Türkiye’de uygulamaya giren "Depozitosu Olan Ambalajlar" (DOA) sistemi, plastik şişe, alüminyüm içecek kutularını ve cam şişeleri kapsayan, vatandaşların da geri dönüşüm sürecine aktif olarak dahil edilmesini hedefleyen bir atık yönetim sistemi olarak 1 Temmuz itibarıyla yürürlüğe girdi. Uygulama kapsamında iade işlemi yapacak vatandaşların Türkiye Çevre Ajansı tarafından geliştirilen DOA mobil uygulamasını uygulama marketlerden telefonlarına indirip kişisel verileri de kapsayan bir form doldurmaları gerekiyor. İade cihazıan telefon girildikten sonra uygulamaya yüklenen bakiye, mobil bankacılık uygulamalarına aktarılabiliyor. Türkiye’de uzun süredir gündemde olan plastik kirliliğini de önlemesi hedeflenen sistem ise birçok tartışmayı beraberinde getirdi. Uzmanlar, sistemin akıllı telefon kullanmayan kişiler tarafından kullanılmasının zorluğu yanında depozito iade bedellerinin de düşük olmasına işaret ediyor. Türkiye’de uygulamaya giren depozito iade sisteminin ise dünyada 50 yılı aşkın bir geçmişi bulunuyor.
Depozito iade makinelerinin emekleme dönemi: 1970'li yıllarda kullanılan büyük hacimli, analog ve mekanik bir şişe iade cihazı
İlk kez 1970 yılında Kanada’nın British Columbia eyaletinde yasal zorunluluk haline gelen, ardından 1972’de ABD’nin Oregon eyaleti ve 1977’de Güney Avustralya ile yaygınlaşan depozito modeli, günümüzde Avrupa Birliği (AB) çevre hedefleri doğrultusunda kıta genelinde standart bir atık yönetim modeli olarak uygulamada.
Depozito iade sistemleri, Avrupa’da özellikle İskandinav ülkelerinde erken dönemlerde hayata geçirildi. İsveç 1984 yılında teneke kutular, 1994 yılında ise plastik şişeler için sistemi yasalaştırırken; İzlanda 1989, Finlandiya 1996, Norveç ise 1999 yılında modern geri dönüşüm ağlarını kurdu. Yüzde 98 ile Avrupa’nın en yüksek geri dönüşüm oranına sahip olan Almanya ise tek kullanımlık plastik şişeler ve teneke kutuları kapsayan "Pfand" sistemini 2003 yılında yürürlüğe koydu.
Almanya'da süpermarket girişlerinde yer alan, fiş/kupon basabilen ve bağış seçeneği sunan klasik bir Pfandautomat örneği
Sistem, 2020'li yıllarda AB'nin tek kullanımlık plastik oranlarını düşürme hedefiyle Doğu ve Güney Avrupa'ya da yayıldı. Slovakya, Letonya ve Malta 2022'de, Romanya 2023'te, Macaristan 2024'te, Avusturya 2025'te ve son olarak Portekiz Nisan 2026'da ulusal depozito sistemini devreye aldı. Avustralya ise eyalet bazlı geçişlerini tamamlayarak kıta geneline yayıldı.
Yurt dışındaki geleneksel depozito iade modelleri ile Türkiye’nin uygulamaya koyduğu DOA sistemi arasındaki en temel ayrım, ödeme altyapısı ve iade araçlarında gözlemleniyor.
Almanya, Hollanda ve İskandinavya ülkeleri başta olmak üzere küresel uygulamaların genelinde kullanıcılar, iade makinelerine bıraktıkları ambalajlar karşılığında basılı bir kağıt fiş (kupon) alıyor. Kullanıcılar bu fişi market kasalarında alışveriş tutarından düşürebiliyor ya da doğrudan nakit paraya dönüştürebiliyor. Sistemler ayrıca makine ekranı üzerinden "bağış" seçeneği de sunuyor.
