Utku ŞENSOY
Politika; sözlük anlamıyla, devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış olarak tanımlanır. Ya da kısaca siyaset diyebiliriz....
Utku ŞENSOY
Politika; sözlük anlamıyla, devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış olarak tanımlanır. Ya da kısaca siyaset diyebiliriz. Aristo' ya göre politika, toplumun mutluluğu için yapılan düzenlemelerin tamamıdır. Politikayı en yüce bilim diye tanımlayanlardan ya da Yunanca “poli” (çok) ve “tika” (yüz) kelimelerinden türediğini ve ikiyüzlülük anlamına geldiği iddiasını ortaya atanlardan olabilirsiniz. Kanımızca ne anlama geldiğinden çok, nasıl olması gerektiği daha önemli. Bu bağlamda devlet yönetme sanatı olan siyasetin en önemli özelliği, “erdemli, ilkeli, dürüst” yapılmasıdır. Siyasi partiler ve siyasetçiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyaset, “temiz” ve halk için” yapıldığı sürece en kutsal görevlerdendir. İktidar ve muhalefet siyasetin en önemli iki bacağıdır ve önemli görevleri vardır.
Peki, çok partili hayata geçtiğimiz 1946 seçimlerinden buyana 76 yıllık dönemde bu topraklarda yapılan siyasete ilişkin genel kanınız nedir diye sorulsa şu sorulara nasıl yanıt verebiliriz?
-Siyaset, toplumun refahı ve huzuru için mi yapılıyor?
-Siyasetçilerin görevlerini vatana-millete hizmet aşkıyla yaptıklarını rahatlıkla söyleyebilir miyiz?
-İktidar ya da muhalefetin yurttaşların refahı için çalışıp çabaladığını rahatlıkla söyleyebilir miyiz?
-Yoksa, önce partim, sonra ben en son millet düsturuyla mı hareket ediliyor?
-Hatta daha ileri gidip, siyaset yapanların önce liderim, sonra partim daha sonra da ben diye hareket ettiklerini iddia edenlerden misiniz?
Yurdumuzda iktidarla muhalefet arasında tartışma ve suçlamaların olmadığı bir gün bile yaşanmıyor. Çoğu zaman bu tartışmalarda kantarın topuzu kaçıyor, iş şirazesinden çıkıyor, sarf edilmemesi gereken kelimeler havada uçuşuyor. Son günlerdeki tartışmalar, “hanım kızımız”, “Anayasaya aykırı” ve “vurgun direkleri” kelimelerinin etrafında yapılıyor.
***
“HANIM KIZIMIZ” POLEMİĞİ
Ana Muhalefet Partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın özel tercümanı Fatima Gülhan Kavakcı Abushanab ile ilgili “hanım kızımız” sözleri yargıya taşındı. Konunun siyasi boyutu bizi ilgilendirmiyor. Hangi makam ve düzeyde olursak olalım tercüman tercihi kanımızca çok doğal. Ancak devlette devamlılık esası çerçevesinde tüm resmi temasların tutanaklara, kayda geçirilmesi zorunluluğu olduğundan, bu düzeydeki görüşmelerde dışişleri bakanlığının resmi bir “memurunun” da bulunması gereği hem teamüldendir hem de zorunluluktur. Dolayısıyla iktidar ve muhalefet arasındaki tartışmanın bu zeminde cereyan etmesi çok daha sağlıklı olacaktır.
***
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ POLEMİĞİ
İstanbul Sözleşmesi’nin kararnameyle feshi üzerine, “yetki aşımı” gerekçesiyle hukuki tartışmalar yargıya taşındı. Danıştay 10. Dairesi, İstanbul Sözleşmesi'nin feshine ilişkin Cumhurbaşkanı Kararının iptal istemini “Anayasa’ya aykırılığı” gerekçesiyle 3'e karşı 2 oyla reddetmesiyle tartışmalar yeniden alevlendi.
Bu konuda kamuoyunda kafalar yine karıştı. Bu topraklarda siyasi partilere bağlılık, takım tutar gibi yapıldığından haklı/haksızdan çok bizimkiler/ötekiler biçiminde olduğundan sorunun kökeni aranmaz. Bu konuda da şu sorulara kimse gerçek bir yanıt bulmak için çaba göstermez.
-TBMM tarafından onaylanan kanun hükmündeki milletlerarası andlaşmaların feshedilmesine ilişkin işlem Cumhurbaşkanının yürütme yetkisinde midir?
-TBMM'nin yasama faaliyetine ilişkin andlaşmalar, Anayasanın 104. maddesinin 17. fıkrası uyarınca Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenebilir mi?
-Kadına yönelik şiddetin bir türlü önlenemediği ülkemizde, aile içi şiddetle mücadeleyi de kapsayan ve İstanbul'da imzaya açılan 81 maddelik Avrupa Konseyi sözleşmesini 12 Mart 2012'de onaylayan ilk ülke olan Türkiye neden bundan vazgeçme gereği duydu? İktidar ya da muhalefet hangi argümanı savunursa savunsun, tartışmanın bizi ilgilendiren kısmı kamuoyu yararı olup olmadığıdır. Bu konuda da bir taraf, “İstanbul Sözleşmesi'nin eşcinsel yönelimlerin meşrulaşmasına sebep olduğu” iddiasıyla hareket edip gereğini yaparken, diğer taraf karşıt görüşünü yeterince savunamıyor ya da tepki gösteremiyor. Hatta sözleşmenin savunucusu Sivil Toplum Kuruluşları da argümanlarını ve seslerini yeterince gür duyuramadığı kanısındayız.
***
ANKAPARK POLEMİĞİ
Mustafa Kemal Atatürk’ün başkente emanet ettiği AOÇ arazisinin 1 milyon 300 bin metrekarelik kısmını kaplayan Ankapark'taki harcamalar, son dönemde iktidarla muhalefeti sıkça karşı karşıya getiriyor. Parkın dikkat çeken bölümlerinden biri de 50 milyon dolar harcanan ancak hiçbir zaman yaşama geçirilmeyen 7 buçuk kilometrelik teleferiği. Kapılarını halka açan park enkazında dikkat çekenlerin başında dinozor heykelleri ve teleferik direkleri geliyor. Muhalefetin Ankapark'a harcanan 801 milyon dolar ile birkaç Fatih Sultan Mehmet Köprüsü yapılabileceği iddiası son derece düşündürücü değil mi?
Tüm bu tartışmalarla ilgili şunları ifade etmek isteriz, uygarca tartışabilmek, eleştirilere karşı anlayışlı olmak, varsa hataları kabullenmek iktidar açısından demokrasinin en önemli erdemlerinden biridir. Hatalı olduğunu ya da olabileceğini asla kabullenmemek ise farklı rejimlerde görülen idare biçimidir.