Mikroplastikler farklı kaynaklardan çevreye yayılıyor. Plastik üretimi ve kullanımının sürmesi bu kirliliği artırıyor. Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Sedat Gündoğdu, mikroplastik oluşumu, maruziyeti ve etkileri üzerine 24 Saat Gazetesi’ne değerlendirmelerde bulundu. Gündoğdu, plastik ambalajlı gıdalar başta olmak üzere günlük hayatta kullanılan plastik ürünlerin mikroplastik kaynağı olduğunu ifade etti.

Denizlerde pusula denizanası alarmı: Şikayetler iki yılda yüzde 70 arttı
Denizlerde pusula denizanası alarmı: Şikayetler iki yılda yüzde 70 arttı
İçeriği Görüntüle

Mikroplastik Haber (12)

“Plastiğin bu kadar normalleşmesi suçun normalleşmesine benziyor”

5 milimetreden küçük plastik atıklar mikroplastik olarak, 1 mikrondan küçük olanlar ise nanoplastik olarak tanımlanıyor. Tespiti daha zor olan nanoplastikler, özel analiz yöntemleri gerektirdiği için daha az gündeme geliyor. Bu parçacıkların farklı kaynaklardan yayıldığını belirten Gündoğdu, “Güneş ışığı, rüzgâr, aşınma ve kimyasal etkiler mikroplastik oluşumunda etkili. Bunun yanı sıra bazı mikroplastikler doğrudan üretiliyor, kişisel bakım ürünlerinde kullanılıyor, tekstil ürünlerinden kopuyor ve araç lastikleri de önemli bir kaynak oluşturuyor. Dolayısıyla bir yerde plastik varsa orada mikroplastik ve nanoplastik de vardır” dedi.

Mikroplastiklerin yaygınlığına dikkat çeken Gündoğdu, “Bütün canlılarda, bütün organlarda ve çevresel kompartmanlarda mikroplastik var maalesef. Yeryüzünde plastikle kirlenmemiş bir alan kalmamış vaziyette. Bu çok önemli bir problem, ciddiye alınması gereken bir durum. Plastiğin bu kadar normalleşmesi suçun normalleşmesine benziyor” dedi.

Mikroplastik Haber (2) (1)

“Plastik ambalajlı bütün gıdalar mikroplastik içerir”

Mikroplastiklerin insan vücuduna farklı yollarla ulaştığını belirten Gündoğdu, ‘Birincisi solunum. Atmosferde çok ciddi miktarda mikroplastik var. Ortamda plastik malzeme, tekstil ürünleri ya da dışarıda araç lastikleri varsa bunlardan mikroplastik oluşuyor. İkincisi beslenme. Plastik ambalaj kullanılan bütün gıdalar mikroplastik içerir. Bu bir ihtimal değil, kesin. Çünkü plastik ambalajlar gıdanın içine mikroplastik bırakıyor. Üçüncü yol ise damar yolu. Hastanede kullanılan sıvılar plastik şişelerde olduğu için ortamda çok ciddi mikroplastik damar yoluyla insan vücuduna geçiyor. Dolayısıyla solunum, beslenme ve damar yolu en belirgin üç yol’ dedi.”

Gündoğdu, “İsterseniz balık yiyin, isterseniz pirinç, bulgur tüketin fark etmiyor. Bunların hepsi plastik ambalajlı. Çay içiyorsunuz, o da plastikle taşınıyor. Dolayısıyla denize gelene kadar kuru gıdalarda bile mikroplastiğe rastlamak mümkün. Plastik üretildiği ve kullanıldığı sürece bu maruziyet de devam edecek” dedi.

“Plastiği değil, içerdiği kimyasalları konuşmalıyız”

Plastiğin yapısında kullanılan kimyasallara dikkat çeken Gündoğdu, “Plastiği plastik yapan şey içerisine eklenen kimyasallar. Sayıları yaklaşık 16 bin ve çok azı üzerine çalışma yapılmış durumda. Aslında plastiği değil, doğrudan bu kimyasalları konuşmamız gerekiyor. Çünkü plastik dediğimiz şey başlı başına bir kimyasal problem. Bu kadar farklı kimyasal için tek tek düzenleme yapmak mümkün değil, bu nedenle grup yaklaşımıyla sınırlandırılmaları gerekiyor. Plastik endüstrisi üretim için çok ciddi miktarda kimyasal kullanıyor ve ne olduğu konusunda bilgi vermek istemiyor, paylaşmıyor. Gerçek listesi ve etkileri paylaşılsa, plastiklerin zehirli kimyasallardan oluştuğu tüketiciler ve devletler tarafından bilinecek ve daha fazla düzenleme gerektirecek, bu yüzden paylaşılmıyor” dedi.

Plastiklerde bulunan kimyasalların sağlık üzerindeki etkilerine değinen Gündoğdu, “Plastikle ilişkili kimyasalların kanserojen olduklarını, hormon bozucu etkiler yarattıklarını ve üreme sistemini etkilediklerini biliyoruz. Alzheimer, Parkinson gibi hastalıklarla, dikkat eksikliği ve hiperaktivite gibi rahatsızlıklarla ilişkisi olduğunu da biliyoruz. Erken doğumlara ve doğum öncesi anomalilere neden olabiliyor. Kadınlarda meme kanserinin bir nedeni, erkeklerde pankreas ve karaciğer kanseri gibi kanserlerin yaygınlaşmasına önemli katkılar sağladığına dair çalışmalar var. Ayrıca PFAS gibi kalıcı kimyasalların vücutta biriktiğini, obezite ve farklı kronik hastalıklarla ilişkilendirildiğini de biliyoruz. Elimizde bu kadar veri varken daha neyi ispat etmemiz gerekiyor? Fenolün hormon bozucu olduğunu, ftalatların kanser yaptığını biliyoruz” dedi.