Türkiye'deki DOA sistemi ise kağıt fiş kullanımı yerine bir dijital entegrasyonla tasarlandı. Kullanıcılar, DOA mobil uygulaması üzerinden ürettikleri kişisel QR kodunu iade makinesine okutarak ambalaj bedelini doğrudan dijital cüzdanlarına aktarıyor. Dijital cüzdandaki bakiye, banka hesabına (IBAN) transfer edilebiliyor veya anlaşmalı noktalarda harcanabiliyor.
Almanya’da pet şişe başına 9,25 lira ödeniyor
Sisteme dahil edilen ambalaj başına kullanıcılara ödenen iade bedelleri, ülkelerin ekonomi koşullarına ve ambalaj türlerine göre farklılık gösteriyor. Almanya’da tek kullanımlık PET şişeler ve metal kutular için ambalaj başına 0,25 avro(yaklaşık 9,25 TL) ücret uygulanırken; bira şişelerinde 0,08 avro, yeniden kullanılabilir sert plastiklerde ise 0,15 avro ödeniyor.
Finlandiya’da ambalaj hacmine göre kademeli ücretlendirme uygulanıyor. Metal kutularda 0,15 avro, küçük PET şişelerde 0,20 avro, 1 litreden büyük PET şişelerde ise 0,40 avro(yaklaşık 14,80 TL) iade ediliyor. Norveç’te 0,5 litreye kadar olan ambalajlara 2 NOK (yaklaşık 0,17 avro) daha büyük ambalajlara ise 3 NOK (yaklaşık 0,26 avro) bedel ödeniyor. Avusturya’da 2025 yılında devreye giren sistem kapsamında ambalaj başına 0,25 avro iade ücreti belirlendi. Türkiye’de uygulanan DOA sisteminde ambalaj başına iade bedeli 1 TL (yaklaşık 0,027 avro) olarak uygulanıyor.
Farklı ülkelerde bir ekmek alabilmek için kaç ambalaj iade etmek gerekiyor?
Depozito iade sistemlerinin toplum tarafından benimsenmesi ve geri dönüşüm oranlarının hedeflenen seviyelere ulaşmasında, ambalaj başına belirlenen iade bedelinin tüketicinin bütçesindeki karşılığı en kritik parametrelerden birini oluşturuyor. Sistemlerin sunduğu bu finansal teşvikin gücü, ülkelerdeki en temel gıda maddesi olan "standart somun ekmek" fiyatları üzerinden karşılaştırıldığında, satın alma gücü bazında ülkeler arasında farklar ortaya koyuyor.
Küresel uygulamalarda ambalaj başına sunulan iade bedellerinin tüketicinin günlük bütçesindeki ağırlığı incelendiğinde, en yüksek satın alma gücü oranına sahip ülke olarak Finlandiya öne çıkıyor. Ortalama fiyatı 2,40 avro seviyesinde bulunan bir somun ekmeği satın alabilmek için Finlandiyalı bir tüketicinin, büyük boy PET şişeler için uygulanan 0,40 avroluk bedel üzerinden yalnızca 6 adet ambalajı iade etmesi yeterli oluyor. Benzer bir ekonomik dengenin kurulduğu Almanya'da ise ortalama ekmek fiyatı 2 avro iken, tek kullanımlık plastik şişe ve metal kutulara ödenen 0,25 avroluk depozito bedeli sayesinde, 8 adet boş ambalajın teslim edilmesiyle bir somun ekmek satın alınabiliyor.
2025 yılı itibarıyla uygulamaya giren Avusturya'daki sistem kapsamında ortalama ekmek fiyatı olan 2,25 avroya ulaşmak için tüketicinin 9 adet ambalajı iade etmesi gerekiyor. Yaşam maliyetlerinin ve fiyat endeksinin oldukça yüksek seyrettiği İskandinav ülkelerinden Norveç'te ise ortalama ekmek fiyatı 35 kron seviyesindeyken, büyük boy ambalajlara verilen 3 kronluk iade bedeliyle 12 adet ambalaj bir standart ekmeğin maliyetini karşılamaya yetiyor.
DOA sisteminde ise ambalaj başına belirlenen iade bedeli 1 TL olarak uygulanıyor. Türkiye’de bir ekmeğin 15 lira olduğu düşünüldüğünde depozito bedeli ile ekmek alınması için 15 ambalajın iade sistemine atılması gerekiyor.
