İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), 2019 öncesinde bulunmayan öğrenci yurtlarından 15.’sini Kadıköy’de hizmete açtı.

Yeni yurda, 21 Mart 2025’te vefat eden Türk sinemasının önemli isimlerinden Filiz Akın’ın adı verildi.

Açılış töreninde, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Silivri’deki hücresinden gönderdiği mektup okundu. Törende ayrıca Köksal, Kösedağı, Aslan ve Özel konuşmalar yaptı.

"Yurt yapmıyorsa; cemaat yurtlarına yol vermek için yapmıyor"

Konuşmasına, “Herhalde bir siyasinin siyaset hayatının en keyifsiz günlerinden birinde olduğumu hepiniz tahmin edersiniz” diyerek başlayan CHP lideri Özel, şunları kaydetti:

Bülent Kuşoğlu'ndan 'devlet aklı' sözlerine açıklama: "Butlan süreci ile hiçbir ilgisi yok"
Bülent Kuşoğlu'ndan 'devlet aklı' sözlerine açıklama: "Butlan süreci ile hiçbir ilgisi yok"
İçeriği Görüntüle

“Daha dün, bu partinin gençlik kollarından gelen bir evladını daha Silivri zindanına hapsettiler. İstanbul'un seçilmiş Belediye Başkanı, yol arkadaşımız, cumhurbaşkanı adayımız, biraz önce Silivri'deki 16 metrekarelik hücresinden buraya seslendi. Ama bir yandan da bir siyasinin hayatında en keyif alacağı işlerden bir tanesi için buradayız. İnandığımız uğurda, partimizin dünyaya bakışı, eğitime bakışı, ülke yönetimine bakışına ayna tutan bir açılıştayız. Biz bir kız öğrenci yurdu açıyoruz.

Ekrem Başkan olmadan, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı olmadan önce İstanbul'da kaç kreş vardı? Kaç öğrenci yurdu vardı. Herkes bir sayı söyler, herkes yanılır. Çünkü cevap, biraz önce ifade edildiği gibi, sıfır. Bir tek kreşi olmayan, bir tek öğrenci yurdu olmayan bir Büyükşehir Belediyesi’ni devraldık biz. Böyle kararlar tesadüfi falan değildir, ekonomik değildir. Fevkalade siyasidir ve tercihseldir. Yurt yapmıyorsa; cemaat yurtlarına yol vermek için yapmıyor. TOKİ her türlü betonu döküyor, her türlü köprüyü yapıyor, her türlü inşaatı yapıyor da bir öğrenci yurdu mu yapamıyor?

O zaman burada karar siyasi, tercih politik. Ve cemaatlere yol vermek için, böyle çağdaş mekanları yapmak yerine, ekonomisi zayıf olan öğrencileri, belli bir gücü elinde tutan ve onları kendi düşüncelerine göre yönlendirmek, borçlandırmak isteyen birtakım yapılara yol açmak için yapıyorlar. Bir siyasi tercih kreş yapmıyor olabilir mi? Evet. Kadını, çocuk doğuran ve çocuğuna, evde varsa yaşlısına, engellisine evde bakan, sosyal hayatın içinde istemeyen bir dünya görüşü, kreş yapmaz.

İşte bunların karşısında alternatif olan, bunlara itiraz eden ve kadını sosyal yaşama katmak isteyen, ayrıca hiçbir çocuğun hayata kapatamayacağı kadar büyük bir farkla geriden başlamasını istemeyen bir siyaset hem ücretsiz yurtla, kreşlerle anneyi, kadını sosyal yaşamın içine ve istihdamın içine katar hem de onun çocuğunu, erken yaşta el becerileri gelişsin diye, varsa birtakım eksiklikleri, öğrenilsin, müdahale edilsin diye, varsa üstün yetenekleri bu erken yaşta doğru yönlendirilsin diye, yoksulun çocuğuna da kreşin yolunu açar.

"Türkiye'de her hesap şaşar, altın hesabı şaşmaz"

Esas mesele, devletin, Türkiye Cumhuriyeti'ni yöneten iktidarın kararlılığıyla olacak. Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidarında, yürütmenin başındaki Cumhurbaşkanımızın ilk vereceği talimat, TOKİ'ye olacak ve bir yıl içinde, bütün öğrencilere yetecek kadar cumhuriyet yurtları TOKİ tarafından inşa edilecek. Bizim kardeşlerimizi, arkadaşlarımızı, evlatlarımızı kimsenin insafına terk edecek halimiz yok. Zaten şu anda Tayyip Erdoğan'ın insafına terk edildiler.

Hatırlayalım: Diyordu ki; ‘Biz iktidara geldiğimizde -kendinden önceki hükümeti eleştiriyor, Devlet Bahçeli'yi, Sayın Bahçeli'yi eleştiriyor, Rahmetli Ecevit'i eleştiriyor- 450 liracık KYK bursu var; diyordu. Şimdi 3 bin lira olmuş. Geçen sene ‘2 bin’ diyordu. Türkiye'de her hesap şaşar, altın hesabı şaşmaz. Bülent Ecevit'in başında olduğu hükümetin, koalisyonun son yatırdığı öğrenci bursu, 450 lira 304 liralık çeyrek altından 1,5 tane satın alıyordu. Bugün verdiği 3 bin lira, 7 bin liralık çeyrek altının yarısını almıyor. Arada üç kat satın alma gücü var. Ve eğer bugün 1,5 çeyrek altın verirse, KYK bursu 10 bin 500 lira olacak. Oysa bugün 3 bin lira veriyor.