Mikroplastik Haber (11)

Türkiye kirlilik ithal ediyor

Geri dönüşüm süreçlerine de dikkat çeken Gündoğdu, “1 kilo plastik atık geri dönüşüme girdiğinde en fazla 600 gram ürün elde edebilirsiniz. Geri kalan 400 gramı süreç içinde atığa dönüşüyor. Zaten gelen atıkların tamamı da geri dönüştürülebilir değil, en fazla yüzde 40-50’si geri dönüştürülebiliyor. Bu durum, geri dönüşümün kendi başına ciddi bir atık ve kirlilik ürettiğini gösteriyor. Türkiye her ithal ettiği bir kilo plastik atık için yaklaşık 300-400 gram mikroplastiği ekosisteme salmış oluyor. Plastik aslında tam anlamıyla geri dönüştürülebilir bir malzeme değil” dedi.

Gündoğdu, sahadaki kirliliğin boyutuna işaret ederek, “Adana’daki Seyhan Nehri’nin denize döküldüğü yere elinizi sokamazsınız, o kadar kirli. Bu kirlilik yalnızca Adana ile sınırlı değil, Mersin kıyılarından Antalya’ya kadar uzanan geniş bir hatta benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Çukurova Bölgesi genelinde geri dönüşüm faaliyetlerinin yoğun olduğu alanlarda ciddi bir mikroplastik baskısı oluşmuş durumda” ifadelerini kullandı.

Mikroplastik Haber (2)

“Geri dönüşüm sektörünün geneli merdiven altı”

Geri dönüşüm sektöründeki yapısal sorunlara dikkat çeken Gündoğdu, “Geri dönüşüm sektörünün geneli merdiven altı. Bu tesislerde ne işçi sağlığı ve güvenliği önlemi var ne de çevre korumasına yönelik bir sistem. Her yıl çok sayıda tesis yanıyor, insanlar yaralanıyor ya da hayatını kaybediyor. Böyle bir sektörden bahsediyoruz. Adana’daki Seyhan Nehri’nin denize döküldüğü yere elinizi sokamazsınız, o kadar kirli. Bu tesislerin atık sularıyla tarım yapılıyor ve o ürünler tüketiliyor. Yani bu kirlilik dönüp dolaşıp tekrar insana geliyor” dedi.

Devletin düzenleme yaptığını ancak plastik sorununu yalnızca denetimle çözmenin mümkün olmadığını belirten Gündoğdu, “Dünyanın hiçbir ülkesi bu tür sorunları yalnızca denetimle çözemiyor. Çin gibi en otoriter ülkelerden biri bile bu alanı kontrol edememiş ve yasaklamak zorunda kalmış. Bu nedenle ‘denetlerim, kontrol ederim’ demek gerçekçi değil” dedi.

Mikroplastik Haber (1) (1)

“Ben mecbur kalmadıkça pet şişe su içmem”

Arıtma olan yerlerde şebeke suyunun içilebilir olduğunu vurgulayan Gündoğdu, “Pet şişe suyun daha sağlıklı olduğu algısını anlamıyorum. Ben mecbur kalmadıkça pet şişeden su içmem, çeşme varsa oradan içerim. Mümkün olduğu sürece çeşme suyu içmek lazım. İnsanlar tat ve koku nedeniyle uzak duruyor ama bu doğru bir yaklaşım değil. Üstelik yaptığımız çalışmalarda pet şişe sularda da ciddi miktarda mikroplastik tespit ediyoruz” dedi.

“Plastik odadaki canavar gibi”

Plastikten mümkün olduğunca uzak durulması gerektiğini belirten Gündoğdu, “Sistematik maruziyetten tamamen kurtulmak çok zor. Ama bireysel maruziyeti azaltmak mümkün. Tek kullanımlık plastikleri reddetmek lazım. Sıcak yemeği plastiğe koymamak lazım. Plastik şişeden su içmemek lazım. Poşet kullanmamak, alışverişte yeniden kullanılabilir çantalar tercih etmek, kendi bardağınızı yanınızda taşımak gibi basit önlemlerle maruziyeti azaltabilirsiniz. Ne kadar az plastik tüketirseniz o kadar iyi. Mümkün olduğunca az alışveriş yapmak, gereksiz ambalajlı ürünlerden kaçınmak ve tek kullanımlık ürünleri tamamen hayatımızdan çıkarmak gerekiyor” dedi.

Gündoğdu, plastiğin günlük hayattaki yerine ilişkin ise “Geldiğimiz noktada plastik odadaki canavar gibi. Onunla birlikte yaşamak zorunda değiliz, onu defetmemiz lazım. ‘Her yerde plastik var’ diyerek kabullenmek doğru değil. Bazı alışkanlıklardan feragat etmek lazım. Sistem üretim tarafında zor değişir ama tüketim tamamen bireyin elinde” değerlendirmesinde bulundu.

Mikroplastik Haber (15)

Sedat Gündoğdu kimdir?

Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Sedat Gündoğdu, deniz biyoloğu ve çevre araştırmacısıdır. Türkiye’de mikroplastik kirliliği, plastik atık ticareti ve bu atıkların besin zincirine etkileri üzerine araştırmalar yürütüyor. Sofra tuzu, deniz ürünleri ve ambalajlı gıdalardaki mikroplastik kirliliğine odaklanan çalışmalarıyla, bu parçacıkların insan sağlığı açısından oluşturduğu potansiyel risklere dikkat çekiyor.

Muhabir: M. Ferhat Yüksel