Toprak: Asgari ücretin 5 bin 500 – 6 bin TL düzeyinde olması kaçınılmazdır

ANKARA – CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı Erdoğan Toprak, “Güncel ekonomik koşullarda adı üzerinde en alt düzeydeki asgari geliri tanımlayan asgari ücretin 5 bin 500 – 6 bin TL düzeyinde olması ve hızlı enflasyon artışına karşı alım gücünün korunması için de yılda bir değil altı ayda bir belirlenmesi kaçınılmazdır” dedi.
CHP Genel Başkan Koordinatör Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, haftalık değerlendirme raporunu yayınladı. Toprak raporda, “Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’ın bütçe açığının GSYH’nın yüzde 3,5’unun altında kalması yönündeki mali çıpa hedefinin sağladığı bu sonucun ve mali disiplin çabalarının Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı fazla memnun etmediği, harcamalarının engellenmesinden hoşlanmaması yanında, Elvan’ın ilkeli duruşunun kabinede rahatsızlık yarattığı ve bu yüzden görevden ayrılması ya da ‘affedilmesinin’ sürpriz olmayacağı söylenebilir” değerlendirmesini yaptı.
“TÜRKİYE, HUKUK DEVLETİ TAAHHÜTLERİNİ YERİNE GETİRMEDİĞİ İÇİN AVRUPA KONSEYİ TOPLANTISININ GÜNDEMİNE ALINDI”
“Türkiye yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ve imzaladığı uluslararası sözleşmelerdeki yükümlülükleriyle taahhütlerini yerine getirmediği için, 30 Kasım’da Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısının gündemine alındı. İktidar ve atanmış bakanları, yasama organının, meclisin, milletvekillerinin iktidarı denetleme aracı olan en basit soru önergesine bile yanıt verme gereği duymayıp; eski açıklamalarının, basın toplantılarının linkini gönderiyorlar.
“AVUSTURYA’DA BAŞBAKAN HAKKINDA YOLSUZLUK İDDİASI ORTAYA ATILIR ATILMAZ, BAŞBAKAN İSTİFA ETTİ”
Türkiye, dünya uyuşturucu ticaretinin, kokain trafiğinin üssüne dönüştü. Tonlarca kokain ele geçiriliyor, ortada yakalanan, tutuklanan, yargılanan yok! Brezilya’da, Panama’da, Kolombiya’da ‘varış adresi Türkiye’ olan 4 ton kokain ele geçiriliyor, alıcısının kim olduğu açıklanmıyor. İktidar partisinin merhum bir vekilinin uyuşturucu baronlarının yargıdaki dosyalarını takip ettiği açığa çıkıyor çıt yok. İçişleri bakanı mafyadan aylık 10 bin dolar maaş alan siyasetçi olduğunu söylüyor, ortada ne bir soruşturma ne iddianame var. Başta İstanbul ve Ankara olmak üzere CHP’li büyükşehir belediyelerinin teftiş kurullarının saptadığı yolsuzluk dosyalarına İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişlerince incelenip yargıya intikal ettirilmek üzere el konuluyor, iki yıldır ortada bir şey yok. Oysa Avusturya’da başbakan hakkında yolsuzluk iddiası ortaya atılır atılmaz başbakan görevinden istifa etti. Şimdi de soruşturmanın selameti ve yargının siyasetten etkilenmemesi için dokunulmazlığı kaldırıldı. İşleyen demokrasi, kurumsal demokratik devlet, yasama-yürütme-yargı arasında güçler ayrılığı, denge-denetleme sistemi ve şeffaf yönetim budur.
“BİDEN, ERDOĞAN’I DEMOKRASİ ZİRVESİNE DAVET ETMEDİ”
ABD Başkanı Joe Biden’ın davetiyle 9-10 Aralık’taki Demokrasi Zirvesi’ne 100’e yakın ülke lideri davet edildi. Konferans’a davet edilen ülkeler ve liderler arasında Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan yok. Bu karar, Biden yönetiminin iktidara bakış açısını ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a mesafeli tavrını gösteriyor. Katılımcıların üç temel konuda taahhütte bulunacakları zirvede, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın taahhütleri hayata geçirme zihniyetinde olmadığı öngörüsüyle davet edilmemesi sürpriz değil. Demokrasi Konferansı Zirvesi’ne davet edilen liderlerden istenen taahhütler: Otoriterleşmeye karşı demokrasiyi savunma; yolsuzluk, kamu kaynaklarının çalınması ve rüşvetle mücadele; ulusal ve uluslararası düzeyde insan haklarına saygıyı geliştirme. Liderlerin bu üç konuda verecekleri taahhütler sonrasında hangi adımların atıldığı ve ne ölçüde hayata geçirildiği ise 2022 yılında yapılacak zirvede değerlendirilecek. Biden yönetimi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı niçin davet etmedi? Türkiye’deki iktidarın-Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın demokrasiyi benimseyen bir anlayışa sahip olmadığı, barışçıl bir dünya hedefiyle bağdaşmadığı; demokratik değerlerin ve kurumların güçlendirilmesi konusunda bir irade sergilemediği gibi bu yönde bir hedefinin olmadığı; sivil toplumun, düşünce ve ifade özgürlüğünün kısıtlanmasından, ABD yönetiminin ciddi endişe duyduğu; bu gerekçelerle Türkiye’nin zirveye davet edilmesinin uygun görülmediği anlaşılıyor.
