıysa 1,5 saatte bir çalıyorlar Amerika’da, Avrupa’da. Bizde insanlar o kadar sık çalınmasını sevmiyorlar şarkıların. Onun için şarkı tuttukça, yükseldikçe, insanlar dinlemeye başladıkça daha sık çalınıyor."

Her şarkının bir ömrü var

Radyo yayıncılığında şarkıların ne sıklıkta çalındığı da başlı başına bir strateji. Taylaner, bunu “rotasyon” olarak adlandırıyor. Yeni bir şarkı ilk döneminde daha seyrek çalınırken, gündemdeki yeri arttıkça dönüş süresi kısalıyor. Taylaneri, hiçbir şarkının sonsuza kadar aynı yoğunlukta kalmadığını da ekliyor:

"Sık duyduğunuz şarkılar 1,5-2 ay içerisinde değişiyor. Bir ömrü var her şeyin. O şarkının da ömrü bitiyor. Sonra sizin o 3,5-4 saatte bir duyduğunuz şarkıyı bir anda 10 saatte bir duymaya başlıyorsunuz. Bir müddet sonra 24 saatte bir duyuyorsunuz. Sonra haftada bir duymaya başlıyorsunuz. Öyle yavaş yavaş gidiyor. Eğer şansı varsa Gold dediğimiz kategoriye giriyor, haftada bir duyuyorsunuz o şarkıyı."

Listelerimizi yaparken saatlere göre akışlarımız var bizim. Yani insanların daha hareketli müziğe ihtiyaç duyduklarını, enerjiye ihtiyaç duyduklarını düşündüğümüz saatlerde müzikler daha hareketli oluyor ki bu genellikle söylediğim gibi rush hour’larda oluyor. Trafik saatlerinde oluyor. Trafik saatlerinde insanlar daha enerjik, sabahleyin hazırlanırken daha hareketli bir şeyler dinlemek istiyorlar, daha enerjik… Günlük olaylar da etkileyebiliyor. Misal akşam Met Gala olmuş, Met Gala’daki olaylardan bahsediyorsun, orada çalınan bir şey olabiliyor."

Radyoda mikrofonun arkası tiyatroda sahne gibi

Radyoculuğun dışarıdan yalnızca müzik ve konuşmadan ibaret görünse de işin önemli bir kısmı mikrofonun arkasında yaşanıyor. Taylaner’e göre radyocunun en büyük sorumluluklarından biri, kendi ruh halini dinleyiciye taşımamak:

"En son Michael Jackson’ın filmi Michael gösterime girdi. Bir anda Michael Jackson bütün dünyada patladı. Bütün listelerde 40 yıldan sonra tekrardan aynı şarkılar, Michael Jackson şarkıları gündeme gelmeye başladı. Radyoda çalınma sayıları artmaya başladı. Günlük olaylar da etkiliyor, saatler etkiliyor. Bizim kendi zevkimize yer bırakmıyoruz. Radyoda mikrofonun arkası tiyatroda sahne gibi. O gün senin birçok sıkıntın olabilir. Günlük gaileler, borcun vardır, iş yerinde sıkıntın vardır, arkadaşınla sıkıntın olabilir, eşinle sıkıntın olabilir, çocuklarla ilgili bir şeylerin olabilir ama biz mikrofonun arkasına geçtiğimiz anda onların hepsinin bitmesi lazım. Hiçbir zaman için bizim “Ya kusura bakmayın ben bugün birazcık canım sıkkın, size birazcık sıkkın bir sesle yayın yapıyorum, kusura bakmayın” deme şansımız yok. Çünkü adam açtığı zaman senden senin her zamanki o enerjini bekliyor. Biz o enerjiyi korumak zorundayız, her zaman."

Radyonun büyüsü sürprizinde

Heart FM’in yalnızca müzikten oluşmamasının da dinleme sürelerini artırdığını belirten Taylaner; yarışmalar, “Tarihte Bugün”, müzik ve eğlence dünyasından haberler ve “Ankara Etkinlik Takvimi” gibi içeriklerle dinleyiciye farklı bir akış sunduklarını söylüyor.

