Dr. Hilal İşçi Yiğit tarafından 'Bellek Uluslararası Tarih ve Kültür Araştırmaları Dergisi’nde yayımlanan araştırmaya göre, Cumhuriyet döneminde yaşanan kahve kıtlıkları yalnızca bir tedarik sorunu olarak kalmamış, iktidarların meşruiyetini ve seçim sonuçlarını doğrudan etkileyen sembolik bir siyasal silaha dönüşmüştür.

Yiğit çalışmasında , Osmanlı'dan devralınan kahve kültürü Türkiye'de sadece bir içecek değil, misafirperverliğin ve kamusal sosyalleşmenin temel taşı olma özelliği taşıdığının altını çizdi. Ancak tamamen ithalata dayalı olması sebebiyle döviz ve ticaret krizlerinden ilk etkilenen ürünlerin başında geldi.

Bakliyattan kavurma "sahte kahve"

Makalede aktarılan verilere göre, II. Dünya Savaşı şartlarında İsmet İnönü hükümeti ithalat aksaklıkları sebebiyle kahveyi karneye bağladı. 1 Ocak 1946 tarihli resmi kararla ekmek karnelerindeki "K" kuponuyla yetişkinlere 2 ayda 300 gram kahve, "L" kuponuyla ise 25 gram çay verildi. Piyasadaki yokluk nedeniyle esnaf nohut, fasulye ve baklayı kavurarak "sahte kahve" üretti; zabıta denetimleriyle bu işletmelere cezalar kesildi. Dönemin yazarlarından Nadir Nadi ise kahveyi "döviz yutan bir saltanat mirası" olarak niteleyip tiryakileri eleştirdi.

Dış yardım reddi kahve krizini derinleştirdi

Araştırmada dikkat çekilen noktalardan biri; muhalefet yıllarında CHP’nin karne sistemini "yoksulluğun ve basiretsizliğin simgesi" diyerek sertçe eleştiren Adnan Menderes’in, iktidara geldikten sonra benzer bir karne uygulamasını bizzat başlatması oldu.

Ankara'da kahve vesika ile dağıtıldı

Çalışmaya göre, 1954 sonrası tarımsal üretimin düşmesi, dış yardım taleplerinin ABD tarafından reddedilmesi ve IMF'nin tasarruf baskıları Türkiye ekonomisini tıkadı. İthalat kısıtlamaları kahveyi karaborsaya düşürdü. Nisan 1955'te Brezilya'dan ithal edilen kahvelerin kurtlu çıkması sebebiyle gümrükten çevrilmesi krizi derinleştirdi; İzmir'de hane başı istihkak 50 grama indirildi.8 Ağustos 1956'da ise Ankara'da muhtarlar eliyle 100'er gramlık vesika (karne) dağıtımı resmen başladı.

İran futbol takımının kahve ikramı izdiham yarattı

Çalışma, dönemin basın arşivlerinden derlenen ve kahve krizinin gündelik hayattaki boyutunu sergileyen olaylara da yer veriyor. 16 Kasım 1957'de Bursa'ya gelen Tahran Üniversitesi futbol takımı oyuncuları, maç öncesi tribünlere 100'er gramlık paketler halinde çekilmiş kahve attı; taraftarların kapıştığı paketler stadyumda anında açık artırmayla satıldı. Ekim 1957 seçimleri öncesinde tansiyonu düşürmek amacıyla İsveç bandıralı Sameland gemisiyle 300 ton kahve ithal edildi; bunun 80 tonu İstanbul'a, 220 tonu ise diğer şehirlere 100'er gramlık kotalarla dağıtıldı.

Kahve kıtlığı çay kültürünü getirdi

Piyasada "Alman formüllü Keyf" gibi suni kahve markaları boy gösterirken, dönemin mizah dergisi Dolmuş’ta Suat Yalaz’ın çizdiği "Kahfe Yok" karikatürü toplumsal tepkiyi özetledi. Araştırma, 1950'lerdeki bu uzun süreli kıtlığın Türk toplumunda kahvenin yerini büyük ölçüde çayın almasına zemin hazırladığını vurguluyor.

Kahve yetiştirme deneyleri 1950'lerde başladı

Araştırmada aktarılan tarihi belgelere göre, hükümet döviz çıkışını önlemek amacıyla yerli üretime yöneldi. 1953'te Antalya'da, 1957'de ise Tarsus Sulu Ziraat Araştırma Enstitüsü'nde Coffea Arabica türü fidanlarla deneme tarlaları kuruldu. Yurt dışından getirilen 35 fidandan 34'ü gümrük ambarlarında çürüdü; hayatta kalan tek fidan 1959'da 800 adet meyve verse de kışın $-4^\circ\text{C}$'ye düşen donda kurudu. 1958'de Kongo'dan ve 1960'ta Habeşistan'dan getirilen tohumlarla üretilen binlerce fidan Alanya, Anamur ve Arsuz'a dağıtıldı; ancak iklim koşulları elvermediği için çaydaki gibi sürdürülebilir bir milli üretim yakalanamadı.

Mabel Matiz'in “Ha Leylim” klibi soruşturmasında yeni gelişme
Mabel Matiz'in “Ha Leylim” klibi soruşturmasında yeni gelişme
İçeriği Görüntüle

1957 seçimlerinde kahve sloganlara yansıdı

Makalede yapılan söylem analizine göre, 1957 erken genel seçimleri Cumhuriyet tarihinin en sert kampanyalarından birine sahne oldu. Başbakan Menderes Trabzon'da İnönü için "İsmet Paşa hastadır, iktidar hastalığına müpteladır" derken; İnönü Konya'da "İktidardan sağlığımda çekilirseniz bu bir lütuf olur, ileride sizi savunabilecek tek kişi benim" yanıtını verdi.

Yiğit'in araştırmasına göre CHP, ekonomik krizi teknik istatistikler yerine doğrudan seçmenin mutfağındaki tecrübe üzerinden işledi. Kampanyada kullanılan "Kahve gitti, adı kaldı yadigâr..." afişi, DP'nin "bolluk ve kalkınma" vaatlerinin çöktüğünü gösteren en etkili propaganda aracına dönüştü.

Çalışmanın ortaya koyduğu sonuçlara göre, DP 1957 seçimlerinde iktidarını korusa da Ankara gibi stratejik merkezleri kaybetti ve ciddi bir oy erozyonuna uğradı.

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar