Yüksek enflasyon ve kredi bulma zorluğu, vergi borcunu taksitlendiren işletmelerin maliyetlerini artırıyor. Banka kredileri daralınca, kamu borçlarını ertelemek şirketler için mecburi bir finansman kanalına dönüştü. Ancak yükselen tecil faizleri, KOBİ'lerin güncel vergi ödemelerini doğrudan sarsıyor. Yeminli Mali Müşavir Mehmet Ali Aktaş; borç yapılandırma süreçlerindeki tıkanıklıkları ve e-haciz risklerini 24 Saat'e değerlendirdi.
"FAİZLERDEKİ KADEMELİ ARTIŞ İŞLETMELERE YÜK OLDU"
Mayıs 2024’te tecil faizlerinin yıllık yüzde 48’e fırlaması piyasada büyük bir kırılma yaratmıştı. Bugün, o dönemde bu yüksek oranlarla borçlarını taksitlendiren mükelleflerin ödeme gücü ne durumda?
Bu soruya yanıt vermeden önce; Mayıs 2024‘te yüzde 48 olarak belirlenen tecil faiz oranlarını daha önce ne durumdaydı diye bakmak doğru olacaktır.
30 Aralık 2019 tarihinde yapılan değişiklikle daha önce yüzde 19 olarak uygulanan tecil faizi 20 Temmuz 2022 tarihine kadar yıllık yüzde 15 olarak uygulanıyor, takvimler 21 Temmuz 2022’yi gösterdiğinde tecil faizi 9 puan artırılarak ve yüzde 24 olarak uygulamaya konuluyor, 14 Kasım 2023’te bu oran 12 puan artırılarak bu defa tecil faizi yüzde 36 olarak ilan ediliyor, yaklaşık altı ay sonra yani Mayıs 2024’te yüzde 48 olarak uygulamaya alınıyor.
Burada kademeli artışın zirve noktası olan ve ticari kredi faizlerine yaklaşan yüzde 48 oranının nakit akışında problem yaşayan işletmeler için can simidi olmaktan çıkıp ağır bir yüke dönüşmüştü.
O dönemde bu yüksek oranlarla borçlarını taksitlendiren mükelleflerin ödeme gücünde tam bir ayrışma yaşandığını ifade etmek durumundayım.
Neden ayrışma diyorum?
Nakit akışı güçlü olan ve enflasyon ortamında cirosunu ve karlılığını artıran şirketler yüzde 48 gibi bir orana katlanabilir durumda olmakla birlikte özkaynakları güçsüz olan ve bankalardan kredi almakta zorlanan şirketlerin önemli bölümümün yüzde 48'lik faiz yükünün altında bir anlamda ezildi. Yükümlülüklerini yerine getiremedi ve ihlal nedeniyle de tecil anlaşmaları iptal oldu.
Sonuç mu; geriye dönük gecikme zamları devreye girdi ve e-hacizlerle karşı karşıya kalındı.
VERGİ BORÇLARINDA FAİZ İNDİRİMİ ÇAĞRISI
Mükellefler geçmişten gelen taksit yükünü ödemeye çalışırken, her ay düzenli ödemek zorunda oldukları cari ay vergilerini (KDV, stopaj, SGK) kaçırmaya başladılar. Bir borç taksitini ödemek için diğer vergiyi aksatmak zorunda kalan esnafın içine düştüğü bu 'taksit sarmalı' nasıl çözülür?
Borçlarını taksitlendirmek suretiyle ödeme yapmak arzusunda olan mükellefler elindeki kıt nakit kaynağını %48 veya güncel yüzde 39 gibi yüksek faizle yükümlülüklerini yerine getirmek için harcamak durumunda kalıyor. Sizin de ifade ettiğiniz gibi bunu yaparken cari döneme ilişkin borçlarını ödemekte zorlanıyor ya da ödeyemiyor. Vergi dairesi tarafından ödenmeyen borçlarla bağlantılı e-haciz uygulaması devreye girdiğinde bir anlamda esnafın hayatı felç olma aşamasına geliyor ve devamında esnaf ne taksiti ödeyebiliyor ne de cari dönem vergisini. Bir anlamda zincirleme reaksiyon başlıyor.
Çözüm konusuna gelince.
Kısa bir süre önce Yüce Mecliste kabul edilen bir yasal düzenleme ile taksitlendirme süresi 36 aydan 72 aya çıkarılmakta. Bu düzenlemenin yürürlük kazanmasından sonra taksit sayısının artırılmasıyla mükelleflerin kısmen nefes alabilir durumda olacaklarını ifade etmek doğru olacaktır.