Tüm bu etkenlerin yanında sistemi vatandaşların yoğun ilgiyle karşıladığı görüldü. 1-5 Temmuz tarihleri arasında kayıtlı kullanıcı sayısı 1,3 milyonun üzerine çıktığı, bu süreçte toplam 7 milyon 600 bin içecek ambalajı iade edildiği kaydedildi. Sistem kapsamında ambalaj iade cihazlarının yaygınlaştırılması planlanırken yılda 25 milyar içecek ambalajının da toplanarak ekonomiye yıllık 30 milyar lira katkı sağlanması hedefleniyor.
Sisteme ilişkin Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İstanbul Şube Sekreteri Ahmet Burak Coşkun ile mikroplastik ve plastik kirliliği alanındaki çalışmalarıyla bilinen Çukurova Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Sedat Gündoğdu 24 Saat’in sorularını yanıtladı.
“Belediyeler geri dönüşüm sistemi dışına itildi”
Prof. Dr. Sedat Gündoğdu, depozito sisteminin en büyük handikaplarından birinin belediyelerin sistem dışında bırakılması olduğunu belirtti. Sistemle birlikte PET şişe, cam şişe ve metal kutu gibi ekonomik değeri yüksek atıkların depozito kapsamına alınacağını ifade eden Gündoğdu, bu durumun belediyelerin gelir kaynaklarına doğrudan etki edeceğini vurguladı:
"Sistem; hem PET şişe, hem cam şişe, hem de kutu ambalajları toplayacak. Dolayısıyla belediyeler, kazanç elde edebilirliği olan bu önemli kalemi kaybedecekler. Daha önce belediyeye gelir olarak dönen bu kaynağın sisteme girmemesi nedeniyle belediyeler; atığı toplayan, bunun için para harcayan ancak satamayan veya ucuza, zararına veren bir konuma gelme riskiyle karşı karşıya."
Gündoğdu, ekonomik değeri yüksek olan PET dışındaki polietilen (PE) ve polipropilen (PP) gibi "kirli ambalaj" sınıfındaki diğer plastiklerin toplama ve ayrıştırma yükünün belediyelere kalacağını aktardı. Geri dönüşüm firmalarının normal şartlarda da belediyelerden bu tür atıkları pek tercih etmediğini dile getiren Gündoğdu, temiz ambalajların doğrudan depozito sistemiyle çekilmesi halinde, firmaların belediyelerden atık alımını tamamen durdurabileceğini belirtti.
"İade kapsamındaki ambalajlar artırılmalı"
Sistemin ambalaj tasarımından bağımsız şekilde geliştirildiğini savunan Prof. Dr. Gündoğdu, bu durumun yeniden doldurulabilir ve tekrar kullanılabilir modellere geçişin önünü kapattığını ifade etti. Depozito iade makinelerinin içine atılan şişeleri arkada ezdiğini veya kırdığını belirten Gündoğdu, bu yapının tek kullanımlık ambalaj tüketimini teşvik ettiğini söyledi.
İçecek sektöründe ortak ambalaj tasarımına geçilip, firmaların sadece etiket değiştirerek şişeleri yıkayıp tekrar kullanabileceği bir sistemin kurgulanmadığını ekledi.
Bardak su ambalajları, 5 litrelik büyük pet şişeler ve ilaç/yağ şişeleri gibi ürünlerin PET olmasına rağmen sisteme dahil edilmediğini belirterek, bu durumun ambalaj yönetiminde ciddi bir sınırlandırma yarattığını kaydetti.
“1 TL'lik depozito, bir kutu kola fiyatının yüzde 2,5'ine denk geliyor"
Gündoğdu, belirlenen depozito bedellerinin ürün fiyatları ve ambalaj maliyetleri karşısında çok düşük kaldığını, bu durumun tüketici davranışını değiştirmede yetersiz kalacağını savundu.
