Güncel sanat sahnesinin de en inatçı oluşumlarından biri olan sanatçı inisiyatifi Atış Serbest, 13 yıllık zorlu ama kıymetli yolculuğunun bir muhasebesini ve kutlamasını yapıyor. On yılı aşkın süredir, dayatılan küratöryel algıların ve hiyerarşik mekanizmaların dışında, "bir araya gelebilmeyi" bir başlık olarak merkeze koyan Atış Serbest, bu çabasını iki eşzamanlı sergiyle taçlandırıyor: "Mâlûmat" ve "Müdavim".

İki sergi, inisiyatifin yıllar içinde kurduğu ilişkiler ağını, kolektif belleğini ve alternatif mekan kullanma felsefesini iki farklı damardan besleyerek izleyiciye sunuyor.
Kasa Galeri'de yer alan "Mâlûmat" sergisi, Atış Serbest'in örgütlenme, üretim ve sergileme süreçlerinin ardındaki görünmez emeğe ve kolektif belleğe odaklanıyor. "Konuya dair mâlûmatı olan" sanatçıların bir araya geldiği bu bölüm, inisiyatifin tarihini didaktik bir arşiv anlatısı olmaktan çıkarıp, onu kişisel ve sanatsal bir deneyim olarak yeniden yorumluyor. Atış Serbest’in 13 yıllık sanat pratiğine odaklanan "Mâlûmat"ı gezerken Kasa Galeri yöneticisi, aynı zamanda küratör ve sanat yazar Derya Yücel bana eşlik etti. Serginin girişinde, Atış Serbest’in geçmiş yıllarda gerçekleştirdiği sergilere dair afişler yer alıyor. Kasa Galeri’nin yer aldığı Bankalar Caddesi’ndeki Minerva Han, Atina Bankası olarak hizmet vermek üzere 1913’te yapılmış. Eksi birinci katta bulunan Kasa Galeri de adını bu geçmiş zaman bankasının kasa dairesinden alıyor. "Mâlûmat" sergisiyle bu kasa dairesi şimdi güncel sanatın yakın dönemine de ev sahipliği yapıyor. Sergideki işler, Atış Serbest'in evrimini ve özgün felsefesinin de göstergesi.

Bir sergi öncesi Atış Serbest ekibi 'atışa' hazırlanıyor
Ahu Akgün, eserinde görünmeyen hazırlık ve kurulum süreçlerine odaklanarak, bir sanatçı organizasyonu olmanın temelini, yani emeğin anlatının öznesi olduğunu vurguluyor. Basit bir malzeme olan kâğıt ve kalemle, bu temel aşamaları ilişkilendiriyor.
Defne Tesal, hafızasında yer eden işleri ve mekanla ilişkilerini, pişirilmemiş kendinden kuruyan seramik heykellerle modelliyor. Tophane-i Amire ve Barın Han gibi ikonik mekanlardan "koparılmış küçük fragmanlar", hafızanın kronolojik olmayan ve parçalı işleyişini yansıtıyor.
Çağrı Saray ise topluluğun 2021'de bir araya geldiği Mecmu sergisinin haritalandırarak izleyiciye sunuyor. Sanatçı, ikili-üçlü sanatçı grupları halinde mekana yayılan ilişkilenme biçimlerini görünür kılıyor.
Ayça Telgeren, Tophane-i Amire'deki manzarayı iki boyuta indirgeyerek dairesel formları yassılaştırıyor. Bu, Tophane'de üretilen bronz topların yıkıcılığı ile Kılıç Ali Paşa Külliyesi'nin görkemli cüssesini tarih öncesi duvar resmi dürtüsüyle birleştiriyor.
Can Aytekin, Mimar Sinan'a bağlı mekânlar ekseninde, "deveboynu" hat yazıları ile d Grubu logosu arasındaki dilsel ve mekânsal etkileşimin izini sürüyor. Nusretiye Camii'ndeki Râkım'ın kuşak yazısı ile d Grubu'nun Arapça 'ah' olarak okunabilen logosunu bağdaştırıyor.