"CHP iktidarında KYK bursları hak ettiği noktaya gelecek"

Burada bugün İBB yurtlarından öğrenci arkadaşlar var. Onlar bilmez ama burada açılışa katılan herkes bilir. Eskiden sistem şuydu: Üç öğrenci bir araya gelip, KYK bursunu birleştirirsen ev tutardın. Bugün 3 kere 3, 9 bin lirayla kümese giremezsin İstanbul'da. Yok öyle bir ev. Ama o 1,5 çeyrek altın, geleneksel rakam tutuyor olsa, 10 bin 500 lira veriyor olsa, üç arkadaş 30 bin liraya İstanbul'da bir öğrenci evine girilebilir.

İşte ortada Tayyip Erdoğan'ın her meseleyi aldığı gibi, en düşük emekli maaşını 8 çeyrek altından alıp, 2 çeyrek altına indirdiği gibi, öğrencinin barınma sorununa da AK Parti iktidarı iyi gelmemiş; aksine olumsuz tesir etmiştir. Bunu görmek, bunun farkında olmak önemli. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında hem KYK bursları hak ettiği noktaya gelecek hem de kimse yurt için özel yurtların, cemaatlerin peşinde koşmak zorunda kalmayacak. Başarı puanlarıyla ya da ailesinin ekonomik durumundan dolayı yerleşmeye çalışma yarışı içine girmek yerine, devletin sağlayacağı burslar, yurtlardan ve burslardan eşit bir şekilde herkes yararlanacak.

Özel, İmamoğlu ile anısını paylaştı

Bu yurdun yapılmasında, Caferağa'dan geçerken, Ekrem Başkan, envanterdeki bir İSKİ tahsilat bürosunu, veznesi için, ‘Buraya bir yurt olur,’ demiş. Onu biraz önce anonsu yapan değerli arkadaşımızdan öğrendim. Ama benim de şahitliğim şudur: 21 Mart'ta, rahmetli Filiz Akın'ı kaybettik. Bunu gözaltında öğrenmiş, çok üzülmüş. Sonra, benim kendisini Silivri'de ilk ziyaretimde, tahmin ediyorum 23 ya da 24 Mart’ta bana dedi ki; ‘Genel Başkanım, Filiz Akın'ı da kaybettik. Çok üzüldüm.

Çok aydın bir Cumhuriyet kadınıydı. Kadına karşı şiddetle mücadelesi ve kadınların toplumda sosyal yaşamdaki mücadeleleri için bayraktardı. Kız öğrenciler için çok çalışmaları vardı. Biz, Kadıköy'de harika bir yurt yaptık. Yakında da bitecek. Acaba o yurda Filiz Akın'ın adını versek, ne dersiniz?’ ‘Dedim ‘Harika olur. Ailesiyle konuşmak lazım.’ O günden hemen birkaç gün sonra, Sönmez Bey’in telefonuna ulaştık. Ben sordum, kendisi büyük memnuniyet duyacağını söyledi. Biz de Ağustos ayının sonuna doğru böyle bir açılış için sözleştik. Sağ olsun Nuri Aslan süreci takip etti, İl Başkanımız süreci takip ettiler. Ve bugün, Ekrem Başkan’ın hem yerine karar verdiği hem adına karar verdiği hem Filiz Akın’ın ismini yaşattığı bu yurdu, onsuz da olsak hep birlikte açıyoruz.

"Sayın Erdoğan, İstanbul siyasetçisi"

Son sözüm: Ekrem Başkan niye yok? Ekrem Başkan’ın Türk Ceza Kanunu’nda dahi yazmayan önemli bir suçu var. O yüzden içeride tutuluyor. Ekrem Başkan, Tayyip Erdoğan’ı defalarca yenme suçundan, mükerrer olarak bu suçu işlediği için içeride tutuluyor. Ve tutukluluğun sebebi, yani suçu, Erdoğan’ı yenmek ve mükerrer olarak bu suçu tekrar etmek, dört kez üst üste işlemek. Yargılamasının, tutuklu olmasında da önemli bir gerekçe var: Bu suçu bir kez daha işlemeye azmetmiş olmak. Bu suçu bir kez daha işlemeye azmetmiş olmaktan dolayı içeride tutuluyor.

Sayın Erdoğan, İstanbul siyasetçisi. Beyoğlu Belediyesi’ne aday oldu, kaybetti. Milletvekili adayı oldu, kaybetti. Daha sonra beş adayın yarıştığı yerde, yüzde 23,5 oy gibi bir oyla, -ki her seçim rekabette, her seçimin sonucunda saygılıyız- İBB Başkanı seçildi. Sonra okuduğu bir şiirden dolayı -bence haksız bir şekilde, çünkü düşünce suçudur ve düşünce suç olmaz, şiirden suç çıkmaz- yargılandı ve hapis yattı üç aylığına.

