Sözlükler… Her biri birer ‘söz sandığı’…
Dünyada ilk sözlük 4.300 yıl önce yazılmış. Adı: ‘Urra Hubullu’. Dili: Sümerce – Akadca. Ama kâğıda değil, çivi yazısıyla kil ve deriden yapılma tabletlere raptedilmiştir. Uzun yıllar boyunca yazılı kaynakları, mumya sargılarında, bakır plakalarda, deriden yapılma parşömenlerde aradı bilim insanları. Kâğıt, 8. yüzyılda yaygınlaştı.
Kaynaklarda, İslam Dünyasında sözlük benzeri ilk çalışmanın, 8. yüzyılda Ebu Zeyd El Ensari’nin En Nevadir adlı eseri olduğu yazılmaktadır. Bunun dışında, Zemahşeri’nin yazdığı Mukaddimet-ül Edep, Arapça öğrenmek isteyenler için Harzem’de yazılmış bir lûgattir. Çağatayca ve Moğolca yazılan eserin sözlüğü, TDK tarafından basılmıştır.
Bahşayiş Lûgati: Oğuz Türkçesinin söz varlığını gösteren, özgün ve önemli veriler sunan tematik bir sözlük. 920 yılında Arapça-Farsça olarak yazılan bu sözlük, Oğuz Türkçesinin ilk yazılı söz varlığının günümüze aktarılması bakımından Türk Dil Kurumunca basılmıştır. Hitit Üniversitesi’nden Doç. Dr. İsa Sarı, “Tuhfetü’z Zekiyye fi Lûgat-it Türkiyye’nin, 1.400’lü yılların başında, Arapçadan Türkçeye yazılmış ve elimizde tek yazma nüshası bulunan bir sözlük” olduğunu belirtir. Abuşka Lûgati, Ahmediyye Lûgati, Ahter-i kebir, İslâm Dünyasının önemli sözlüklerinden sayılır.
Osmanlı döneminde Avrupa’da Türk diline karşı oldukça yoğun bir ilgi vardı. Bunun en önemli sebebi, dilimizin yanı sıra kültürümüzü de bilmek ve bize yabancı kalmamak idi. Leipzig'de Hieronymus Megiser (1554-1629) "düşmanın dilini öğretmek" amacıyla ilk Türkçe gramer kitabını yazar. 1550’den itibaren Lehistan sarayı, pek çok kişiyi Türkçe öğrenmesi için İstanbul’a gönderir. İstanbul’a gelenler arasında yer alan Francizsek Meninski’nin yazdığı Türkçe sözlük, 1680 yılında Viyana’da basılmıştır.
Türkçeden Arapça ve Farsça’ya hazırlanan ilk sözlük ise Lehçetü’l Lûgat’tir. Bunu, William Redhouse’un Müntehabat-i Türkiyye olarak yazıp, 1852’de Müntehabât‐ı Lügat‐ı Osmâniyye (Osmanlı lisanından seçmeler) adıyla bastırdığı sözlüğü, Lehçe-i Osmani, Kamus-i Türki ve TDK sözlükleri izler.
Ferit Devellioğlu’nun, kısaltılmış Osmanlıca Sözlüğü, 68 bin söz varlığını içerir.
1955’te hazırlanan Türkçe sözlük 35.738 kelimeyi açıklar. 1959 yılındaki üçüncü baskıda söz varlığımız, 37 bin kelimeyi geçer.
Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, 1950-1983 arasındaki yıllarda yayımlanan başlıca terim sözlüklerinin sayısının 20 olduğunu belirtir.
Sözlükteki kelime sayısı 1998’de 98.107’ye, 2005 yılında 104.481’e, en son basılan ve benim de içinde yer aldığım bir komisyonun hazırladığı sözlükte ise 122.423’e ulaşmıştır. 2023 yılında basılan sözlük, 132.323 söz varlığını açıklamaktadır.
Ancak hazırlanmakta olan ve Türkçenin tüm söz varlığının toplanmaya çalışıldığı Büyük Türkçe Sözlük ise ilk etapta 572 bin kelimeden oluşacak ve peşinden kapsamlı bir derlem gelecek.
