Türkiye’de giderek büyüyen bir sessizlik var, o da ev gençleri. 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nde uzmanlar, ülkemizde giderek artan “ev gençleri” sorununa dikkat çekiyor. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) 2025 Mayıs verilerine göre, 15-24 yaş arası genç nüfusta dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 15,4. Ancak geniş tanımlı işsizlik verileri, her dört gençten birinin ne eğitimde ne de istihdamda olduğunu gösteriyor. Uzmanlara göre bu tablo, gençler arasında derinleşen psikolojik çöküşün en somut göstergesi.
Uzman Psikolog Işıl Bektaş, 24 Saat’e yaptığı değerlendirmede ev gençlerinin ruhsal durumunu ve yaşadıkları psikolojik riskleri aktardı.
"Toplumsal ve ekonomik boyutları olan bir durum"
“Ev gençleri” kavramının sıklıkla karşımıza çıktığını belirten Bektaş, bu kavramın, eğitimini tamamlamış ya da yarıda bırakmış, iş yaşamına katılamamış, sosyal çevresiyle bağları zayıflamış ve büyük oranda evin sınırları içinde yaşayan gençleri tanımlamak için kullanıldığını kaydetti.
Çoğu zaman gönüllü bir tercih gibi görünse de, bu durumun altında sosyal, ekonomik ve psikolojik birçok etkenin yattığını vurgulayan Bektaş, şu ifadeleri kullandı:
"Birçok 'ev genci' ile yapılan görüşmelerde, dış dünyanın onlardan beklentileriyle kendi içsel kapasiteleri arasındaki uçurumun yarattığı utanç ve başarısızlık duygularının belirgin olduğunu gözlemliyoruz. Bu gençler çoğu zaman 'nereden başlayacağını bilememe', 'her şeye geç kaldım' ya da 'benim için artık bir yol yok' düşüncelerine sıkışıyor. Bu da depresif belirtiler, sosyal kaygı bozukluğu ve bazen de oyun, internet, sosyal medya gibi bağımlılık davranışlarını beraberinde getirebiliyor.
Dolayısıyla 'ev gençleri' meselesi yalnızca bireysel bir psikolojik sorun değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik boyutları olan bir durum. Ancak bireysel düzeyde bakıldığında, en çok kendilik algısının zayıflaması, umutsuzluk ve işlevsizlik hissi ile karşılaştığımızı söyleyebilirim.
Ev gençliği kapsamında değerlendirilebilecek gençlerin sayısının birkaç milyon düzeyine ulaştığı tahmin ediliyor."
'Ekonomik zorluklar' ve 'işsizlik' belirleyici rol oynuyor
Türkiye'de, ekonomik zorluklar ve işsizlik sorununun önemli belirleyiciler arasında yer aldığını vurgulayan Bektaş, "Gençler eğitim hayatını tamamladıktan sonra iş bulmakta zorlanıyor, bulduklarında ise çoğu zaman düşük ücretli, güvencesiz ya da gelecek vadetmeyen işlerle karşılaşıyorlar" dedi.
Söz konusu durumun "çabalasam da karşılığını alamayacağım” duygusunu pekiştirdiğinin altını çizen Bektaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ancak yalnızca ekonomik gerekçelerle açıklamak eksik kalır. Çünkü aynı koşullarda yaşayan bazı gençler dış dünyayla bağını sürdürürken, bazıları içe çekilmeyi tercih ediyor. Bu da bize psikolojik faktörlerin belirleyici rolünü gösteriyor. Özellikle özgüven eksikliği, başarısızlık korkusu, sosyal kaygı, mükemmeliyetçilik, aileye bağımlı kimlik gelişimi gibi etkenler, gencin dış dünyaya adım atmasını zorlaştırabiliyor. Ailesinin beklentilerini karşılayamayacağına inanan ya da sürekli eleştirilen bir genç, 'başlamadan vazgeçmeyi' bir savunma biçimi haline getirebiliyor.
Bir diğer boyut ise toplumsal sistemin gençlere sunduğu olanaklarla beklentiler arasındaki uçurum. Kendi potansiyelini gerçekleştiremeyen, kendini görünmez hisseden bir genç için evde kalmak, aslında dünyadan geçici bir 'çekilme' biçimi haline geliyor. Bu durum zamanla kronikleştiğinde, hem kimlik gelişimini hem de ruhsal dayanıklılığı zedeliyor. Kısacası, ekonomik koşullar bu tablonun zemini olsa da, “evde kalma hali” asıl olarak psikolojik bir geri çekilme davranışına dönüştüğünde sorun derinleşiyor. Dış dünyanın belirsizliğinden kaçış, yerini giderek iç dünyada bir sıkışmaya bırakıyor."