Levent Aygül, büyük tuvaline kendi küçük hikayelerini gizleyerek, "Mavi" rengini bir diyalog anahtarı yaparken, "Afiş" kelimesini ise Atış Serbest'in yedi serisinin birden afişi olacak şekilde kullanıyor.
Levent Aygül, kişisel pratiğinde eserlerini genellikle "mavi", "afiş" ve "iki" gibi anahtar kelimelerle tanımlıyor.
"Bunlar sanatçıdır, kimseye zararları olmaz"
Atış Serbest, her sergisinde farklı isimleri kendi tanımlarıyla “oyuncuları dahil etmekten çekinmeyen bir oluşum. Gayri resmi ama üretken ve çalışkan bu sanatçı topluluğu serinin ikinci perdesi “Müdavim”i Karaköy'ün hafızasında önemli bir yer tutan Olimpiyat Restoran'ın birahanesine kurmuş. Derya Yücel Kasa’daki sergiyi detaylıca gezdirdikten sonra hemen yakındaki restorana gitmemi ve tavsiye ediyor. Kadıköy iskelesine doğru giderken birbirine benzeyen ama içleri birbirinden farklı konukları barındıran bir restoranlar silsilesinden birisi Olimpiyat. Restorana gitmeden önce çok katlı bir dar ve uzun mekânda serginin anca üst katlarda, müşterilerin pek rağbet etmediği bir köşecikte olduğunu sanıyordum. Sahildeki masalara oturmuş, iştahlı ve deniz mahsüllerini keşfetmeye meraklı turist kalabalığını geçip mekânın içine girdiğim andan itibaren ise sergi başlıyor. Bar tezgâhı arkasındaki bölüm, güneş ve denizden uzak olduğu için pek tercih edilmese de mekânın sanatçı müdavimlerinin adresi bu yüksek masa ve iskemlelerden oluşan yer. Duvarlarda, masaların üstünde ise sergiye dahil olan 57 oyuncunun işleri. O oyunculardan birisi ise Şahin. “Kendisinin de unuttuğu” süredir aynı restoranda çalışan Şahin, bir sergi rehberi gibi başlıyor anlatmaya: “Abi geçenlerde başladı sergi. Devamı da yukarıda bir yerlerdeymiş.” Evet gördüm diyorum. Açılış nasıldı, baya curcuna olmuş diyorlar diye sorduğumda elindeki kurulama bezini bırakmadan anlatmaya devam ediyor Şahin: “Abi kaç zamandır buradayım böyle kalabalık görmedim. Canlı müzik de yaptılar, arkadaşları geldi, arka sokağa doldu taştı kalabalık. Komşular şaşırdı ‘Nasıl taşkınlık çıkmadı?’ diye bana sordular. Ben de dedim ‘E bunlar sanatçıdır, kimseye zararları olmaz.” Şahin mekânın müdavimlerinin canlı bir portresini çıkarmaya koyuluyor ben sormadan: “Abi bunlar başkasına benzer mi? Kaç yıldır buradayım, burada buluşurlar burada sohbet ederler. Başka mekanlar çıkarmış yok kuver ücreti yok bahşiş. Biz zaten adamın yediği içtiğinden para alıyoruz daha ne alacağız. Bazı zamanlar paraları çıkışmaz afiyet olsun der geçeriz. Bunlar sanatçıdır abi, kimseye zararları olmadan otururlar sohbet ederler.” Şahin sadece sanatçı müdavimlerin portresini değil, onların işleriyle yan yana sergilenen kendi yaptığı bir Van Gogh portresini gösteriyor, “Bana da yaptırdılar bak” diyerek.