Taylaner, burada radyonun en önemli avantajlarından birinin ise sürpriz olduğunu düşünüyor:

"Yarışmalar var, Tarihte Bugün dediğimiz programımız var, müzik eğlence dünyası haberleri var, Ankara Etkinlik Takvimi diye bir programımız var. Ankara’da neler var akşamları onları veriyoruz. Tabii bir sürü şey var, sadece müzikle değil. Müziklerde de çok güzel bir seçkimiz var, çok iyi bir akışımız var. 15 minute listener dedikleri bir şey vardır. Dinleyiciyi 15 dakika yakalayabiliyorsan çok başarılı bir radyosun derler. Heart Fm ‘in dinlenme süreleri 3,5-4 saatlerden aşağı değil. Dinleyen kişi 3,5-4 saatten aşağı dinlemiyor. Dinlenme süreleri çok uzun çünkü çok güzel bir akışımız var. Yani bir anda çok dinamik bir şarkının arkasından 80’lerden çok dinamik bir şarkı gelebiliyor. Bir anda rock bir şarkı çalabiliyor, bir anda cazımsı bir şarkı çalabiliyor. Radyonun büyüsü de o zaten. Radyoyu güzel yapan şey o. Yani bir sonraki çalacak şarkının ne olduğunu bilmiyorsun. Şaşırtıyor seni. Spotify’da, Apple’da kendi yaptığın playlist’i dinlediğin zaman kendi dizdiğin şarkıları aynı sırada dinliyorsun. Bir heyecanı yok, bir sürprizi yok ama radyoda bir sonra ne çalacağını bilmiyorsun. Tam bir anda gidiyorsun hiç beklemediğin bir şarkı bir anda seni 80’lere geri götürüyor, 90’lara geri götürüyor. “Aaa ne çalıyor!” diye telefon ediyorsun arkadaşına da diyorsun ki “Bak radyoda ne çalıyor” diye. Onun için radyonun büyüsü çok farklı."

"Türkiye’nin müzik zevki Amerika’dan ziyade Avrupa’ya daha yakın"

Heart FM’in müzik seçkisinde Fransızca ve İtalyanca şarkıların da yer alması tesadüf değil. Taylaner, Türkiye’nin müzik zevkinin Amerika’dan çok Avrupa’ya yakın olduğunu düşünüyor.

Taylaner, Özellikle 70’li ve 80’li yıllarda Almanya’da yaşayan Türklerin Türkiye’ye taşıdığı müziğin etkisine dikkat çekiyor. Boney M ve ABBA gibi grupların Türkiye’deki popülerliğini de bu kültürel dolaşımla ilişkilendiriyor:

"Türkiye’nin müzik zevki Amerika’dan ziyade Avrupa’ya daha yakın. 70’li 80’li yıllarda Almanya besliyordu. Bunun da sebebi Almanya’da çalışan işçiler, oraya gidip gelen insanların getirdiği müziklerdi. O zaman Türkiye’deki en çok dinlenilen gruplara bak, Boney M’lerdir, ABBA’lardır, Avrupa müziğidir. Çünkü dinlenen şeyler oradan geliyordu. Amerika’dan çok fazla gelmiyordu plaklar. Onun için Türkiye’nin müzik zevkinde Fransızcanın, Almancanın demiyorum, Fransızcanın, İtalyancanın çok büyük etkisi vardır. Türkiye’nin geçmişinde de hakikaten Fransızca İtalyanca çok kullandığımız, Türkçeye geçen kelimeleri olduğu için Fransızca İtalyancayı çok seviyoruz. Bizim dinleyicilerimiz de… Diğer radyolarda dinlediğin zaman Fransızca veya İtalyanca şarkı yoktur. Hepsi ya İngilizcedir ya da Türkçe müzik olarak Türkçe müziktir. Bizde İtalyanca ve Fransızca çok güzel şarkılar var. Kasikleden de gündemde olan Fransızca İtalyanca şarkılar var. O da bize ayrı bir lezzet katıyor."

Muhabir: Nur Yıldız