BDDK: Bankacılık sektörünün kredi hacmi 28,6 trilyon liraya düştü
BDDK: Bankacılık sektörünün kredi hacmi 28,6 trilyon liraya düştü
İçeriği Görüntüle

Toplum Çalışmaları Enstitüsü (TÇE) tarafından yayımlanan "Türkiye'de Demografik Dönüşüm ve Stratejiler" başlıklı kapsamlı rapor, Türkiye'de doğurganlık hızındaki tarihi gerilemenin arkasındaki ekonomik ve sosyal dinamikleri gözler önüne serdi. Raporda yer alan tespitler, doğurganlık oranındaki düşüşün basit bir çocuk sahibi olmama tercihinden ziyade barınma, gıda, bakım ve eğitim masraflarının hane bütçesini tüketmesinden kaynaklanan derin bir güvencesizlik ortamından ileri geldiğini ortaya koyuyor. 2014 yılında kadın başına 2,19 çocuk düzeyinde olan toplam doğurganlık hızının 2025'te 1,42 seviyesine inmesi, nüfusun kendini yenileme eşiği olan 2,1'in üzerinde yalnızca 5 ilin kalmasına yol açtı. Ülke genelinde 76 il ise yenilenme sınırının altında kalarak demografik alarm vermeye başladı.

İlk çocuk geliyor, ikinci çocukta hesap ağırlaşıyor

Horiuchi-Wilmoth-Pletcher (HWP) ayrıştırma yöntemiyle gerçekleştirilen detaylı analiz, 2013 ile 2025 yılları arasında toplam doğurganlık hızında yaşanan 0,688 puanlık kaybın ağırlık merkezinin zaman içinde yer değiştirdiğini gösteriyor. Kayıpların 2013-2018 döneminde ağırlıklı olarak evliliklerin azalması ve gecikmesinden, 2018-2021 döneminde ise evli kadınların ilk doğumunu ertelemesinden kaynaklandığı saptandı. Buna karşılık 2021-2025 döneminde yaşanan kaybın yüzde 75,9'unun doğrudan birinci çocuktan ikinci çocuğa geçişteki sert kırılmayla ilişkili olduğu belirlendi. Çiftlerin evlendikten sonraki ilk üç yılda çocuk sahibi olma eğilimini yüzde 70 oranında korumasına rağmen, birinci çocuktan ikinciye geçiş oranının 2013'teki 0,906 düzeyinden 2025'te 0,712'ye kadar inmesi, krizin asıl olarak ikinci çocuk kararında düğümlendiğini gösteriyor. Mevcut eğilimin sürmesi halinde Türkiye'nin 2027-2028 yıllarında "en düşük doğurganlık" olarak kabul edilen 1,30 bandının altına ineceği öngörülüyor.

Dar gelirlinin bütçesini barınma ve gıda yutuyor

2025 Hanehalkı Bütçe Araştırması sonuçları, ailelerin ikinci çocuk kararını neden ertelemek zorunda kaldığını mali verilerle açıklıyor. En düşük gelirli yüzde 20'lik kesimin tüketim harcamalarında konut ve kiranın payı yüzde 38,7'ye, gıdanın payı ise yüzde 29,2'ye ulaşarak toplam bütçenin yüzde 67,9'unu bu iki zorunlu kaleme kilitliyor. Gelir dağılımının en üst diliminde bu iki harcamanın payı yüzde 38,1 seviyesinde kalırken, aradaki yaklaşık 30 puanlık fark dar gelirlinin temel ihtiyaçlar dışında hiçbir manevra alanı bulamadığını belgeliyor. Aynı dönemde düşük gelir grubunda kiracılık oranının yüzde 24,5'ten yüzde 36,7'ye tırmanması ve eğitim hizmetlerindeki yıllık fiyat artışının genel enflasyonun yaklaşık 22 puan üzerinde seyretmesi, ailelerin çocuk büyütme maliyetini karşılanamaz bir risk olarak görmesine neden oluyor.