Sözlükler, tür olarak üç ana başlıkta 18 gruba ayrılır. Prof. Dr. Doğan Aksan, Her Yönüyle Dil adlı kitabında bu üç başlığı amaç ve nitelik bakımından;
a- Bir ya da birçok dilin söz varlığına göre,
b- Harf sırasına göre,
c- Söz varlığının niteliğine göre sıralamıştır.
Elimizde bir sözlük varsa dil bakımından sıralamasını açıklayabiliriz. Örneğin bir Türkçe Sözlük, tek dilli sözlük iken Rusça-Türkçe Sözlük, iki dilli sözlüktür. Bazı sözlükler de vardır ki bir kelimenin altında birkaç dilden açıklaması bulunur. Bunlar da çok dilli sözlük olarak adlandırılır.
Bazı sözlüklerde, Fonetik dizin bulunur. Evimizde kalın bir İngilizce-Türkçe Sözlük varsa ilk sayfalarında böyle bir dizini mutlaka görebiliriz. Bunun nedeni, dillerin seslerinin birbirlerinden farklı oluşu ve gırtlak kullanma özelliklerinin de bu farklılığı net bir biçimde ortaya koymasıdır.
Dile hâkim olmanın ön şartı, çok kelime bilmektir. Her kelimenin ayrı ayrı anlamlarını ise ancak sözlüklerde bulabiliriz. Meselâ dilimizdeki gelmek kelimesinin 36 ayrı anlamı var. Çıkmak kelimesinin 56 farklı anlamda kullanıldığını biliyor muydunuz? “Ağrı dağının zirvesine çıktı” yerine “Ağrı dağı zirvesine çıkışı gerçekleştirdi” diye yazan bir muhabirin, bir cümlede iki fiili yan yana kullanmasının gerekçesiyle sözlük kullanmak arasında doğrusal bir ilişki vardır. Eğitim almış yayıncılarda dahi sözlük kullanma bilincinin olmayışı sebebiyle, pek çok programda sık sık telâffuz hatalarına rast gelinmektedir.
Yalnızca yayıncıların değil eğitim ve yönetim kademesindeki zümrenin ve yöneticilerin tamamının iyi bir sözlük kullanıcısı olması gerekir. İyi yöneticinin özelliklerinden biri, makamında sürekli olarak, imla kılavuzu ve sözlük bulundurmasıdır. İyi yönetici, her astın bir gün üst olmaya aday olacağı bilinciyle, birlikte çalıştığı astlarına da aynı davranışı kazandırmaya çalışır.
Bir insanın sözlük kullanma alışkanlığı olup olmadığını, yaptığı yazım hatalarından anlarsınız. İnternetteki yazışmalara bakın, sürekli yazım hatası yapanlar, asla sözlük kullanmaz. Buna karşılık elinin altında sözlük bulunduranlar ise hem yazım hatası yapmaz hem de yanlış anlaşılabilecek bir sözcük kullanmaz.
Sözlüklerde yazım yanlışı yok mudur? Nadir de olsa vardır ve bazen bir sözlükteki yazım, başka bir sözlüğe göre farklı olabilir. Hatta bazı kelimeler de vardır ki sözlükte başka yazar, halk başka kullanır. Bunlardan biri sarımsak… Sarımsak mı, sarmısak mı?
Türkçe Sözlük ve İmlâ Kılavuzu “sarımsak” biçimini doğru kabul etmiştir. Bunun sebebi, kelimenin sar- fiilinden çıkmış olan sarım (içmek’ten içim gibi) türevine dayanmasıdır. Sarım üzerine de –sak eki gelmiştir. Sar-‘dan sarım yapılabilir; fakat sarmı yapılamaz. Dilimizde sarmısak biçimi de yaygın olarak kullanılmaktadır fakat doğru olanı sarımsak’tır. Bu yaygın yanlıştan dolayı sarmısak maddesi, sarımsağa gönderme yapılarak düzenlenmiştir.
Sözlük hazırlamak, tamamen bilimsel bir iştir. Leksikoloji, sözlüklerle ilgilenir ve sözlük hazırlamanın bilimsel yöntemlerini öğretir. Elbette sözlük kullanmak çok önemlidir ama bundan da önemlisi onu kültürel yaşamın bir parçası yapabilmektir. Bunun yolu kelimelerin anlamını bilmek kadar, doğru yazmak ve doğru söyleyebilmekten geçer.