Kısmen diyorum çünkü, tecil faiz oranı yüzde 39 ve halen çok yüksek durumda. O nedenle faizlerin düşürülmesinin elzem olduğunu da ifade etmek durumundayım.
Buradan bir hususu izninizle dillendirmiş olayım.
Ticari yaşamda yapılan alışverişlerin önemli bölümünün vadeli gerçekleştiği bilinmektedir. Bir başka anlatımla eş zamanlı para tahsilatının yapılması neredeyse yok denecek kadar az durumdadır.
Vergi bilinci üzerine konuşulabilir belki. Ancak burada asıl meselenin esnafın vergi bilincinden ziyade ticaretin nakit akış sisteminin zaman zaman taksitlerini ödemek için güncel borcu feda ettiğine tanık olmaktayız.
Örneklendirmek gerekirse esnaf satışı gerçekleştiriyor, faturasını kesiyor karşılığını bazen 60 gün bazen daha uzun bir vade sonunda tahsil edebiliyor…
O halde önerim şu olsun tahsilat esaslı bir model tercih edilebilir. Örneklendireyim izninizle…
Esnaf 100.000 TL + yüzde 20 KDV ile satış gerçekleştiriyor ve faturasını da kesiyor. Yapılan anlaşma neticesinde bunun karşılığında 3 ay sonrası için bir çek ya da senet alıyor. Hal böyle iken esnaf söz konusu satışla bağlantılı KDV Beyannamesini takip eden ayın 28.günü mesai bitimine kadar vermek ve çıkan vergiyi de ödemek durumunda kalıyor.
Oysa bu satışla bağlantılı kasasına henüz bir nakit girişi söz konusu değil.
Tekrar etmiş olayım. Mevzuat değişikliği ile “Tahsilat Esaslı Vergilendirme Sistemi” tercih edilebilir.
Bu aşamada bir hususu daha dillendireyim izninizle.
Eski taksiti ödeyeyim derken güncel KDV’yi feda etmek zorunda kalan esnafın içerisine düştüğü taksit sarmalının vergi dairelerini zaman içerisinde e-haciz merkezlerine dönüştürme riski taşıyabilir düşüncesindeyim.
"FAİZ İNDİRİMİ MÜKELLEFLER İÇİN SINIRLI ETKİ YARATTI"
Kasım 2025’te tecil faizinin yüzde 39’a çekilmesi olumlu bir adım olarak sunuldu. Ancak bu indirim, Mayıs 2024-Kasım 2025 arasında yüksek faizle sisteme girmiş ve borcu devam eden mükelleflerin eski taksitlerini kapsamadı. Bu durum, geçmiş dönem borçluları için sistemi daha da kilitli bir hale getirdi mi?
Kasım 2025’te gerçekleştirilen indirimle yani tecil faizinin yüzde 48’den yüzde 39’a çekilmesiyle mükelleflerin 1,5 yıllık dönemde ödedikleri taksitlerin faizleri yüzde 48 olarak kaldı.
Enflasyonun yüksek olduğu ve kredi bulmanın oldukça zor olduğu bir dönemde esnafın devasa faiz yüküne katlandığını, işletme sermayesinin erozyona uğradığını ve nakit dengesinin sakatlandığını söylemek hatalı olmayacaktır.
Sizin de ifade ettiğiniz gibi faizin yüzde 39’a çekilmiş olması ilk aşamada belki psikolojik olarak bir rahatlama gibi görülmekle birlikte bu indirimin gerçek bir rahatlama yarattığı söylenemez.
ESNAF İÇİN TEMİNATSIZ TAKSİTLENDİRME TALEBİ
6183 Sayılı Kanun'un 48. maddesi kapsamında uzun vadeli tecil talep eden mükelleflerden, borç miktarına göre çok ciddi ve katı teminatlar isteniyor. Şirketlerin kredi bulamadığı bu dönemde, bu 'teminat duvarı' yüzünden taksitlendirme hakkından bile yararlanamayan kaç mükellef var?
Önceki sorularınız kapsamında ifade ettiğim taksit sayısının 72 aya çıkarılmasını sağlayan kanunla teminatsız yapılacak taksitlendirme tutarı da artırılmaktadır. Buna göre bir milyon liraya kadar olan kamu borçlarının taksitlendirilmesinde teminat aranmayacak.