Şahin, gazeteci ve sanat yazarı Evrim Altuğ'un fotoğrafını gösterirken. En sağda ise kendi yaptığı Van Gogh tablosu
Bunun yanında siyah beyaz bir fotoğrafta kendi sureti. Kendisinin bir fotoğrafın konusu olmasına şaşırarak fakat çeken Volkan Kızıltunç’a da hayranlığını belirterek gösteriyor bu kareyi. Sergideki oyuncuların arasında bulunan gazeteci Evrim Altuğ’un Sarayburnu’na demirlemiş bol yelkenli bir gemi fotoğrafını göstererek, “İlk gördüğümde arka arkaya sıralanmış gemiler sanmıştım ama hepsi tek bir gemiymiş” diyerek şaşkınlığını paylaşıyor Şahin. Kastettiği gemi Fransa bayraklı 5 direkli yelkenli yolcu gemisi 'Club Med 2' Dünyanın en büyük yelkenli kruvaziyer gemilerinden biri. 2019’da gelen bu gemiyi Şahin’in fark etmemesi imkânsız çünkü Karaköy Sarayburnu karşılıklı. Sanatın da baktığımızı görmemizi, fark etmemizi sağlayan işlevini hatırlatıyor Şahin’in paylaştığı şaşkınlığı. Ben ise kent tarihini düşününce çok da eski sayılmayan zamanlarda kitaplardan okuduğum müdavimlik kültürünün devamını canlı şekilde gördüğüme memnun her çalışmayı teker teker inceliyorum. Bazen bir adisyonun bazen de bir ufak havlunun üzerine yapılan çizimler. Sergiden önce duvarlarda yer eden ufak teker objeler ise sönükleşiyor, anlamını yitiriyor. Zira müdavimlik ve birliktelik kültüründen beslenen, masaları ve duvarları kaplayan bu işlerin her birinde yaşanmışlığın yanında doğallık da var. "Müdavim", Atış Serbest'in kuruluş felsefesinin pratik bir yansıması da aynı zamanda. Fikir atölyelerine dönüşen müdavim masaları, sanatın buluştuğu bir alana dönüşüyor. İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda ara vermeden kapalı gişe oynanan ‘Profesyonel’de, edebiyat insanı Teya’yı izleyen gizli polisin gözlemlerini hatırlatıyor bu fikir. Gizli polis Luka Laban, Teya’yı sadece alışkanlıklarını değil konuşmalarını takip ede ede ruhu inceliyor, sanatın ve yaşanmışlıkların değerini anlıyor. Ve Teya’nın dost masalarında konuştuğu fakat havaya giden kelimeleri Luka bir avcı gibi not ediyor defterine. Atış Serbest de aslında “Müdavim” sergisinde konuştukları, keyifli zaman geçirdikleri, tartıştıkları ve yeni fikirleri paylaştıkları sanatın çok uzağında sanılan bir yeri sanatlarının merkezi haline getiriyor. Tam anlamıyla profesyonelce. Sergi, kentteki hızlı değişime rağmen, sanatçıların atölyeleri, mahalle barları ve meyhaneler gibi "yurtlaşan" mekanların hala var olduğunu gösteriyor.
57 sanatçının katılımıyla gerçekleşen bu "canlı" sergi, neşe ve zarafetle yan yana gelen benzersiz bir topluluğun çıktısı olarak öne çıkıyor.
Her iki sergiyi Atış Serbest a ile 24 Saat için konuştuk.
Çağrı Saray, 2021’deki Mecmu sergisinin topoğrafyasını çiziyor. Sanatçı, Situasyonist Enternasyonel’in psikocoğrafya kavramından ilham alarak, Barın Han’daki sergi mekanını zihinsel haritalama yöntemiyle yeniden kurguluyor.
Atış Serbest, on yılı aşkın bir süredir çağdaş sanat sahnesinde önemli bir yere sahip. "Mâlûmat" ve "Müdavim" sergileri nasıl bir araya geldi ve Atış Serbest'in evrimi açısından ne gibi bir rol üstleniyorlar?
Atış Serbest'in insanların gözünde önemli bir yere sahip oldu mu bilemeyiz ama bizler için kıymet taşıdığı kesin. 13 yıl sanatçı örgütlenmesiyle vücut bulan bir sergi serisini devam ettirmek çok kolay değil. Mâlûmat ve Müdavim sergileri bu çabayı ve bir araya gelebilmeyi kutlamak için çalıştığımız sergiler oldu.
"Mâlûmat" sergisi, Atış Serbest'in kolektif tarihini yansıtan yeni işler içeriyor. Sanatçıların yeni eserleri, inisiyatifin geçmişiyle nasıl bir ilişki kuruyor ve bu eserler, grubun kolektif belleğiyle nasıl etkileşiyor?
