CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 7-8 Temmuz'da Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi öncesinde dış politika ve Türkiye'nin uluslararası konumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye'nin NATO üyeliğinin tartışma konusu olmadığını belirten Kılıçdaroğlu, ülkenin hiçbir küresel gücün "ileri karakolu" ya da "stratejik taşeronu" olmayacağını söyledi.
Basın toplantısına 2 Temmuz'da yaşanan Madımak ve Başbağlar katliamlarını anarak başlayan Kılıçdaroğlu, her iki olayın da Türkiye'nin ortak acıları olduğunu belirtti.
Toplumsal hafızanın canlı tutulması gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, bu acıların unutulmaması çağrısında bulundu.
"Türkiye yeni dünya düzenini tribünden izleyemez"
Dünyada güç dengelerinin yeniden şekillendiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin bu dönüşümde pasif kalmaması gerektiğini söyledi.
Enerji, ticaret, yapay zekâ, siber güvenlik ve lojistik gibi alanların küresel rekabetin yeni başlıkları haline geldiğini belirten Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin coğrafi konumu nedeniyle bölgesel değil, "stratejik merkez ülke" olarak değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi:
"Dünyanın tek kutuplu olmadığının altını çizen Kılıçdaroğlu, "Atlantik dünyası yeniden yapılanırken, Asya küresel ekonominin ağırlık merkezi hâline gelmektedir. Enerji koridorları, yapay zekâ, kritik teknolojiler, siber güvenlik ve ticaret yolları uluslararası rekabetin yeni alanlarını oluşturmaktadır. Türkiye bu büyük dönüşümü tribünden izleyemez. Çünkü Türkiye, sıradan bir coğrafyada değildir. Karadeniz’in, Akdeniz’in, Balkanlar’ın, Kafkasya’nın ve Ortadoğu’nun kesişim noktasındadır. İşte bu nedenle biz Türkiye’yi yalnızca bölgesel bir güç olarak değil; ‘Stratejik merkez ülke’ olarak görüyoruz"
"Türkiye NATO'nun güçlü bir müttefikidir"
NATO Zirvesi'ne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin ittifak içerisindeki yerinin güçlü olduğunu ancak bunun bağımsız dış politika anlayışından taviz verilmesi anlamına gelmediğini söyledi.
"Türkiye bu masaya kimseden onay almak için değil; kendi tarihinden, devlet aklından, millet iradesinden ve Cumhuriyet'in bağımsızlık anlayışından aldığı güçle oturur" diyen Kılıçdaroğlu, CHP'nin dış politika yaklaşımını şu sözlerle özetledi:
"Mesele yalnızca bir zirve meselesi değildir. Mesele, Türkiye’nin yeni dünya düzeninde nasıl bir vizyon ortaya koyacağıdır. Şimdi gelelim NATO Zirvesine… Türkiye, NATO’nun güçlü ve güvenilir bir müttefikidir. Bu konuda bir sorunumuz yok. Öncelikle bir NATO üyesi olarak Türkiye’nin konumunu belirtmemiz gerekiyor… Türkiye bu masaya kimseden onay almak için değil; kendi tarihinden, coğrafyasından, devlet aklından, millet iradesinden ve Cumhuriyet’in bağımsızlık anlayışından aldığı güçle oturur. CHP olarak bizim bakışımız açıktır: Türkiye NATO üyesidir; fakat NATO’nun ileri karakolu değildir.
"Türkiye hiçbir gücün taşeronu olmaz"
Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin Avrupa güvenliğinin bir parçası olduğunu ancak Avrupa'nın çevresinde bekleyen bir ülke olmadığını ifade etti.
ABD ile müttefiklik ilişkilerinin sürdürülmesi gerektiğini belirten CHP lideri, bunun hiçbir ülkenin stratejik hedeflerine kayıtsız şartsız destek verilmesi anlamına gelmeyeceğini söyledi:
"Türkiye Avrupa güvenliğinin parçasıdır; fakat Avrupa’nın çevresinde bekletilecek bir ülke değildir. Türkiye ABD ile kurumsal müttefiklik ilişkisi yürütür; fakat hiçbir büyük gücün stratejik taşeronu olmaz. Türkiye Rusya’yla da Çin’le de konuşur; fakat hiçbir gücün yörüngesine girmez. Bize göre bu vizyonun adı bellidir: bağımsız, kurumsal ve üretken bölgesel bir güç Türkiye. Türkiye bağımsızdır; çünkü otomatik hizalanmaz.
Türkiye kurumsaldır; çünkü dış politikayı kişisel lider ilişkilerine, günübirlik pazarlıklara ve iç politika hesaplarına teslim etmez. Türkiye üretkendir; çünkü yalnızca kendi coğrafyasından güç devşiremez… Teknoloji, savunma, diplomasi, enerji, lojistik, su güvenliği, yapay zeka, siber güvenlik ve toplumsal dayanıklılık kapasitesi üretir. Bu bağlamda, Türkiye’nin jeopolitik değeri büyüktür. Fakat bir ülkenin jeopolitik değeri, sürekli başkalarına hatırlatılarak da büyümez. Türkiye kurumlarıyla, ekonomisiyle, hukukuyla, üretimiyle, diplomasisiyle ve toplumsal bütünlüğüyle büyür ve saygınlık kazanır…
Hiç kimse unutmasın, Cumhuriyet Halk Partisi bu devlet aklının kurucu taşıyıcısıdır. Bu bağlamda, Ankara Zirvesi’ne bakışımız iktidarın dar propaganda diliyle sınırlanamaz. Mesele bir iktidar başarısı ya da bir lider fotoğrafı değildir. Mesele Türkiye’nin gelecekteki stratejik konumudur. Mesele Türkiye’nin büyük güç rekabetinde kendisine biçilen rolü mü kabul edeceği, yoksa kendi bağımsız karar alanını mı güçlendireceğidir. Türkiye’nin görevi, kendi çevresinde savaşların büyümesini önlemek, enerji ve tedarik hatlarını güvence altına almak, Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Kafkasya’dan Orta Doğu’ya kadar istikrar üretmektir. Bu tarafsızlık değildir. Bu, cumhuriyetçi stratejik özerkliktir."
