Küresel iklim krizinin yansımaları ve değişen atmosfer olayları, su kaynaklarının geleceği üzerindeki riskleri artırıyor. 17 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü dolayısıyla OMÜ Ziraat Fakültesi'nde basın mensuplarıyla bir araya gelen Prof. Dr. Yusuf Demir; sıcaklık artışları, kuraklık algısı, Karadeniz Bölgesi'ndeki mikroklimatik dönüşümler ve su yönetimi stratejileri hakkında değerlendirmelerde bulundu.
"Aynı yıl içinde hem sel hem de kuraklık yaşanıyor"
Dünyanın iklim değişikliğinin etkilerini her geçen yıl daha sert hissettiğini belirten Prof. Dr. Yusuf Demir, artan sıcaklıklar ile değişen yağış rejimlerinin artık "yeni iklim gerçeği" haline geldiğini kaydetti. Dünya Meteoroloji Örgütü’nün raporlarına atıfta bulunan Demir, iklim krizinin dönemsel etkilerini "İklim değişikliği artık sadece yağış miktarını değil, zamanını, şiddetini ve dağılımını da değiştiriyor. Bu durum, aynı yıl içinde hem sel hem de kuraklık felaketlerinin yaşanmasına neden oluyor" sözleriyle aktardı.
Türkiye'nin son dönemde aldığı yoğun yağışların kuraklık tehlikesini tamamen bitirmediğinin altını çizen Demir, yağışın miktarından ziyade karakteristiğinin önemli olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Yaşadığımız süreç aynı zamanda yağışlı sürecin doğru anlaşılması ve yağışların doğru tanımlanmasıyla ifade edilir. Biz yağışların sadece miktarı değil, yağışların şiddeti, yağışların düşüş süresi, yağışın düşüş zamanı, yağışın dağılımının çok önemli olduğunu her seferinde ifade ediyoruz. Yağışın düşmesi çok, yağış almamızdan ziyade bunun dengeli dağılması önemli."
"Küresel iklim etkisini sadece çölleşme olarak yanımlamak yanlış olur"
İklim krizinin Orta ve Doğu Karadeniz özelinde de alışılmadık riskler doğurduğunu, kısa süreli aşırı yağışlar sel ve heyelanları tetiklerken yaz aylarında uzun ve kuru dönemlerin baş gösterdiğini anlatan Prof. Dr. Demir, çok boyutlu tehdit matrisine dair şu uyarılarda bulundu:
"Tabii yine Dünya Meteoroloji Örgütünün raporlarına göre bütün dünyada yaz aylarında bir sıcaklık artışı bekliyoruz. Bu sıcaklık artışının yani küresel iklim etkisinin sadece etkisini çölleşme ve kuraklık olarak da tanımlamak yanlış olur. Çünkü küresel iklim etkisinin biz tarımda, gıda güvenliğinde, su kaynaklarının azalmasında veya korunmasında, energy üretiminde, halk sağlığında, kısacası bütün yerel ekonomilerin etkilenmesinde ön plana çıktığını görüyoruz."
"Önümüzdeki yüzyılda su petrolden daha değerli olacak"
Gelecekte yaşanabilecek muhtemel krizlerin önüne geçebilmek adına Türkiye’nin radikal ve sürdürülebilir bir su politikası izlemesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Yusuf Demir, havza bazlı yönetim modeline geçilmesinin aciliyetini vurguladı. Eylemsizlik planının getireceği sonuçlara dikkat çeken Demir, alınması gereken yapısal önlemleri şu sözlerle özetledi:
"Türkiye özellikle bu süreçte ve bundan sonraki süreçlerde problem yaşamaması için bir kere havza yönetimini, su havza yönetimini ön plana çıkarmalı. Yeraltı sularının korunması, geleceğe taşınması açısından gerekli tedbirlerin alınması, özellikle yağmur suyu hasadı çalışmalarının, gri su hasadı çalışmalarının, atık su hasatlarının, atık suyun geri tekrar kullanım çalışmalarının yapılması, tarımsal sulamada sulamanın verimli, randımanlı kullanılması ve aynı zamanda şehirlerde su kaçak kayıp oranlarını azaltılarak suyu doğru yönetme noktasında bir strateji geliştirmemiz gerekiyor. Önümüzdeki yüzyılda su petrolden daha değerli bir madde haline gelecek. Yarın çölleşme ve kuraklık riskinden bahsetmemek için bugünden gerekli tedbirleri almamız lazım. Su varsa hayat var, su yoksa maalesef hayat ve yaşam yok. Geleceğimizi korumak sürdürülebilir çevre, sürdürülebilir yaşam, sürdürülebilir kaynak kullanımıyla mümkündür."




