ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş 11 günü geride bıraktı. İran’a yönelik saldırıların nükleer tesisleri hedef alması halinde doğabilecek tehlikeler de yeniden tartışılıyor. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Enerji Daimi Komisyonu Başkanı Nedim Bülent Damar ve Enerji Daimi Komisyonu Yönetim Kurulu üyesi Kubilay Özbek, her ne amaçla kurulursa kurulsun nükleer tesislerin hem bulunduğu ülke hem de çevresi için savaşta büyük risk taşıdığı uyarısı yaptılar. Her iki uzman da 24 Saat Gazetesi için yaptıkları açıklamada, İran’daki olası bir nükleer sızıntının tehlikesinin yalnızca İran ile sınırlı kalmayacağı, Türkiye ve tüm komşu ülkeleri etkileyecek büyük tehlikeye de dikkat çektiler.
EMO Enerji Daimi Komisyonu Başkanı Nedim Bülent Damar
“Uranyum çok tehlikeli!”
EMO Enerji Daimi Komisyonu Başkanı ve aynı zamanda TMOBB Akkuyu Nükleer Santral İzleme Komitesi üyesi olan Elektrik Mühendisi Nedim Bülent Damar, nükleer tesislerin hangi amaçla kurulursa kurulsun savaşlarda büyük risk taşıdığının altını çizdi. Damar, nükleer tesislerde yakıt olarak kullanılan uranyumun son derece tehlikeli bir madde olduğuna da dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Bir nükleer tesis elektrik üretmek ya da başka amaçlarla kurulabilir. Ancak hangi amaçla kurulursa kurulsun, savaşta vurulduğu anda insanlık için çok büyük bir tehlike oluşturur. Yani nükleer santraller, bir nevi santralın bulunduğu ülkede kendine dönen bir silah haline gelir. Çünkü bu tesislerde yakıt haline getirilmiş uranyum bulunur. Bu madde radyasyonu tutan kapların dışına çıktığında insan yaşamı için son derece zararlı hale gelir.”
Geçmişte yaşanan büyük nükleer kazaların bu riskleri açık biçimde ortaya koyduğunu belirten Damar, Çernobil ve Fukuşima Nükleer felaketlerini hatırlattı. Damar, “Çernobil’de patlama nedeniyle büyük bir felaket yaşandı. Fukuşima’da ise doğal afet sonrasında reaktörlerin soğutma sistemleri devre dışı kaldı ve ciddi bir radyoaktif sızıntı meydana geldi” dedi.
“Soğutma sistemi zarar görürse çekirdek erimesi yaşanabilir”
Nükleer tesislerde en kritik noktanın reaktörlerin soğutma sistemleri olduğunun altını çizen Damar, savaş sırasında bu sistemlerin zarar görmesi halinde çekirdek erimesi riskinin ortaya çıkabileceğini söyledi.
Damar, “Eğer bir saldırı sonucunda soğutma tesisleri zarar görürse reaktör çekirdeği aşırı ısınır ve erime meydana gelir. Bu durumda radyoaktif maddeler atmosfere salınır. Bazı durumlarda patlama olur, bazı durumlarda ise yalnızca sızıntı gerçekleşir. Ama her durumda ortaya çıkan tablo son derece tehlikelidir” dedi.

“En önemli şey hemen bölgeden uzaklaşmak!”
İran’da iki nükleer santral ve uranyum zenginleştirme tesislerinin bulunduğunu belirten Damar, bu tesislerin hedef alınmasının ciddi sonuçlar doğurabileceğini vurguladı. Olası bir nükleer sızıntı durumunda alınabilecek önlemlerin sınırlı olduğunu belirten Damar, Fukuşima felaketinde yaşanan tahliyeleri hatırlattı.
Damar, “Fukuşima’da nükleer kazanın ardından yaklaşık 150 bin kişi bölgeden tahliye edildi. Böyle bir durumda yapılabilecek en önemli şey insanların hızla bölgeden uzaklaşmasıdır. Çünkü radyasyonun etkisini tamamen ortadan kaldıracak bir tedbir yok” dedi. Damar, nükleer kazalarda yangın söndürme çalışmalarının da ciddi risk taşıdığını ifade ederek, “Yangını söndürmek için müdahale eden insanlar da radyasyona maruz kalıyor. Çernobil’de bu müdahaleleri yapan birçok görevli daha sonra hayatını kaybetti” hatırlatması yaptı.
Savaş halinde nasıl kaçacaklar?
Nükleer tehlike anında, bir de savaş olması durumunda tahliyelerin, kaçışların da mümkün olamayacağını belirten Damar şunları söyledi: “Onun için biz diyoruz ki ‘nükleer santraller açılmasın.’ Çünkü dünyanın ne olacağı belli değil. Elektrik üretmek gibi çok güzel bir amaç için kuruluyor. Ama böyle zamanlarda yahut da bir arıza zamanında çok büyük felaketlere sebep oluyor. Bu nedenle hep; ‘alternatifleri bulunmalı, bu santraller yapılmamalı’ diyoruz.”