"Güvenlik bölünemez"
Kılıçdaroğlu, NATO'nun güvenlik anlayışının yalnızca Doğu Avrupa ile sınırlı olmadığını belirterek Türkiye açısından Suriye, Irak, Doğu Akdeniz, Kafkasya, göç, enerji ve terör tehdidinin de ittifakın güvenlik gündeminin ayrılmaz parçaları olduğunu söyledi:
"NATO güvenliği yalnızca Baltıklar ve Doğu Avrupa’dan ibaret değildir. Türkiye açısından Suriye, Irak, İran, Doğu Akdeniz, Kafkasya, terör örgütleri, göç, enerji hatları, gıda güvenliği, su güvenliği ve devlet dışı silahlı aktörler de bu güvenlik mimarisinin parçalarıdır. Ancak, bu toplantıda Türkiye bu başlıkları asla ve asla dar bir şikayet diliyle anlatmamalıdır. ‘Bize destek verin’ diyen edilgen bir üslup yerine, NATO’nun stratejik bütünlüğünü hatırlatan kurucu bir dil kullanmak zorundadır.
Burada ittifak kavramını da doğru tanımlamak gerekir. Türkiye’nin ABD ve NATO ile ittifak ilişkisi vardır. Ancak bu ittifak, bir ülkenin bütün stratejik tasarımlarına kayıtsız şartsız eklemlenmek değildir. İttifak; ortak akıl, ortak güvenlik, karşılıklı saygı ve eşit egemenlik temelinde yürür. Çünkü şunu çok iyi biliyoruz… Bir müttefikin yanlış bölge politikalarına, rejim mühendisliklerine veya başka ülkelerin içyapılarını parçalayacak projelerine destek vermek ittifak değil, stratejik bağımlılıktır."
"Dış politika içerideki devlet kapasitesiyle güçlenir"
Dış politikanın yalnızca uluslararası ilişkilerden ibaret olmadığını belirten Kılıçdaroğlu, güçlü bir dış politika için hukuk devleti, bağımsız yargı, sağlam kurumlar ve öngörülebilir ekonominin vazgeçilmez olduğunu söyledi.
Türkiye'nin uluslararası alandaki saygınlığının güçlü kurumlar ve demokratik işleyişle mümkün olacağını ifade eden Kılıçdaroğlu, dış politikada kişisel diplomasi yerine kurumsal devlet anlayışının benimsenmesi gerektiğini dile getirdi.
"Türkiye masadadır çünkü stratejik ağırlığı vardır"
Konuşmasının sonunda Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'ne değinen Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin uluslararası platformlarda yerini tarihsel birikimi ve stratejik konumu sayesinde aldığını söyledi:
“Biz NATO ittifakının üyesiyiz; ama kimsenin ileri karakolu, taşeronu değiliz. Biz Avrupa güvenliğinin parçasıyız; ama Avrupa’nın çevre ülkesi değil, Avrupa'nın ta kendisiyiz. Biz ABD ile müttefikiz; ama ABD’nin Çin stratejisinin taşeronu değiliz. Biz Rusya ve Çin’le konuşuruz; ama onların yörüngesine girmeyiz. Bizim görevimiz büyük güçlerin projelerinde rol kapmak değil; kendi bölgemizde barış, denge, dayanıklılık ve düzen üretmektir. Çünkü Türkiye ittifak kurar; fakat bağımlı olmaz. Türkiye denge kurar; fakat edilgen olmaz. Türkiye güçlü olur; fakat gücünü propagandaya indirgemez.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, kişisel lider diplomasisi değil, cumhuriyetçi devlet aklıdır. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, günübirlik pazarlık değil, uzun vadeli stratejik vizyondur. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, iç politikaya dönük gösteri değil, dış politikada kurumsal süreliliktir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak sorumluluğumuz buradadır.
Biz Türkiye’nin NATO içindeki yerini de, Avrupa ile ilişkilerini de, ABD ile müttefiklik hukukunu da, Rusya ve Çin’le kurulacak dengeli ilişkileri de Cumhuriyet’in bağımsızlık çizgisi içinde ele alır ve sürdürürüz. Ne Türkiye’yi yalnızlaştırırız ne de cumhuriyetçi stratejik özerklik anlayışına gölge düşürürüz. Türkiye’yi ne maceraya sürükleriz ne de başkalarının planlarında pasif unsur haline getiririz. Türkiye’yi kendi tarihine, kendi kurumlarına, kendi millet iradesine ve kendi üretim kapasitesine dayanan saygın bir bölgesel güç haline getiririz.”




