Avrupa pazarında yeni teşvikler ve artan model çeşitliliğiyle elektrikli araç satışları tarihi zirvesine ulaşırken; Amerika Birleşik Devletleri (ABD) pazarı, federal vergi indirimlerinin sona ermesinin ardından sert bir daralma ve dengeleme süreci yaşıyor. ABD pazarı Çin etkisini azaltma adına yaptırımlar uygulamak istese de Çin Avrupa pazarında satış adetlerini katlıyor.
Çin küresel liderliğini koruyor
Küresel elektrikli araç pazarının lideri konumundaki Çin’den gelen 2026 yılı ilk yarı (Ocak-Haziran) resmi verileri, iç pazarda yapısal bir dengelenme yaşandığını, üretim ve ihracatta ise yeni rekorlara imza atıldığını ortaya koydu. Çin Yolcu Arabaları Birliği (CPCA) ve Çin Otomobil Üreticileri Birliği (CAAM) tarafından yayımlanan en güncel raporlar, Çinli üreticilerin iç pazardaki yavaşlamayı küresel pazarlara açılarak sübvanse ettiğini gösteriyor.
CPCA verilerine göre, Çin iç pazarında tam elektrikli ve hibrit motorlu araçların (Yeni Enerji Araçları - NEV) toplam otomobil satışları içindeki payı (penetrasyon oranı) yüzde 62,9 ile tarihi zirvesine ulaştı. Satış listelerindeki ilk 10 modelin tamamının elektrikli veya hibrit türevlerden oluştuğu ülkede, geleneksel fosil yakıtlı araçlar pazarın dışına itilmeye devam ediyor.
Buna karşın CAAM raporları, devlet teşviklerinin kademeli olarak azaltılması ve tüketicilerin markalar arasındaki agresif fiyat savaşlarının sürmesini beklemesi nedeniyle iç talep hacminde gerileme yaşandığını tescil etti. 2026'nın ilk yarısında Çin iç pazarındaki elektrikli araç teslimatları, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13 azalarak 4,73 milyon adet seviyesinde gerçekleşti. Sektör analistleri, pazardaki yaklaşık 30 üreticiden sadece BYD, Li Auto (Leapmotor) ve Xiaomi gibi devlerin operasyonel kârlılığa ulaşabildiğini rapor ediyor.
Çin'de üretilen her iki araçtan biri ihraca
Çin iç pazarındaki doygunluk ve kapasite fazlası, üreticilerin ihracat kanallarına yoğunlaşmasını beraberinde getirdi. Küresel elektrikli araç üretiminin yaklaşık yüzde 75'ini tek başına elinde bulunduran Çin'de, yıllık 16 milyon adedi aşan üretim kapasitesinin iç talebin yüzde 20 üzerinde seyretmesi, dış ticaret verilerine rekor olarak yansıdı.
CPCA'nın haziran ayı verilerine göre, Çin pazarında üretilen elektrikli araçların toplam toptan satışları içinde ihracatın payı yüzde 54'e yükselerek tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. Böylece Çin’de banttan inen her iki elektrikli araçtan biri deniz aşırı pazarlara gönderilmiş oldu. İhracatın teknoloji dağılımında ise tam elektrikli (BEV) araçlar yıllık yüzde 85,4 artışla 260 bin adede ulaşırken, şarj edilebilir hibrit (PHEV) araç ihracatı yüzde 180'lik bir sıçramayla 170 bin adet olarak kayıtlara geçti.
Avrupa pazarı yeni teşviklerle rekor tazeledi
Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) ve PwC Strategy raporlarına göre, Avrupa genelinde (AB, EFTA ve Birleşik Krallık) tam elektrikli otomobil (BEV) satışları 2026’nın ilk çeyreğinde rekor tazeledi. Yılın ilk üç ayında Avrupa genelinde 723 bin 704 adet tam elektrikli otomobil satışı gerçekleşti ve pazar geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 26,2 oranında büyüme kaydetti.
Bu ivmeyle birlikte, Avrupa’da satılan her 5 yeni araçtan biri elektrikli motora sahip olurken, elektrikli araçların pazar payı yüzde 20,6'ya ulaştı. Satış artışlarında başı çeken büyük pazarlardan Fransa’da yüzde 50,4, satın alma teşviklerini yeniden düzenleyen Almanya’da ise yüzde 41,3’lük talep artışı tescil edildi.