Mâlûmat sergisini tartışırken çok masa kurduk ve topladık. Arşiv niyetine tuttuğumuz belgeleri gözden geçirdik. Serginin direkt arşiv anlatısı üzerine olmaması konusunda hemfikir olduk. Ama tahmin edebileceğiniz gibi oldukça muğlak bir alan bu. Hazırlık süreçlerini, sergilerin yapıldığı ikonik mekanları, sanatçıları, işleri anımsayıp gözden geçirmek, bu yaşantıları bizler için anlamlı ve hatırlamaya değer kılan yönlerini kazıyıp ortaya dökmek üzere yoğunlaştık. Herkes de kendi meşrebince yaklaştı Mâlûmat'a. 2. sergi sonrasında Atış Serbest'in tüm grafik tasarımlarını yapan Özeren Gökçe, kelimelerin yüklendiği anlamlardan yola çıkarak oluşturduğu çalışma dosyası ile konuştuğumuz kavramları genişletti.
Ahu Akgün, bu zamana kadar görünmeyen hazırlık ve kurulum süreçlerinde odaklandı. Ahu bu yaklaşımıyla Atış Serbest'in bir sanatçı organizasyonu olmasının altını çizdi ve bu aşamaların anlatının öznelerinden biri olduğunu vurguladı. Defne Tesal ise hafızasında yer eden işleri ve onların mekanla ilişkilerini hatırladığı kadarıyla modelledi. Bu heykelcikler Atış Serbest'in mekanları Tophane-i Amire ve Barın Han'da açılan sergilerden koparılmış küçük fragmanlar. Defne hafızanın işleyişi gibi bu parçaları kronolojik olmayan bir bütünsellikte kurguluyor. Her iki sanatçının da kullandıkları malzemeler seçmiş oldukları konuları besliyor. Ahu kâğıt kalem gibi temel bir malzemeyi kullanırken seçtiği konunun oluşturduğu temel ile ilişkilendiriyor. Defne ise sergiye özel ürettiği bu kendinden kuruyan seramik malzemeyi pişirmeden sergilemeyi tercih ediyor.
Çağrı Saray'ın çalışması bir önceki Atış Serbest'in Barın Han'da yapılan Mecmu sergisi ile ilgili. Pandemi zamanı ertelemeler ve kapanmalar yüzünden uzun bir çalışma dönemi ile oluşturduğumuz bu serginin topoğrafyasını çalışıyor Çağrı. Situasyonist Enternasyonel'in psikocoğrafya kavramından yola çıkarak uyguladıkları haritalama yöntemini kullanan Çağrı, hatırladığı kadarıyla sergiyi temsili olarak yeniden zihninde oluşturmaya çalışır. Serginin gerçekleştiği Barın Han'ın kat planları ise, mekânın içinde hareket etme-ilişkilenme rotası olarak haritanın alt katmanını oluşturuyor.

Ahu Akgün, Atış Serbest'in arşivine bakarken sergi süreçlerinin sahne arkasına odaklanıyor. Kağıt, mürekkep ve kalemle, sanatçı topluluğunun bir araya gelme ve dayanışma hallerini yansıtan bir dil oluşturuyor.
"Mâlûmat" ve "Müdavim" sergilerinde yer alan sanatçılar, her biri benzersiz bir perspektife sahip. Bu sanatçılar nasıl seçildi ve onların bireysel pratikleri, kolektif deneyime nasıl katkıda bulunuyor?
Mâlûmat sergisinin katılımcıları Atış Serbest'in organizasyonlarında aktif şekilde yer alan yani konuya dair mâlûmatı olan sanatçılardan oluşuyor.
Müdavim ise başından bugüne Atış Serbest'e katılmış veya katkı vermiş arkadaşlarımızın yanı sıra Olimpiyat'ta beraber kadeh kaldırdığımız, kutlamalar yaptığımız sanatçı arkadaşlarımızın buluştuğu bir sergi. Hakikaten benzersiz bir topluluk büyük bir neşe ve zarafetle yan yana geldi. Dolapdere Noise Orkestra'nın katkısı ile unutulmaz bir açılış gecesi geçirdik. Sergi her geçen gün küçük eklemeler ile büyümeye devam ediyor. Capcanlı bir sergi demek doğru olur Müdavim için.