Ev gençleri neden psikolojik destek almaktan çekiniyor?
Bu gençlerin büyük bir kısmının uzun süredir kendisini yetersiz, başarısız ya da “topluma ayak uyduramayan” biri olarak gördüğüne dikkat çeken Bektaş, "Bu algı, onlarda yoğun bir utanç duygusu yaratıyor. Dolayısıyla bir uzmandan yardım istemek, onlar için 'başarısızlığın tescili' gibi hissedilebiliyor" ifadelerini kullandı.
Bir diğer önemli etkenin güvensizlik olduğunu belirten Bektaş, şunları kaydetti:
"Bu gençler genellikle hem aileleri hem de toplumsal çevreleri tarafindan anlaşılmadıklarını düşünüyorlar. 'Ne anlatırsam anlatayım kimse beni anlamayacak' düşüncesi, onları duygusal olarak içe kapatıyor. Özellikle aile içinde 'senin neyin eksik', 'biraz gayret et' gibi tepkilerle karşılaşan genç, yardım istemeyi zayıflık olarak görmeye başlıyor. Bu yüzden bir terapistle ilişki kurmak da başta tehditkâr gelebiliyor.
Ayrıca uzun süre evde kalmanın getirdiği rutinsizlik ve düşük enerji hali, genci yardım arayışına geçmekten alıkoyabiliyor. Bu nedenle, bu gençlere ulaşmanın yolu genellikle onları eleştirmek değil, anlaşılma ihtiyacını fark etmek ve ilk adımı kolaylaştıracak güvenli bir alan sunmaktan geçiyor."
"İzolasyon, yalnızlığı derinleştirir"
Öte yandan, evde uzun süre kalan gençlerin zaman akışı ve yaşam enerjisini hissetmek konusunda zorlandığının altını çizen Bektaş, günlük rutin oluşturmanın önemine dikkat çekti.
Psikolog Bektaş, 'ev gençlerine' şu önerilerde bulundu:
"Günün belli bir düzen içinde akması, beynin 'kontrol duygusunu' yeniden kazanmasına yardımcı olur. Bu da depresif çökkünlüğün en önemli panzehirlerinden biridir.
Bir hobi edinmek veya yaratıcı bir uğraşla meşgul olmak, gençlerin 'üretebiliyorum' hissini güçlendirir. Bu his, kaybolmuş özsaygının yeniden inşasında çok etkilidir. Sosyal bağları korumak da çok önemli. İzolasyon yalnızlığı derinleştirir; oysa kısa bir sohbet ya da çevrim içi bir paylaşım bile gencin dış dünyayla bağını canlı tutar.
Bu adımlar tek başına her şeyi çözmez ama ruhsal dayanıklılığı artırır, dış dünyaya yeniden adım atabilmek için bir zemin hazırlar. Asıl önemli olan, bu sürecin küçük ama sürdürülebilir adımlarla ilerlemesidir."
"Staj, mentorluk ve gençlik merkezleri kritik rol oynuyor"
Kamu kurumları, okullar ve belediyelerin iş birliği yaparak, gençlerin hem sosyal, hem psikolojik hem de mesleki becerilerini destekleyecek programlar geliştirebileceğini söyleyen Bektaş, şöyle konuştu:
"Örneğin; staj ve mentorluk fırsatları, psikososyal danışmanlık merkezleri, gönüllü ve kültürel projelerle okullarda erken müdahale programları bu çabaların temelini oluşturur.
İstanbul, Ankara ve İzmir’deki gençlik merkezleri ve İŞKUR’un mentorluk/girişimcilik programları, evde uzun süre kalan gençlerin topluma ve iş hayatına yeniden bağlanmasına örnek teşkil ediyor."
Bektaş'tan gençlere mesaj
Son olarak gençlere mesaj veren Bektaş, sözlerini şöyle tamamladı:
"Gençlere mesajım: 'Evde kalmak başarısızlık değil; bu dönemi kendi gücünüzü ve yönünüzü keşfetmek için bir fırsat olarak görebilirsiniz. Küçük adımlar, büyük değişimlerin başlangıcıdır.'
Aileler ve toplum ise gençleri eleştirmek yerine anlamaya, dinlemeye ve cesaretlendirmeye odaklanarak onların dünyayla yeniden bağ kurmalarını destekleyebilir."