Sistemde 1 litrelik cam şişenin, 33'lük PET şişenin ve metal kutu kolanın depozito bedelinin eşit (1 TL) tutulduğunu hatırlatan Gündoğdu, şu analizi paylaştı:
"Bir kutu kola yaklaşık 40 TL. 1 TL'lik depozito, ürün fiyatının yüzde 2,5'ine denk geliyor. Oysa ambalajın üretim maliyeti toplam maliyetin yaklaşık yüzde 20'sidir. Eğer depozito bedeli ürün fiyatının en az yüzde 20'si oranında tutulsaydı, depozito kavramı anlam kazanacaktı. 60 TL'ye satılan, kendisi zaten maliyetli ve ağır olan 1 litrelik cam şişeye 1 TL verildiğinde, vatandaş bunu taşımakla uğraşmayacaktır."
Gündoğdu, bu durumun sistemi geniş kitlelerin katıldığı bir çevre hareketinden ziyade, sadece bu işten gelir elde etmek isteyen sınırlı bir kesimin çöplerden atık topladığı bir modele dönüştürebileceğini ifade etti.
![]()
“Kimlik bilgisi ve mobil uygulama zorunluluğu kullanıcı dostu değil”
Bakanlığın yıllık 25 milyar adet ambalaj toplanması ve 520 milyon avro katma değer sağlanması yönündeki hedeflerini de değerlendiren Gündoğdu, bu verilerin şeffaf bir temele dayanmadığını savundu:
Sistem öncesinde ne kadar ambalajın toplandığına ve sistemin bu toplanamayan kısmın yüzde kaçını ekonomiye kazandıracağına dair net, doğrulanabilir verilerin kamuoyuyla paylaşılmadığını belirtti.
Depozito makinelerinin dolması, bozulması, teknik servis süreçleri ve lokasyon dağılımları konusunda net bir yol haritasının bulunmadığını aktardı. Mobil uygulama üzerinden yürütülen iade süreçlerindeki kişisel veri taleplerine değinen Prof. Dr. Sedat Gündoğdu, yurt dışındaki örneklerde sadece fiş veya barkod sistemiyle işlem yapılırken Türkiye'de kimlik bilgisi, doğum tarihi ve şifre gibi detaylı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) kapsamındaki verilerin talep edilmesinin kullanıcı dostu olmadığını ve sisteme katılımı zorlaştırdığını sözlerine ekledi.

"Ekolojik geçiş için önemli bir adım"
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İstanbul Şube Sekreteri Ahmet Burak Coşkun, başarılı bir yönetimle projenin çevresel katkısının tartışmasız derecede yüksek olacağını belirtirken, arka plandaki lojistik zorluklara, sokak toplayıcılarının durumuna ve sistemin yaratabileceği ekonomik ranta dikkat çekiyor.
DOA projesinin başarılı yürütülmesi halinde ekolojik açıdan büyük bir kazanım sağlayacağını ifade eden Ahmet Burak Coşkun, sistemin atık yönetiminde köklü bir paradigma değişimine yol açacağını "Ekolojik açıdan kullanıp çöpe dönüştürme modelinden verimli geri dönüşümü olan döngüsel bir modele geçilmesi; ambalajların kalite kaybı yaşamadan, evsel nitelikli atıklar ile kontamine olmadan doğrudan kaynağında ayrıştırılarak çevreye büyük katkısı olacaktır” sözleriyle vurguladı.
Coşkun, modern çevre politikaları kapsamında hayata geçirilen bu sistemin, başarılı olması durumunda Türkiye’de atık ve çevre kültüründe önemli bir değişimi tetikleyeceğini ifade etti. "Kirleten öder" prensibinin bu projeyle birlikte uygulamaya girdiğini belirten Coşkun, yüksek kaliteli geri dönüşümün yanı sıra, plastik ambalajların evsel atıklara karışmasının önlenerek toprak ve su ekosistemlerindeki mikroplastik sızıntısının azaltılacağını dile getirdi.
"1 TL'lik teşvik bedeli enflasyona ezilmemeli”
Sistemin yalnızca kağıt üzerinde değil, sahada da sürdürülebilir olması gerektiğine değinen Coşkun, lojistik faaliyetlerin kesintisiz işlemesinin önemini şu sözlerle aktardı:
"Makinelerin 7/24 kesintisiz çalışır durumda olması, bakım-onarım ihtiyacının karşılanacağı operasyonel faaliyetlerin kesintisiz yapılması, dolan haznelerin hızla boşaltılmasının organizasyonunun yapılması en önemli ve maliyetli unsurlardır."