Vergi idaresine taksitlendirme talebinde bulunan ve teminat veremediği için taksitlendirme yapılamayan mükellef sayısı ile ilgili olarak bir istatistik bulunmamakla birlikte, bu durumdaki mükelleflerin çoğunluğunun taksitlendirme talebinde dahi bulunmadıklarına tanık olmaktayız.
Yeni kanun ile bir nebze olsun rahatlama olabileceğini ifade etmekle birlikte,
Özel bir düzenleme ile kamu borçlarının teminatsız olarak ve enflasyon oranında faizlendirilmesinin bu durumdaki esnafı rahatlatacağını değerlendirmekteyim.
"GECİKME ZAMMI ORANLARI İŞLETMELERİN NET KAR MARJINI AŞIYOR"
Borcunu veya taksitini bir şekilde geciktiren esnafa aylık yüzde 3,70 (yıllık yüzde 44'ün üzerinde) gecikme zammı uygulanıyor. Bugün Türkiye piyasasında bu faiz yükünü kendi ticari kar marjıyla eritebilecek, finanse edebilecek bir işletme yapısı kaldı mı?
Sondan başlamış olayım izninizle. Hayır kalmadı…
Aylık yüzde 3,70 yıllık yüzde 44,40 oranın ülkemizdeki işletmelerin taşıyabilecekleri bir yük değildir. Genel olarak bakıldığında ülkemizde farklı sektörlerde farklı net kar marjları söz konusu olsa da bunun genel olarak yüzde 10’ları geçmediği kabul edilmektedir.
Hal böyle iken bir işletmenin katlanmak durumunda kalabileceği gecikme zammı yıllık kar marjının neredeyse dört katı civarında ortaya çıkmaktadır.
Bir başka husus işletmeler genellikle banka kredisi kullanamadıkları zamanlarda vergi dairesinden taksitlendirme talebinde bulunurlar.
Vergi uygulamaları dikkate alındığında işletmelerin vergi dairesinden taksitlendirme neticesinde ödedikleri faizler gider olarak yazılamaz. Oysa banka kredisi kullanmış olsalar bunları gider yazma hakkına sahip olabilecekler.
O halde buradan bir çağrı daha yapmış olalım. Kamu borçlarının taksitlendirilmesi aşmasında ödenen faizlerin de işletmeler tarafından kanunen kabul edilen gider olarak dikkate alınabilmesi için düzenleme yapılması anlamlı olacaktır.
KAMU BORÇLARININ KONKORDATO SÜREÇLERİNDEKİ ROLÜ VE ETKİSİ
Son aylarda büyük tekstil, lojistik ve denizcilik firmalarının peş peşe konkordato ilan ettiğini görüyoruz. Bu firmaların mali tablolarını ve konkordato gerekçelerini incelediğinizde, kamu borçları ve ödenemeyen yapılandırma taksitleri bu iflas süreçlerinde ne kadar baskın bir rol oynuyor?
Büyük şirketlerin konkordato ilan etmelerinin başında kamu borçlarının ve taksitlerin tek başına krizin oluşmasında bir başlangıç olarak görülmemelidir. Ancak kriz sarmalına girmiş bir şirketi uçurumdan aşağı itme konusunda etkili bir faktör olarak değerlendirmek gerekir.
Bir başka anlatımla kamu borçları konkordato süreci için tetikleyici değil bir anlamda kilitleyici rol gibi görülebilir.
Bankalardan yeterli krediyi sağlayamayan işletmeler genellikle nakit varlıklarını işletme faaliyetlerinin sürdürülmesi için yani mal alımı ve maaş ödemesinde kullanmak durumunda kalırlar. Bu süreçte kamu borçları ödenemez hale gelir ve yıllık yüzde 44,40 gecikme zammı yüküyle bu borçlar katlanarak artar. Vergi dairesinin ve SGK’nın e-hacizleri neticesinde şirketler konkordato ya sığınmak durumunda kalabilirler.
Konkordato sürecinde kamu borçlarında faizlerin durmasından söz edilemez. Yani aylık yüzde 3,70’lik faiz konkordato süresince de işlemeye devam eder.
Konkordato sürecindeki şirketlerin konkordato projeleri kabul edilmiş olsa bile bu süreçte vergi dairesi ve SGK’ya olan borçları nedeniyle faizlerin durmamasından da kaynaklı olarak katlanan borç yükünü konkordato sonrası ödemek durumundadır. Bunu taksitlendirmek gayesiyle ilgili kurumlara başvuruda bulunabilir ancak teminat gerekmesi halinde teminat konusunda problem yaşayabilir ki bu şirketi yeniden bir çıkmaza sokabilir.