Ayça Telgeren, Tophane’nin ikonik formlarını Kasa Galeri’ye taşırken, bronz toplar ve Kılıç Ali Paşa Camii’nin kubbelerini yassılaştırarak iki boyutlu bir anlatım dili oluşturuyor.
Ayça Telgeren’in eserlerinin arkasındaki kavramları, özellikle ikonik mimari formları iki boyutlu alanda yansıtma biçimini daha detaylı anlatabilir misiniz?
Ayça Telgeren Tophane'i Amire'nin kapısından bakıldığında görülen manzarayı Kasa Galerinin orta hollerinden bir duvara aktardı. Ancak bu aktarım esnasında boyutlarda eksiltmeye giderek dairesel formları yassılaştırdı. Tophane'de üretilen boy boy bronz topların bir zamanki yıkıcılığını hayal etmek zor, hele de bugün yan yana uslu uslu durdukları düşünülürse...Tam arkasında Kılıçali Paşa cami ve hamamının kurşun kubbelerinin çizdiği bedenleşen coğrafya da görkemli bir cüsse oluşturuyor. Bu iki güç unsurunu iki boyuta indirgeyerek betimlemeyi tarih öncesi duvar resimlerini yapma dürtüsüyle örtüştürüyor Ayça.

Can Aytekin, Nusretiye Camii’deki Râkım’ın ‘deve boynu’ kuşak yazıları ve d Grubu logosunu birleştirerek, Atış Serbest’in geçmiş mekanları arasında bağ kuran yeni formlar yaratıyor.
Can Aytekin'in "Mâlûmat" sergisindeki eseri, özellikle "deve boynu" hat yazıları ile d Grubu logoları arasındaki etkileşimi, Atış Serbest'in geçmişiyle nasıl bağdaştırıyorsunuz?
Biliyorsunuz Atış Serbest sergileri Mimar Sinan'a bağlı bir mekân olan Tophane-i Amire’de başladı. Can Aytekin, Levent Aygül ve Ömer Emre Yavuz esasında bu tarihi mekânın terasında buluşmak için ilk sergiyi yapmıştı. Bu terastan hem okulu ve Resim ve Heykel Müzesini hem de Nusretiye Camiini ve Galataport’u seyretmek mümkün. d grubu, harf devriminden beş yıl sonra kuruluyor ve yeni alfabenin dördüncü harfini logo olarak seçiyor. Sadece nokta ve çizgiden oluşan bu logo Arapça ‘ah’ olarak okunabilir. Nusretiye camiindeki Râkım’ın kuşak yazısı, deveboynu olarak tabir edilen mihrap üzerinde hafif yükselişle devam eder. Can da bu çağrışımların izini süren bir iş yapmak istedi.
Defne Tesal, Atış Serbest sergilerindeki eserlerini hafıza gibi, parçalar halinde şekillendiriyor. Ölçeksiz ve sınırları belirsiz olan bu üç boyutlu çalışmalar, sanatçının duygu dünyasını yansıtarak, gerçeği anımsatan ama birebir yansıtmayan bir yaklaşım sergiliyor.
Levent Aygül’ün eserlerinde "mavi" ve "afiş" gibi anahtar kelimelerle anlatım yapma tutumu dikkat çekici. Bu unsurlar, Atış Serbest'in tarihsel mirası ve çağdaş geçerliliği bağlamında ne ifade ediyor?
Levent'in resimleri küçük jestlerle kurulmuş, sessiz bir mizahı içinde barındırıyor.
Mavi; iki resmin yapım sürecinde birleşip ayrılarak eş zamanlı ilerleyen bir dikiş/diyalog/anahtar renk. Afiş; büyük tuval için anahtar kelime. Atış Serbest sergileri hepimiz için uzun bir zaman dilimini kapladı. Levent de büyük resme kendi küçük hikayelerini gizledi ve Atış Serbest’in 7sinin birden afişi olacak şekilde tuvaline yansıttı.