Teşviklerin kesildiği ABD’de satışlar geriledi
Otomotiv veri analiz şirketi Cox Automotive (Kelley Blue Book) verilerine göre, ABD elektrikli araç pazarı 2026 yılına federal vergi indirimlerinin (7 bin 500 dolarlık destek) sona ermesinin etkisiyle başladı. Yılın ilk çeyreğinde ABD genelinde tam elektrikli araç satışları 216 bin 399 adet olarak kayıtlara geçerken, bu hacim geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 27’lik bir daralmaya işaret etti.
Geçtiğimiz yıl yüzde 10,6 ile zirveyi gören tam elektrikli araçların ABD toplam pazarındaki payı, 2026’nın ilk yarısı itibarıyla yüzde 5,8 ila yüzde 6,5 bandına geriledi.
Artan satış sonrası servislerin yenilenmesi küresel sorun
Yollara çıkan milyonlarca yeni nesil aracı tamir ve tescil edecek "satış sonrası hizmetler" ekosistemini dönüştürmek, küresel elektrikli araç pazarının üç ana merkezi olan Avrupa, ABD ve Çin'de en kritik gündem maddesi haline geldi. Elektrikli otomobillerin 400 ila 800 volt arasında değişen yüksek gerilimli batarya sistemleri, geleneksel tamirciliği hayati tehlike barındıran bir boyuta taşıdığı için her üç bölgede de ana odak noktasını "Yüksek Voltaj (HV) Sertifikasyonu" ve "Nitelikli Teknisyen Dönüşümü" oluşturuyor.
Avrupa'da sertifikasız ustaya geçit yok
Avrupa, elektrikli araç satış sonrası dönüşümünü en sıkı regülasyonlara bağlayan bölgelerin başında geliyor. Kıta genelinde, özellikle Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık'ta bir teknisyenin elektrikli araca dokunabilmesi için kademeli sertifikasyon süreçleri yasal olarak zorunlu tutuluyor. Temel güvenli çalıştırmadan canlı batarya hücrelerine müdahaleye kadar uzanan bu eğitimleri almayan ustaların elektrikli araç tamir etmesine izin verilmezken, başta Almanya’nın ikili mesleki eğitim sistemi olmak üzere, otomotiv mekanikerliği müfredatları tamamen mekatronik ve yüksek voltaj uzmanlığı odağına kaydırılıyor. Öte yandan Avrupa Otomotiv Satış Sonrası Sektörü Çatı Kuruluşu (FIGIEFA) da bağımsız tamirhanelerin yetkili servisler karşısında rekabet gücünü koruyabilmesi için üreticilerin araç içi teknik verileri ile yazılım kodlarını bağımsız servislerle paylaşmasını zorunlu kılan veri erişim yasaları üzerinde aktif rol oynuyor.
ABD'de hem teşvik hem de "tamir hakkı" güvencesi
Amerika Birleşik Devletleri’nde süreç, hem federal hükümetin istihdam fonları hem de eyalet düzeyindeki güçlü "Tamir Hakkı" (Right to Repair) yasalarıyla şekilleniyor. Federal Altyapı ve Enflasyonu Düşürme Yasaları kapsamında, geleneksel motor ustalarının elektrikli araç teknisyenine dönüştürülmesi amacıyla iki yıllık topluluk kolejlerinde sübvansiyonlu EV sertifika programları açılıyor. ABD'de otomotiv uzmanlığını tescilleyen en büyük kurum olan ASE ise tam elektrikli araçlar için ulusal bir test ve sertifikasyon standardı geliştirerek bağımsız ustaların akreditasyonunu hızlandırıyor. Bununla birlikte Massachusetts ve New York gibi eyaletlerin başı çektiği Tamir Hakkı yasaları, Tesla dahil tüm elektrikli araç üreticilerinin servis el kitaplarını, arıza tespit yazılımlarını ve özel izole aletlerini bağımsız tamircilere satmasını yasal olarak zorunlu kılarak sanayi esnafının teknik altyapı yatırımı yapmasını kolaylaştırıyor.