POS VE BANKA HESABI BLOKELERİNİN TİCARİ İŞLETMELERE YANSIMALARI
Sistem vergi borcunu ödeyemeyen, taksitleri patlayan esnafın banka hesaplarına e-haciz koyuyor veya pos cihazı gelirlerine bloke getiriyor. Bu durum, işletmeleri ticari hayatlarını sürdürebilmek için istemeden de olsa 'kayıt dışı' çalışmaya ya da elden nakit dönen sistemlere itiyor mu? Sahada böyle bir tehlike var mı?
Öncelikle oldukça yerinde olan bu soru için sizi kutluyorum.
Evet ödenmeyen vergi ve SGK borçları için haciz işlemleri uygulanıyor. Olağan koşullarda vergi ve SGK yükümlülüklerinin kanuni süresinde yerine getirilmesi arzu edilir.
Önceki sorularınız kapsamında da dillendirmeye gayret gösterdiğim gibi vergi sisteminde bir dizi değişiklik yapılması piyasayı biraz rahatlatabilir.
İşletmelerin kayıt dışına yönelmesi hiçbir koşulda kabul edilemez. Hal böyleyken sizin ifade ettiğiniz gibi işletmelerin bir bölümü kayıt dışına yönelme eğiliminde olabilir.
Özetle evet sahada böyle bir tehlike var.
O halde bununla bağlantılı olarak bir öneri sunmuş olalım izninizle.
POS Cihazlarına kademeli ve oransal haciz modelinin getirilmesi anlamlı olabilir. Bu durum kayıt dışılıkla mücadeleyi güçlendirir.
Banka hesaplarına yapılan e-hacizlerle bağlantılı olarak ta bir düzenleme yapılması gerektiği kanaatindeyim. Burada ücretlerle bağlantılı olarak var düzenleme model alınabilir kanaatindeyim.
FAHİŞ FİYAT DENETİMLERİ VE İŞLETMELERE YÖNELİK CEZAİ YAPTIRIMLAR
Ekonomi yönetimi son dönemde fahiş fiyat ve usulsüzlük denetimlerini çok sıkılaştırdı ve işletmelere milyonlarca liralık cezalar kesiliyor. Esnafın eski borcunu ödeyemediği bir dönemde bu cezaların üst üste binmesi, işletmelerin kapısına kilit vurulmasını hızlandırıyor mu?
Öncelikle bir hususu dile getirmek istiyorum. Fahiş fiyat uygulayan işletmelerle bağlantılı denetimler yapılmalı ve yapılan tespitler neticesinde mevzuatın uygun bulduğu caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır.
Ancak yaptırımlar işletmeler üzerinde yıkıcı etki yaratmamalıdır kanaatindeyim.
KOBİ VE SEKTÖREL BAZLI TECİL FAİZİ UYGULAMASI UYGULAMASI ÖNERİLERİ
Mevcut tecil ve taksitlendirme mekanizması KOBİ'leri kurtarmaya yetmiyorsa, piyasanın tamamen kilitlenmemesi için acilen nasıl bir düzenleme yapılmalı? Faizlerin silindiği yeni bir 'matrah artırımı / vergi barışı' masaya gelmeli mi, yoksa tecil şartları mı yumuşatılmalı? Hocam, sizin çözüm reçeteniz ne?
Sık aralıklarla yapılan vergi afları, vergisini zamanında ve eksiksiz ödeyen mükellefin sisteme olan inancını sarsar, vergi uyumunu düşürür. Çözüm, sürekli geçmişi affetmek değil, bugünü sürdürülebilir kılmaktır.
Burada asıl olan yeni bir vergi affı ya da yeni bir vergi barışı değil, tecil şartlarının radikal bir şekilde esnetilmesi ve sisteme kalıcı soluk aldırılmasıdır.
Bunun bir bölümü önceki sorular kapsamında söylediğim kanun kapsamında yapılmış durumda.
Taksit sayısının yeni kanun ile 72 ay olarak belirleniyor olması olumlu. Bunun yanı sıra;
Teminat konusunda daha da esneklik sağlanmalıdır.
Kanaatimce KOBİ’lere farklı bir oranda tecil faizi uygulaması devreye alınmalıdır.
Sektörel bazlı tecil modeli tercih edilmelidir. İşletmelerin geçmiş dönemlerdeki nakit akışları dikkate alınarak ödeme planları oluşturulabilir olmalıdır.