“Ukrayna ve Rusya’da yan tesisler vuruldu, ama onarıldı”
Ukrayna'yla Rusya arasındaki savaşta da zaman zaman nükleer tesislerin vurulduğunu, ama bunların hep yan tesislere yönelik olduğunu belirten Damar, “Zaman zaman tesisler vuruldu ama hep yan tesisler vuruldu ve sonradan onarıldı. Yani büyük bir zarar olmadı. Ayrıca, Ukrayna da Rusya da bu santrallere bir zarar gelmemesi için özel özel bir çaba harcadı.
Şimdi aynı şey İran’a yönelik saldırılarda da geçerli… Geçen seferlerde, ‘biz bunların tesislerini vurduk’ dediler, yani uranyum zenginleştirme tesislerini vurduklarını söylediler. İran’daki iki santral var ve vurulması durumunda çok büyük bir tehlike yaratır” diye konuştu.

“Radyasyon sınır tanımaz”
TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası Enerji Daimi Komisyonu Yönetim Kurulu üyesi Kubilay Özbek ise nükleer tesislerin savaş koşullarında hedef alınmasının yalnızca saldırıya uğrayan ülke için değil tüm bölge için risk oluşturduğunu söyledi.
Özbek, nükleer tesislerin tarihsel olarak askeri projelerle de bağlantılı olduğunu belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Dünyada kurulan ilk nükleer santrallerden biri nükleer denizaltılar için yakıt üretme amacıyla kuruldu (USS Nautilus, nükleer enerjiyle çalışan ilk denizaltı gemisi). Nükleer enerji projeleri çoğu zaman nükleer caydırıcılık politikalarıyla bağlantılıdır.”
Nükleer tesislerin projelendirme aşamasında pek çok riskin hesaplandığını ancak gelecekte ortaya çıkabilecek tüm tehlikelerin öngörülemeyeceğini ifade eden Özbek, “Bugün yerin onlarca metre altına nüfuz edebilen silahlar var. Bu nedenle yarın ortaya çıkabilecek riskleri bugünden tamamen hesaplamak neredeyse imkânsız.
Kuşkusuz nükleer santrala karşı olmamız tek başına emperyalist güçlerin saldırganlığından çekinmemizden değil. Bu saldırganlık nükleer santrallerin tehlikeli radyasyon yayılımına yol açacak faktörlerden sadece bir tanesi olmasındandır. Şu anda öngöremeyeceğimiz birçok nedenden dolayı kontrolsüz radyasyon yayılımı mümkün ve olasıdır ve çok tehlikelidir.”
Kubilay Özbek-Elektrik Müh.
Türkiye ve komşu ülkeler de etkilenebilir
İran’da meydana gelebilecek olası bir nükleer sızıntının etkilerinin yalnızca bu ülkeyle sınırlı kalmayacağına işaret eden Özbek, radyoaktif maddelerin atmosferik hareketlerle farklı bölgelere taşınabileceğini söyledi.
“Radyasyon sınır tanımaz. Rüzgâr, yağmur ve atmosferik hareketler radyoaktif maddeleri farklı ülkelere taşıyabilir. Nükleer sızıntı olunca rüzgâra esme, yağmura yağma, radyasyona ışıma diyemezsiniz. Meteorolojik ve atmosforik olaylar kendi doğası içinde faaliyet gösterir ve sonuçlar doğurur. İran’daki veya herhangi bir komşu ülkedeki nükleer sızıntı Türkiye’yi etkiler ve bu etkinin boyutu kestirilemez” diye konuştu.
Özbek de ABD’nin, “İran Nükleer tesislerini vurduk” açıklamalarına atıf yaparak, “Eğer bu doğru ise bu vurulmanın olası etkilerine ilişkin bir araştırma sanırım savaş sonu savaş lordları izin verirse yayınlanacaktır ve felaketin boyutu ortaya çıkacaktır” dedi.
Damar da radyasyonun yayılmasının büyük ölçüde meteorolojik koşullara bağlı olduğunu belirterek, yoğun etkinin genellikle yaklaşık 10 kilometrelik bir alanda görüldüğünü ancak rüzgârın yönüne göre çok daha geniş alanların etkilenebileceğini söyledi.
Fukuşima Santralı
Uzmanlara göre Ortadoğu’da devam eden savaş ve gerilim, nükleer tesislerin bulunduğu bölgelerde olası bir saldırının yalnızca askeri değil aynı zamanda büyük bir çevre ve halk sağlığı riski de yaratabileceğini bir kez daha ortaya koyuyor. Bu nedenle nükleer tesislerin güvenliği ve enerji politikaları konusundaki tartışmaların önümüzdeki dönemde daha da yoğunlaşması bekleniyor.