"İmamoğlu, orantısız bir tedbirle tutuklu"

Ama o sırada, İBB başkanıyken rüşvetten, irtikaptan, ihaleye fesat karıştırmadan, yolsuzluktan, zimmetten de yargılandı. Hiç birisinden dolayı bir gün kapısına polis gelmedi. Bir gün gözaltında tutulmadı. Bir gün tutuklu kalmadı. Mahkeme kararı kesinleşti, yine tutuklanmadı. Yargıtay aşamasındaki kesinleşmeden sonra telefonla çağrıldı, mitingle ayrıldı, davul zurna ile hapse girdi. Ki İBB başkanlığı bitmişti o anda. Kaybetti başkanlığı. Çünkü ceza kesinleşmişti. Yanında yatacak kişiye kadar karar verdiler.

Bir şiir albümü, -yani mevcut şiirleri okudu- kaset çıkardı, orada kayıt aldılar. Kaset çıkardılar. Bunu dışarıya ulaştırdılar. Kimse mani olmadı. 30 bin ziyaretçisi geldi. Bununla övünüyor. Halen övünüyor. Oysa Ekrem Başkan’a ziyaret yasağı var, kısıtı var. Milletvekili olmayanlar, İBB Başkanvekili bile 2 ayda bir zor randevu alıyor. Sesini metrolardan kısıyorlar. Oysa seçilmiş İBB Başkanı. Görevi bitmedi. Orantısız bir tedbirle tutuklu. Normalde görevinin başında olması lazım. Resimlerini indiriyorlar, seçilmiş başkanın. İBB binasına bile resmi asılınca gelip, ‘indirin’ diyecek kadar hadsizleşebiliyorlar.

"Bir tane yenilmez var"

Böyle eşitsiz şartlarda, Ekrem İmamoğlu’nun bir kez daha kendisini yenmesinden endişe eden Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’a yaptığı zulüm bu. Tayyip Bey, defalarca yenildiği gibi; Beylikdüzü’nde 2014’te, 2019’da, 31 Mart’ta İBB’de karşısında Meclis Başkanı varken, hazımsızlıkla iptal ettikleri seçim yenilendiğinde, 23 Haziran’da son başbakanı yenerek, bir sonraki sefer karşısına çıkarılan, ‘Şehirciliği en iyi bu biliyor’ dedikleri Murat Kurum’u perişan ederek, önce 13 bin küsür oyla, sonra 806 bin oyla, en nihayetinde 1 milyonun üzerinde bir farkla İstanbul’a seçildi.

31 Mart’ta İstanbul’da Tayyip Erdoğan’ı o yendi, Ankara’da Mansur Yavaş, diğer şehirlerde arkadaşlarımız ve partimiz birinci parti oldu. Erdoğan’ın kurduğu parti, kurulduğu günden beri ilk kez ikinci parti oldu. CHP, nüfusun yüzde 65’ini, sandıkla belediye başkanı seçimlerinin yapıldığı dönemin bir partiye nasip olan en yüksek belediyesini nüfus üzerinden elde etti. Şimdi bu durumda bir tane yenilmez var. Tayyip Erdoğan, AK Parti öncesi yenildiği gibi, son seçimin mağlubudur. Bir seçim kazanınca, öncesindeki her şeyi aklayan, sonrasındaki her şeyi hak gören, bu sefer kaybetti.

"Bu millete kafa tutuyorlar"

Son seçimin kazanan partisi, Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Şu anda o partinin cumhurbaşkanı adayı diye bir şey yoktur. O parti bir cumhurbaşkanı adayı belirleyecekti 23 Mart’ta. Adayımızı 19 Mart’ta, yani dört gün gözaltını hesap ederek, seçimden dört gün önce aldılar. Bir gece önce de diplomasını iptal ettiler. Maksat, cumhurbaşkanı adayı olamasın, ön seçim yapılamasın. Biz, o gün o sandığı kendi kendimize kursaydık, CHP’nin adayını belirleyecektik 2 milyon kişiyle. Meydanı okuyunca, biz de meydan okuduk.

O sandığın yanına ‘dayanışma sandığı’ koyduk ve belirlenen aday, Cumhuriyet Halk Partisi’nin değil 15,5 milyon vatandaşımızın aday gösterdiği cumhurbaşkanı adayı. Bu milletin adayını içeride tutuyorlar. Yani bu millete kafa tutuyorlar. Kafa tutulan, CHP’nin Genel Başkanı Özgür Özel, İBB’nin seçilmiş Başkanı Ekrem İmamoğlu falan değil. Kafa tutulan, milletin kendisidir. 15,5 milyon kişi… Kimi iki bastonuyla merdivenlerden çıkıp, ‘Evladımı seçmeye geldim’ diyen teyze var orada. Kimi karnında üç aylık bebeğiyle, karnındakinin geleceğine sahip çıkan annenin oyu var orada.”

Muhabir: Esin Özdemir