Çin'de fabrika ve okul entegrasyonu devreye girdi
Dünyanın en büyük elektrikli araç üreticisi konumundaki Çin, bu dönüşümü pazarın devasa ölçeğine uygun olarak "kamu-sanayi entegrasyonu" formülüyle çözüme kavuşturuyor. Çin Eğitim Bakanlığı; BYD, Chery ve CATL gibi dünya devi üreticilerle doğrudan ortaklık kurarak meslek liseleri ve üniversitelerde "Yeni Enerji Araçları Teknolojisi" bölümlerini hayata geçiriyor. "Çift Nitelikli" öğretmen modelinin uygulandığı bu sistemde, fabrikadaki mühendisler okullarda ders verirken, eğitmenler de düzenli olarak üretim bantlarında yüksek voltaj ve batarya yönetimi eğitimi alıyor. Kendi bünyelerinde devasa satış sonrası akademileri kuran Çinli üreticiler, binlerce bağımsız tamirhaneyi dijital simülasyonlar ve yapay zekâ destekli arıza tespit cihazlarıyla eğitiyor. Çin'de satış sonrası hizmetler sadece tamirle de sınırlı kalmayıp; yaygınlaşan batarya değişim istasyonları için "Batarya Sağlığı Değerlendirme Uzmanlığı" gibi yeni unvanlar resmi birer meslek grubu olarak tescil ediliyor.
Türkiye ise Avrupa ile birlikte artış eğilimine dahil oldu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan resmi motorlu kara taşıtları verilerine göre, Türkiye genelinde trafiğe kayıtlı tam elektrikli otomobil sayısı son 5 yılda büyük bir artış göstererek 436 bin seviyesini geride bıraktı.
Resmi kayıtlara göre 2021 yılında 6 bin 267 adet olan tam elektrikli otomobil sayısı, 2022 yılı sonunda 14 bin 552 adede, 2023 yılında ise 80 bin 43 adede ulaştı. Yükseliş trendini sürdüren araç parkı 2024 yılında 183 bin 776 adede, 2025 yılı neticesinde ise 370 bin 591 adede yükseldi. Haziran ayında açıklanan 2026 yılı kayıtlarında ise toplam elektrikli otomobil sayısı 436 bin 474 olarak tescil edildi.
Bu veriler doğrultusunda, 2021 yılından bu yana geçen 5 yıllık süreçte trafikteki tam elektrikli otomobil sayısının 430 bin 207 adet arttığı hesaplandı. Son sayımlarla birlikte, tam elektrikli otomobillerin toplam otomobil parkı içindeki payı yüzde 2,5 olarak belirlenirken, hibrit motorlu araçların payı ise yüzde 4,6 olarak kayıtlara geçti. Artan elektrikli araç sayısı yanında bu araçların servis ve bakım için gerekli altyapının varlığı da otomobil kullanıcılarının aklında oluşan soru işaretlerinden biri.

24 Saat’in sorularını yanıtlayan Otomotiv Satış Sonrası Ürün ve Hizmetleri Derneği (OSS) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Özçete, Türkiye'de sayıları hızla artan elektrikli otomobillerin satış sonrası hizmetler ekosistemine, teknik altyapı ihtiyaçlarına ve nitelikli iş gücü dönüşümüne ilişkin sektörel değerlendirmelerde bulundu. Ali Özçete, elektrikli araç parkındaki büyüme hızının servis altyapısı ve insan kaynağı dönüşümüyle aynı paralelde ilerlemediğine dikkat çekti.
"Teknisyen oranı halen tek haneli seviyelerde"
TÜİK verilerinin elektrikli araç parkının hızlı büyüdüğünü gösterdiğini belirten OSS Başkanı Ali Özçete, servis altyapısındaki durumu şu sözlerle aktardı:
"Bugün Türkiye'de elektrikli araçlar üzerinde güvenli şekilde çalışabilecek, yüksek gerilim sistemleri konusunda eğitim almış ve uygulama deneyimine sahip teknisyen sayısının henüz yeterli seviyede olduğunu söylemek mümkün değil. Resmi bir istatistik bulunmamakla birlikte, sektör gözlemlerimiz elektrikli araçlara etkin şekilde müdahale edebilecek personelin toplam servis iş gücü içindeki oranının halen tek haneli seviyelerde olduğunu gösteriyor."