Ayrıca tüketiciyi teşvik etmek amacıyla belirlenen 1 TL'lik iade bedeline değinen Coşkun, "1 TL'lik teşvik bedelinin enflasyona ezilmemesi ve kesinlikle buradaki finansal getirinin yine bu sistem içerisinde kullanılacak özerk bir yapı oluşturulması gerekmektedir" uyarısında bulundu.
![]()
“Sokak toplayıcıları da sisteme entegre edilmeli”
Milyonlarca hafif ambalajı binlerce farklı noktadan toplamanın devasa bir nakliye ağı gerektirdiğini belirten Coşkun, "Eğer toplama rotaları yapay zeka ile optimize edilmez ve ambalajlar makinelerde yüksek oranda sıkıştırılmazsa, o ambalajları taşımak için kamyonların harcadığı dizel yakıt ve saldığı emisyon, geri dönüşümden elde edilen çevresel kazancı sıfırlayabilir" dedi.
Türkiye'deki geri dönüşüm ekosisteminin geleneksel olarak sokak toplayıcılarının emek yoğun çabasına dayandığını hatırlatan Coşkun, en değerli atık türleri olan plastik ve alüminyumun dijital makinelere kaymasının bu kesimin gelir kapısını daraltacağını vurguluyor. Coşkun, "Bu sosyal kesimin rehabilitasyonu veya sistemin lojistik ağına entegre edilmemesi, sahadaki toplumsal mutabakatı zedeler" uyarısını yaptı.
İçecek üreticilerinin sisteme katılım, barkod dönüşümü ve operasyonel yönetim bedellerini kendi kar marjlarından karşılamak yerine ürünün baz fiyatına yansıtma eğiliminde olacağını belirten Coşkun, bunun da kasada ödenen 1 TL'lik depozito haricinde, ürünlerin genel fiyatlarında gizli bir maliyet artışı yaratabileceğini ifade etti.
“Sistemin maliyeti tüketiciye yansıtılmamalı”
Projenin arka planındaki finansal döngüyü ve ekonomik politiği de değerlendiren Ahmet Burak Coşkun, tüketicinin cebinden çıkacak gizli maliyetleri somut bir örnekle açıkladı:
"Örneğin; içecek sektörü bu operasyonel yükün tamamını ürünün baz fiyatına giydirir. Yani sistem başlamadan önce 10 TL olan suyun baz fiyatı, sırf sistem maliyetleri yüzünden 10.75 TL'ye çıkar. Üzerine 1 TL depozito eklenir ve kasanın son faturası 11.75 TL olur. Sen ambalajı iade edip 1 TL'ni geri alsan bile, sistemin operasyon maliyeti olan 0.75 TL cebinden kesin olarak çıkmış olur."
“Sistemdeki gelir ranta değil AR-GE’ye aktarılmalı”
Dünyanın en başarılı depozito sistemlerinde geri dönüşüm oranının yüzde 90-95 civarında kaldığını ve ambalajların en az yüzde 5 ile yüzde 10'unun sisteme hiç dönmediğini belirten Coşkun, Türkiye'de yılda 25 milyar ambalajın piyasaya sürüldüğü varsayımı altında, sadece yüzde 15'lik bir firenin bile yıllık 3,75 milyar TL'lik "sahipsiz" bir sıcak para anlamına geleceğini söyledi.
Üreticinin, depozito bedelini ürünü piyasaya sürerken sisteme peşin ödediğini ve bunu da tüketiciden tahsil ettiğini aktaran Coşkun, tüketicinin ürünü satın alıp makineye götürene kadar geçen ortalama 30-60 günlük sürede, milyarlarca liralık bir havuzun sistem hesaplarında dönerek yüksek miktarda bir faiz ve finansman geliri üreteceğini ifade ederek, "Burada oluşan yüksek miktardaki finansman atık geri dönüşümünü modernize etmek ve yeni projeler (AR-GE) için kullanılmayıp farklı birimler finanse edilirse proje çok büyük bir ranta dönüşür” dedi.



