Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulunda kabul edilen yeni düzenlemeyle milli parklardaki turistik tesislerin işletme süreleri 99 yıla kadar uzatılabilecek ve altyapı yatırımları için yeni izin süreçleri işletilecek. Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğünün yetkilerinin genişletildiği düzenleme, korunan alanlardaki yapılaşma ve işletme rejiminde önemli değişiklikler öngörüyor. Uzmanlar, asıl meselenin koruma ilkelerinin pratikteki uygulama kapasitesi olduğuna dikkat çekiyor.
"Bina ve tesis yapılabilecek, kullanım süresi 99 yıl olabilecek"
19 Mart 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7576 sayılı Kanun ile 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu başta olmak üzere çevre ve korunan alan rejimine ilişkin pek çok düzenlemede değişikliğe gidildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilen bu düzenlemeyle birlikte, korunan alanlarda yapılacak planlama süreçleri yeniden yapılandırılırken; ulaşım, enerji iletim ve nakil hattı, petrol ve doğal gaz iletim hattı, trafo, haberleşme, su ve atık su gibi tesislerin "kamu yararı ve zaruret" koşuluyla özel kişilere bedelli izin kapsamında verilmesinin önü açıldı.

Düzenlemeye göre, milli parklara yapılacak tesisler için verilecek kullanım hakkı süresi 49 yıl olacak. İşletmenin başarılı bulunması halinde bu süre 99 yıla kadar uzatılacak. Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri ile Turizm Merkezleri dışında kalan milli parklar ve tabiat parklarında kamu yararı olmak şartıyla ve plan dahilinde, turistik amaçlı bina ve tesisler yapmak üzere Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının görüşü alınarak Tarım ve Orman Bakanlığınca izin verilebilecek.
Kamuoyunda korunan alanların ranta açılması olarak yorumlanarak yoğun tartışmalara yol açan bu düzenlemeler, çoğunlukla koruma kalkanının zayıflayıp zayıflamadığı sorusu etrafında ele alınıyor. Ankara Barosu Kent ve Çevre Merkezi Başkanı Avukat Gökhan Candoğan, yasal düzenlemenin içeriği ve olası etkileri hakkında kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Candoğan, kamuoyundaki tartışmaların odağında yer alan "99 yıllık izin" ve "kapsamın genişlemesi" iddialarının mevcut hukuk metinleriyle her zaman örtüşmediğini belirterek meselenin asıl ağırlık noktasının gölgelendiğini ifade etti.

"Norm düzeyinde büyük ölçüde yeni bir şey yok"
Değişikliğin norm düzeyinde radikal bir yenilik getirmediğine dikkat çeken Candoğan, 7576 sayılı Kanun öncesinde de 2873 sayılı Kanun’un 8'inci maddesi uyarınca milli parklarda turistik tesis yapılabildiğini hatırlattı. Özel kişilere 49 yıla kadar tanınan intifa hakkının, işletmesi başarılı bulunan tesislerde 99 yıla kadar uzatılabildiğini söyleyen Gökhan Candoğan, mekanizmanın coğrafi kapsamının da aynı kaldığını belirterek, "Eski metin de Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri ile Turizm Merkezleri dışındaki tüm milli park ve tabiat parklarını kapsıyordu. ‘99 yıl ilk kez getirildi ve kapsam genişledi’ iddiaları kanun metniyle örtüşmüyor; tartışmanın bu zeminde sürmesi, meselenin asıl ağırlık noktasını gölgeliyor" dedi.
"Asıl dönüşüm turizm rejiminde değil, kurumsal mimaride"
Kanunun getirdiği en somut yeniliğin altyapı yatırımlarının açıkça izin kapsamına alınması olduğunu vurgulayan Candoğan; ulaşım, enerji iletim ve nakil hattı, petrol ve doğal gaz iletim hattı, trafo, haberleşme, su, atık su gibi tesislerin artık "kamu yararı ve zaruret" koşuluyla özel kişilere bedelli izin kapsamına alındığını aktardı. Bazı acil içme suyu tesisleri için uzun devreli gelişme planı şartının dahi aranmayabileceğini belirten Avukat Candoğan, "Bunların ötesinde asıl dönüşüm turizm rejiminde değil, kurumsal mimaride: planlama, denetim, yaptırım ve gelir toplama yetkileri Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü çatısı altında yoğunlaşıyor" ifadelerini kullandı.
"Sorun norm eksikliği değil, normun uygulanmaması"
Asıl sorunun uygulama kapasitesi olduğunu ifade eden Gökhan Candoğan, norm alanını genişletmenin korumayı artırıp artırmayacağının belirsiz olduğunu söyledi. Türkiye’deki korunan alan hukukunun kronik sorununun norm eksikliği olmadığını dile getiren Candoğan, "Uygulama kapasitesi sınırlıyken norm alanını genişletmek korumayı artırır mı, yoksa yalnızca ihlal alanını mı büyütür? Asıl sorun kanunun içeriği mi, yoksa kanunun işleteceği sistem mi? Türkiye’de korunan alan hukukunun kronik sorunu norm eksikliği değil, normun uygulanmaması" şeklinde konuştu.

Ekoloji örgütleri düzenlemenin geri çekilmesini istiyor
Düzenlemeye karşı çıkan ekoloji örgütleri ve meslek odaları, yasa teklifinin doğa koruma sistemini köklü biçimde değiştirdiğini savunarak sürecin başından bu yana geri çekilme çağrısında bulundu. Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye), milli parkların turizm yatırımlarına açılmasının ekosistem üzerinde geri dönülmez baskılar yaratacağı uyarısında bulunurken "Dağ çökerse şehir göçer" ifadesiyle tehlikenin boyutuna dikkat çekti. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Şehir Plancıları Odası ise "Milli Parklar Gelir Odaklı Bir Yapılanmaya Teslim Edilemez!" başlıklı bildirisinde, koruma anlayışının yerini "gelir üretme zorunluluğuna" bıraktığını ileri sürdü.
Türkiye Ormancılar Derneği ve İklim Adaleti Forumu gibi yapılar da yayımladıkları ortak metinle, altyapı projelerine verilen izinlerin habitat parçalanmasına yol açacağını ve su rejimlerini bozacağını ifade ederek tepkilerini dile getirdi. Ekoloji örgütleri, 7576 sayılı Kanun ile getirilen bu esnekliklerin milli parkları turizm, enerji ve ulaşım projelerinin açık hedefi haline getireceğini savunuyor. Yapılan ortak açıklamalarda, korunan alanların sadece birer işletme sahası olarak görülmesinin iklim kriziyle mücadele kapasitesini zayıflatacağı vurgulanıyor.