Elektrikli araçların batarya yönetimi, güç elektroniği, yazılım, yüksek gerilim güvenliği ve ileri teşhis sistemleri gibi özel uzmanlıklar gerektirdiğini ifade eden Özçete, geleneksel ustalık deneyiminin tek başına yeterli olmadığını, hem teorik eğitim hem de uygulamalı sertifikasyon süreçlerinin zorunlu olduğunu vurguladı. Sektörün en kritik gündeminin insan kaynağı olacağını kaydeden Özçete, "Türkiye'de elektrikli araç sayısı yüz binlerle ifade edilirken, bu araçların bakım ve onarımını gerçekleştirecek nitelikli teknisyen sayısının aynı hızda artması gerekiyor. Aksi halde satış sonrası hizmetler tarafında kapasite ve erişilebilirlik sorunları yaşanabilir" uyarısında bulundu.
Elektrikli araçlarda servis krizi yakın mı?
Piyasada mevcut bir ustalık krizinin ya da bağımsız tamirhanelerde bir tıkanmanın yaşanıp yaşanmadığına dair soruyu yanıtlayan Özçete, araçların büyük bölümünün yeni ve garanti kapsamında olması sebebiyle süreçlerin yetkili servislerde absorbe edildiğini belirtti. Türkiye'deki elektrikli araç parkının yaklaşık 450 bin adet seviyesine ulaştığını ve mevcut parkın yaklaşık yüzde 45'inin yalnızca 2025 yılında satılan araçlardan oluştuğunu bildiren Özçete, şunları dile getirdi:
"OSS Derneği olarak uluslararası araştırma firması Frost & Sullivan iş birliği ile yapmış olduğumuz binek - ağır vasıta sektörel pazar araştırması raporundaki analiz de bu tabloyu destekliyor. Araştırmaya göre Türkiye'de son tüketicilerin servis tercihleri ve araçların yaş dağılımı dikkate alındığında, araçların yetkili servislerden bağımsız satış sonrası pazarına anlamlı ölçüde yönelmesi ortalama beş yılı buluyor. Bu nedenle elektrikli araçlarda bağımsız servis pazarının gerçek anlamda oluşabilmesi için araç parkının en az 1 milyon adet seviyesine ulaşması ve ortalama araç yaşının yaklaşık dört yıl seviyelerine gelmesi gerekiyor."
Özçete, mevcut durumun bir kapasite krizinden ziyade sektörün önünde bulunan bir "hazırlık dönemi" olduğunu ve bağımsız servislerin teknik altyapı, yüksek voltaj ekipman yatırımı ve teknisyen eğitimlerini tamamlamaları için önemli bir fırsat sunduğunu ekledi.
Yetkili eleman sayısı araç miktarının gerisinde kalıyor
Elektrikli araçlarda 400 ila 800 volt arasında çalışan sistemlerin bulunduğunu ve hatalı müdahalelerin elektrik çarpması, ark oluşumu, termal kaçak ile batarya yangını gibi hayati riskler barındırdığını hatırlatan Özçete, Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) tarafından 2024 yılında yayımlanan “Batarya Elektrikli Araç Bakım Onarımcısı” ve “Hibrit Araç Bakım Onarımcısı” ulusal yeterliliklerinin önemine değindi. Türkiye'de bu yeterlilik belgesine veya üretici kaynaklı yüksek voltaj eğitimlerine sahip teknisyen sayısına ilişkin kamuoyuna açıklanmış kapsamlı bir veri bulunmadığını söyleyen Özçete, yetkin personel sayısının araç parkındaki büyümenin gerisinde kaldığını belirtti.
Mevzuata ve merdiven altı müdahalelere de değinen Özçete, yasal denetim mekanizmaları ile iş sağlığı ve güvenliği düzenlemelerinin sahada etkin uygulanmasının önemine vurgu yaptı. Ayrıca güvenlik konusunun yedek parça kalitesiyle doğrudan ilişkili olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Özellikle batarya sistemleri, şarj ekipmanları, elektronik kontrol üniteleri, sensörler ve güvenlik bileşenlerinde kullanılabilecek sahte veya standart dışı parçalar, araç performansının ötesinde doğrudan can ve mal güvenliği riski oluşturabilmektedir. OSS Derneği olarak uzun yıllardır sahte yedek parçalarla mücadeleyi sektörümüzün öncelikli konularından biri olarak görüyoruz."