"Müdavim" sergisinde, 57 sanatçının müdahaleleriyle Olimpiyat mekanının hafızası kolektif bir deneyime dönüştürülüyor. Açılışta da görüldüğü üzere sanat çevresinin buraya müdavim olduğu aşikâr. Öteki taraftan sürekli değişen ve dönüşen kentte müdavimi olacak mekanlar da azaldı. Bu açıdan sanatçıların bir araya gelme noktası nasıl sanatın buluştuğu bir alan haline geldi?
Zaman zaman müdavim masalarının bizler için fikir atölyelerine de dönüştüğünü unutmamak lazım. Aslında katılan her sanatçı mekâna aşina. Bir yandan tabii ki talep etme, organize etme ve diyalog kurmanın çıktısı Olimpiyat Restoran’da yaşanan. Ve işin güzel tarafı da kentteki dönüşüme değişime karşın, müdavim olunan mekanların sayısı azımsanamayacak kadar fazla: sanatçıların kendi inisiyatifleriyle dostlarına açtığı atölyeleri, mahalle barları, çay bahçeleri, meyhaneler… birbirimizi bulmak istediğimizde karşılaşmalarımızı yaşayacağımız mekanlarımız hala mevcut. Müdavim sergisi bizlere bu mekanlara fikirlerimiz yanında işlerimizle de zarifçe müdahale edebileceğimizi hatırlatan bir görev üstlenmiş olabilir.

Serginin "Müdavim" bölümünde sadece duvarlar değil masa da sergilemede kendine yer buluyor
Kolektif üretim, Atış Serbest’in temel felsefelerinden biri. Bu sergiler için küratöryel süreç, inisiyatifin kolektif doğasını nasıl yansıtıyor ve diğer kolektif sergilerden ne gibi farklar taşıyor?
Kendi söküğünü diken terzi gibi düşünmeli Atış Serbest'i. Hatta 'anca' kendi söküğünü diken bir terzi! Basit ama kendince mühim çerçevede bir araya gelebilme ve bunu kendine has bir düzende sürdürebilmenin dirayet ile ilgisi olduğunu düşünüyoruz. Kendinden menkul bir oluşumuz biz. Hikayesini talep eden, onu yaşayan, paylaşan, arada uykuya yatan, sonra uyanan, neşesini gözeten, ilkelerini tartışan, büyümüş gibi gözükmesine rağmen hala ergenliğinde ısrarlı bir olma hali. Belki bu sergiler son eylemimiz olabilir, belki de başka bir şeyden tetikleniriz ve yepyeni bir mecrada atıp tutmaya devam ederiz. Hiç bilemiyoruz. Neticede tüm yapısını sanatçıların kurduğu, tüm ameliyesiyle sanatçıların uğraştığı bir sergiler bütünü Atış Serbest. İsminden menkul bir oluşum. Herkesin kendi pratiğinin esnetecek rahatlıkla düşündüğü, yazısını, çizisini, yerleştirmesini, takmasını, sökmesini kendi kendine yaptığı bir sanatçı inisiyatifi.
Atış Serbest, alternatif sergileme alanlarını kullanmasıyla tanınıyor. Bu yaklaşımın, izleyicilerin çağdaş sanatı deneyimleme biçimini nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz? Bu sergilerden izleyicilerin ne almasını umuyorsunuz?
Alternatif sergileme mekânı denilen şey sanatçının kendine yer açmasıdır ve bu bizim icat ettiğimiz bir şey değil. Müstakiller No:310 Moskovit Salonunda (Bugünün Rejans Restoranı) sergi yaparken de yeni bir alan açtılar.
Hafriyat, Karaköy'deki dükkânı kiralayıp sergi alanına dönüştürdüğünde herkese yeni bir ufuk açtı. Hatay Meyhanesi, İkinci Yeni şairleri için bir kucaktı, bizim için de en çok ilham veren hikâye bu oldu.
Biz Olimpiyat'ı ve yine müdavimi olduğumuz mekânları nasıl yaşadığımıza odaklandık. Bu mekânlar neredeyse adres gösterdiğimiz, gerektiğinde en kıymetli şeylerimizi emanet bıraktığımız, çalışanları ile arkadaş olduğumuz, bizler için yurtlaşan yerler oldu.
Müdavim tam da tüm bu ilişkiler ağının büyüyerek gelişen halinin sergisidir.