“ASGARİ ÜCRETİN 5 BİN 500 – 6 BİN TL DÜZEYİNDE OLMASI KAÇINILMAZDIR”
Yeni asgari ücretin tespiti tartışmalarında emekli maaşlarının içler acısı hali göz ardı ediliyor. AK Parti iktidarı öncesinde uzun yıllar hep asgari ücretin üzerinde olan en düşük emekli aylığı, AK Parti hükümetlerinin uyguladığı politikalarla asgari ücretin yarısına ve sefalet düzeyinin altına geriledi. İvedilikle 800-900 TL olan ve halen hazine desteğiyle 1.500 TL olarak ödenen en düşük emekli aylığı asgari ücret düzeyine yükseltilmelidir. Başta asgari ücret olmak üzere tüm maaşlı-ücretli kesimin gelirleri ve alım gücü enflasyon ve kur artışlarıyla açlık ve yoksulluk sınırının altında. Türk-İş Başkanı, asgari ücrette 45 yılın en yüksek artışını beklediklerini söylerken; DİSK, asgari ücretin en az 5 bin 200 TL olması gerektiğini açıkladı. Güncel ekonomik koşullarda adı üzerinde en alt düzeydeki asgari geliri tanımlayan asgari ücretin 5 bin 500 – 6 bin TL düzeyinde olması ve hızlı enflasyon artışına karşı alım gücünün korunması için de yılda bir değil altı ayda bir belirlenmesi kaçınılmazdır. En düşük ücreti simgeleyen asgari ücretin vergiden istisna tutulması ve net olarak çalışanın eline geçmesi yine kaçınılmaz bir gerekliliktir.
“HAZİNE, DESTEĞİNİ KESTİĞİ ANDA MİLYONLARCA EMEKLİ 800-900 TL’LİK AYLIKLARLA YAŞAYACAK”
İktidarın yaptığı düzenlemelerle aylık bağlama oranları düşürülerek emekli olanlara 800-900 TL aylık bağlanırken, CHP’nin konuyu gündeme taşıması ve takipçisi olması sonucunda şimdi hazine desteğiyle en düşük emekli aylığı 1.500 TL’ye tamamlanıyor. Ancak bu emekliye sağlanan yasayla güvenceye alınmış, kesinleştirilmiş bir hak değil, geçici bir düzenleme. Kaldı ki hazine desteğiyle aylığı 1.500 TL’ye tamamlanan emekli, kendi aylığı 1.500 TL seviyesine gelene kadar emekli maaş zamlarından yararlanamıyor. Yarın hazine desteğini kestiği anda milyonlarca emekli 800-900 TL’lik aylıklarla yaşamaya mecbur kalacak. Hayatı boyunca çalışmayan ve sigorta primi ödemeyen bir kişi 65 yaşına geldiğinde kendisine otomatik olarak 865 TL 65 yaş yaşlılık aylığı bağlanıyor. Şayet eşi de aynı konumdaysa aynı tutarda eşine de aylık bağlanıyor. İkisinin yaşlılık aylığı toplamı yıllarca çalışıp SGK’ya prim ödeyen ancak 800-900 TL emekli maaşı bağlanarak hazine desteğiyle 1.500 TL’ye tamamlanan SGK emeklisinden daha fazla.
“MERKEZ BANKASI YÖNETİM KURULU VE MERKEZ BANKASI İDARE MECLİSİ İDARİ İNCELEME BAŞLATMALIDIR”
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu kasımda da faizi indirerek kur ve enflasyon artışına adeta benzin döktü. Yüzde 15’e düşürülen politika faizi resmi enflasyonun yaklaşık 5 puan altına indi. Geçen hafta hazine borçlanma ihalesinde oluşan faiz ise yüzde 19,44. Merkez Bankası Başkanı görevdeki 8 ayında kuru yüzde 50 artırırken Merkez Bankası tarihinde ilk kez kritik faiz kararı 5 dakika gecikmeli açıklandı. Bu 5 dakika, MB’nin iyice tükenen itibarına ağır hasar verdi.
Faiz indirerek insanları TL’den ve TL tasarrufundan kaçıran, kurları serbest uçuşa geçiren bunun sonucunda her şeyin zamlanmasının yolunu açan Merkez Bankası değil mi? Merkez Bankası kararı öncesinde 10,20 dolayında olan dolar/TL kuru kararın ardından 11,50-11,60’a kadar çıkarak geçen haftayı 11,04 TL’den kapattı. Euro 12, sterlin 15 TL’nin üzerine çıktı. Ertesi gün de hemen benzine, motorine, LPG’ye yüklü zamlar yapıldı. Akaryakıt istasyonlarında zam gelmeden deposunu doldurmak isteyenler araçlarıyla yüzlerce metrelik kuyruklar oluşturdu. Bu tabloda Merkez Bankası kararının etkisinin olmadığı söylenebilir mi? Mart ayında göreve geldiğinde 7,28 TL’den aldığı Dolar/TL kurunu 18 Kasım’da 11 TL’nin üzerine çıkartarak sekiz ayda doların TL karşısında yüzde 50 dolayında değer kazanmasına ve TL’nin de değer kaybetmesine zemin hazırlayan Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu, Merkez Bankası yasası ve unvanının gerektirdiği idari yükümlülüklerine aykırı şekilde, ‘ağır görev ihmali ve yetkisini kötüye kullanma’ tavrı içindedir. Merkez Bankası Yönetim Kurulu ve Merkez Bankası İdare Meclisi süratle bunu gündemine alarak idari inceleme başlatmalıdır.