Özçete, dernek bünyesindeki Marka Koruma Çalışma Grubu ve kurulan "Sahte Yedek Parça WhatsApp İhbar Hattı" vasıtasıyla sahte ürünlerin tespiti ve hukuki süreçlerin yürütülmesi konusunda aktif olarak çalıştıklarını bildirdi.
“Değişime kayıtsız kalan rekabet gücünü kaybedebilir”
Geleneksel sanayi sitelerindeki esnafın dönüşüm karşısındaki risklerine değinen Ali Özçete, "Uyum sağlayamayan tüm servisler yok olacak şeklinde bir yaklaşımın doğru olduğunu düşünmüyoruz. Ancak değişime kayıtsız kalan işletmelerin rekabet güçlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacağı da bir gerçek" dedi. Türkiye'deki araç parkının büyük kısmının halen içten yanmalı motorlardan oluştuğunu ve bu ihtiyacın kısa vadede ortadan kalkmayacağını belirten Özçete, Ankara Ostim ve İstanbul İkitelli gibi sanayi sitelerindeki birçok işletmenin bu dönüşümün farkında olduğunu ve eğitimlere katıldığını gözlemlediklerini ifade etti. Özçete, "Geleceğin ustası yalnızca mekanik bilgiye değil; elektronik, yazılım, teşhis sistemleri ve yüksek voltaj güvenliği konularında da yetkin olmak zorunda olacak" sözleriyle usta kavramının içeriğinin değişeceğini belirtti.
Elektrikli araç onarımının izole liftler, özel kauçuk aletler ve yüksek voltaj test cihazları gibi ciddi altyapı yatırımları gerektirdiğini aktaran Özçete, ekonomik iklimde bu yatırımların küçük ve orta ölçekli servisler için finansman yükü getirdiğini ancak yatırım iştahını belirleyen ana unsurun elektrikli araçların park içindeki payı olduğunu söyledi. Dönüşümün tüketiciye doğrudan "daha pahalı bakım" olarak yansımayacağını savunan Özçete, motor yağı, filtre, debriyaj ve egzoz gibi mekanik kalemlerin ortadan kalktığını, bakım maliyetinden ziyade içeriğinin değiştiğini ifade etti.
“Eğitim ve sektör bağı güçlü kılınmalı”
Milli Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu'nun elektrikli ve hibrit araç teknolojilerine yönelik dersleri yaygınlaştırdığını ancak sektörün hızına yetişebilmek için eğitim ile sektör arasındaki bağın daha güçlü kurulması gerektiğini belirten Özçete, OSS bünyesindeki "İş'te Balans Çalışma Grubu" ile üniversitelerde etkinlikler düzenlediklerini ve nitelikli iş gücü açığını azaltmayı hedeflediklerini kaydetti. Projenin kadın istihdamını artırmayı da teşvik ettiğini sözlerine ekledi.
Avrupa'daki ortakları Avrupa Otomotiv Satış Sonrası Sektörü Çatı Kuruluşu (FIGIEFA) bünyesinde yürüttükleri çalışmalara ve Türkiye'nin atması gereken adımlara değinen Özçete, şu önerilerde bulundu:
"Türkiye'nin de bu dönüşümü yalnızca elektrikli araç satış rakamları üzerinden değil, otomotiv satış sonrası ekosisteminin tamamını kapsayan bir bakış açısıyla ele alması gerekiyor. Elektrikli araçların yaygınlaşmasıyla birlikte servis altyapısının güçlendirilmesi, yüksek voltaj sistemlerine yönelik eğitimlerin yaygınlaştırılmasının yanı sıra özellikle bağımsız servislerin ihtiyaç duyduğu teşhis cihazları, yüksek voltaj ekipmanları ve yeni nesil servis teknolojilerine yönelik yatırımların desteklenmesi büyük önem taşıyor. Bu alanda KOBİ'lere yönelik finansman ve teşvik mekanizmalarının oluşturulması, dönüşümün sektörün tüm paydaşlarına yayılmasını kolaylaştıracaktır."