Çocuk bakımında aileler yalnız: Çalışanların yüzde 83'ü hizmet almıyor

TÜİK verilerine göre istihdamda bulunan ve 15 yaş altı çocuk bakım sorumluluğu taşıyan ebeveynlerin yüzde 83'ü hiçbir profesyonel bakım hizmetinden yararlanamıyor. Kurumsal kreş ve gündüz bakımevi imkânlarına erişebilenlerin oranı ise yüzde 14 ile sınırlı kalıyor. Türkiye'de 0-2 yaş grubundaki çocukların kayıtlı erken çocukluk bakımından yararlanma oranının yüzde 1'in altında kalması, OECD ortalaması olan yüzde 22 ile karşılaştırıldığında bakım açığının ulaştığı vahim tabloyu yansıtıyor. Bakım sorumluluğunun kurumsal olarak paylaşılamaması doğrudan kadın istihdamını vuruyor; hanesinde 3 yaşından küçük çocuğu bulunan 25-49 yaş grubundaki kadınların istihdam oranı yüzde 26,9'da kalırken, aynı durumdaki erkeklerde bu oran yüzde 90,9'a yükselerek derin bir eşitsizliğe işaret ediyor.

Yenilenme eşiğinin üzerinde sadece 5 il kaldı

Doğurganlık hızındaki gerileme metropollerin sınırlarını aşarak Türkiye geneline yayılmış durumda bulunuyor. 2025 verilerine göre nüfusun kendini yenileme seviyesi olan 2,1 sınırının üzerinde yalnızca Şanlıurfa, Şırnak, Mardin, Diyarbakır ve Siirt yer alıyor. Buna karşılık üç büyükşehirde doğurganlık tarihi dip seviyeleri görerek Ankara'da 1,11, İstanbul'da 1,14 ve İzmir'de 1,10 olarak ölçülüyor. 2009 yılında Türkiye genelinde 1,30 eşiğinin altında hiçbir il bulunmazken, 2025 yılı itibarıyla 38 ilin "en düşük doğurganlık" kategorisine gerilemesi, bölgesel doğurganlık dengelerinin de hızla bozulduğunu gösteriyor.

Emeklilik sisteminde alarm: Bir emekliye iki çalışan düşmüyor

Genç nüfus artışının durma noktasına gelmesi ve doğan kız çocuğu sayısının 11 yılda yüzde 33,7 azalarak 435 bine gerilemesi, sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal dengesini doğrudan tehdit ediyor. SGK verilerine göre 2022 yılında 2,01 seviyesinde seyreden aktif/pasif sigortalı oranı, EYT düzenlemesi ve demografik daralmanın etkisiyle Ocak 2026'da 1,591'e gerileyerek tarihi en düşük seviyelerini gördü. Bu oran Haziran 2026'daki mevsimsel hareketlilikle 1,638 seviyesine çıksa da bir emekliye iki aktif sigortalının düşmediği kırılgan yapı sürüyor. Gelecekte anne olacak nüfus tabanının şimdiden küçülmesi, sosyal güvenlik açığının önümüzdeki on yıllarda katlanarak büyüyeceğine işaret ediyor.

Kurtuluş reçetesi: "Güvenli başlangıç programı" ve 2030 eşiği

Raporda, demografik müdahale penceresinin 2030 yılına kadar açık olduğu, bu tarihten sonra küçülen kadın kohortları nedeniyle atılacak adımların etkisinin azalacağı ve maliyetinin katlanacağı vurgulanıyor. Çözüm için "Güvenli Başlangıç Programı" çatısı altında bütünleşik bir reform paketi öneriliyor. Bu kapsamda, mevcut doğum yardımlarında ağırlığın üçüncü çocuktan asıl tıkanmanın yaşandığı ikinci çocuğa kaydırılması ve ödemelerin enflasyona karşı korunması hedefleniyor. Bakımın kamusal bir sosyal altyapı olarak kabul edilerek mahalle ve sanayi bölgelerinde ücretsiz ve erişilebilir 0-3 yaş ihtisas kreşlerinin kurulması, çocuk sahibi olan kadınların emeklilik prim açıklarının kamu tarafından üstlenilmesi ve TOKİ sosyal konut tahsislerinde tek çocuklu ailelere yönelik 2+1 konut kontenjanlarının ayrılması öncelikli adımlar arasında sıralanıyor.

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar