Türkiye'de son haftalarda mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklıkları yalnızca insan yaşamını değil, sokakta yaşayan binlerce hayvanı da olumsuz etkiliyor. Özellikle öğle saatlerinde yükselen sıcaklıklar, su kaynaklarına erişimde yaşanan güçlükler ve beton ile asfalt yüzeylerin ulaştığı yüksek dereceler, kedi, köpek ve kuşlar için ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getiriyor.
24 Saat Gazetesi'ne konuşan Veteriner Hekimler Derneği Başkanı Gülay Ertürk, yaz aylarında sokak hayvanlarının karşı karşıya kaldığı en büyük risklerden birinin sıcak çarpması olduğunu belirterek, hayvanların fizyolojik yapıları nedeniyle insanlara kıyasla çok daha kırılgan olduğunu söyledi.
İnsanların terleyerek vücut sıcaklığını dengeleyebildiğini hatırlatan Ertürk, kedi ve köpeklerde bunun mümkün olmadığını belirterek, "İnsanlar sıcakta terleyerek vücut ısılarını düşürebiliyor. Ancak kedi ve köpeklerde ter bezleri yalnızca pati tabanlarında bulunuyor. Bu nedenle bizim gibi terleyerek serinleyemiyorlar. Vücut sıcaklıklarını soluyarak düşürmeye çalışıyorlar. Hava sıcaklığı çok yükseldiğinde ise bu mekanizma yetersiz kalıyor ve sıcak çarpmasıyla birlikte geri dönüşü olmayan sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor" ifadelerini kullandı.
"Asfaltın sıcaklığı 70 dereceyi bulabiliyor"
Yaz aylarında en büyük tehlikelerden birinin asfalt ve beton yüzeyler olduğuna dikkat çeken Ertürk, hava sıcaklığının 35-40 derece olduğu günlerde asfaltın 55 ila 70 dereceye kadar ısınabildiğini belirtti.
Sokak hayvanlarının çoğu zaman gölgelenecek bir alan bulamadığını dile getiren Ertürk, "İnsan elini o asfaltta birkaç saniyeden fazla tutamazken hayvanlar o zeminde yürümek zorunda kalıyor. Bunun sonucunda ciddi pati yanıkları oluşuyor. Bunun yanında sıcak çarpması, sıvı kaybı ve iç organlarda kalıcı hasarlar gelişebiliyor" değerlendirmesinde bulundu.
Aşırı sıcakların yalnızca dış yaralanmalara neden olmadığını vurgulayan Ertürk, vücut sıcaklığının 40 derecenin üzerine çıkmasıyla hipertermi tablosunun geliştiğini belirterek, "41 derecenin üzerine çıkıldığında artık beyinde, böbrekte, karaciğerde ve diğer organlarda kalıcı hasarlar oluşabiliyor. Müdahale edilmediğinde bu süreç maalesef ölümle sonuçlanabiliyor" dedi.

“Belirtiler fark edildiğinde vakit kaybedilmemeli”
Sıcak çarpmasının bazı belirtilerle kendini gösterdiğini anlatan Ertürk, hızlı soluma, aşırı salya, halsizlik, sendeleme, kusma, bilinç bulanıklığı ve bayılmanın en önemli işaretler arasında yer aldığını söyledi.
Vatandaşların iyi niyetle yaptığı bazı uygulamaların yanlış sonuçlar doğurabileceğini de belirten Ertürk, sıcak çarpması geçiren bir hayvanın doğrudan buzlu suya sokulmaması gerektiğini ifade ederek, "Hayvan önce gölge ve serin bir ortama alınmalı. Vücut ısısı kontrollü şekilde düşürülmeli ve mümkün olan en kısa sürede veteriner hekime ulaştırılmalı" uyarısında bulundu.
Kuşların da sıcak havalardan ciddi şekilde etkilendiğini dile getiren Ertürk, vatandaşlardan balkon, bahçe ve park gibi alanlara sığ su kapları bırakmalarını istedi. Özellikle yaşlı, fazla kilolu ve kronik hastalığı bulunan hayvanların daha büyük risk altında olduğunu belirten Ertürk, evcil köpeklerin de güneşin en etkili olduğu 11.00 ile 17.00 saatleri arasında yürüyüşe çıkarılmaması gerektiğini sözlerine ekledi.
Veteriner Hekimler Derneği Başkanı Gülay Ertürk, yaz sıcaklarının hayvanlar üzerindeki sağlık etkilerine dikkat çekerken, Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu (HayKonfed) Başkan Yardımcısı Haydar Özkan ise konunun yalnızca sıcak hava dalgasıyla sınırlı değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
"Sorun yalnızca sıcak havalar değil"
HayKonfed Başkan Yardımcısı Haydar Özkan, son dönemde hayvanlara yönelik olumsuz bir algı oluşturulduğunu öne sürerek, bu yaklaşımın zamanla yalnızca köpeklerle sınırlı kalmadığını, farklı hayvan türlerini de kapsayan bir noktaya ulaştığını söyledi.
Önce köpeklerin hedef gösterildiğini, ardından kediler ve martılar üzerinden benzer tartışmaların yürütüldüğünü belirten Özkan, son olarak doğal yaşam alanlarında yaşayan yabani hayvanların da benzer şekilde gündeme getirildiğini ifade etti. İnsanların doğadaki tüm canlıların yaşam alanlarına saygı göstermesi gerektiğini dile getiren Özkan, "Önce köpeklerle başladılar. Sonra kedilere geçtiler. Bugün martılar konuşuluyor. Rize'de olduğu gibi ayılar bile kendi yaşam alanlarında görülünce hedef gösteriliyor. Oysa insanlar onların yaşam alanlarına müdahale ediyor. Hiç kimsenin zarar görmemesi için bütün canlıların birbirinin yaşam alanına saygı göstermesi gerekiyor" dedi.
Ekolojik dengenin korunmasının tüm canlıların birlikte varlığını sürdürmesine bağlı olduğunu kaydeden HayKonfed Başkan Yardımcısı, doğadaki herhangi bir türün yok edilmesinin zincirleme sonuçlar doğuracağını belirterek, "Bu doğadan bir canlıyı çekip aldığınızda ekolojik dengeyi bozarsınız. Ama bunu bir türlü anlatamıyoruz" ifadelerini kullandı.
"Kalıcı çözüm etkin ve sürdürülebilir kısırlaştırma"
Sokak hayvanı popülasyonuna ilişkin tartışmaları da değerlendiren Özkan, çözümün yıllardır uygulanmadığını savunduğu kısırlaştırma politikalarından geçtiğini söyledi.
2004 yılında yürürlüğe giren Hayvanları Koruma Kanunu'nun temel hedeflerinden birinin etkin kısırlaştırma olduğunu hatırlatan Özkan, "Kanunun amacı belliydi. Etkin kısırlaştırmaydı. Ancak ne merkezi yönetim ne de belediyeler bu konuda gerekli çalışmayı yaptı. Hayvan popülasyonunun büyük bölümünü kapsayan sürdürülebilir bir kısırlaştırma programı uygulanmadı. Sorun büyüyünce de çözüm olarak toplama yöntemleri konuşulmaya başlandı" değerlendirmesinde bulundu.
Toplama yöntemlerinin kalıcı çözüm olmayacağını savunan Özkan, "Etkin ve sürdürülebilir kısırlaştırma yapılmadığı sürece bu sorunun çözüme kavuşması mümkün değil. Kalıcı çözüm bilimsel yöntemlerle yürütülecek kısırlaştırma politikalarıdır" diye konuştu.
"Belediyelerin görevi yalnızca hayvan toplamak değil"
Yerel yönetimlerin sorumluluklarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özkan, yeni düzenlemeler sonrasında bazı belediyelerin yeterli altyapıyı oluşturmadan hayvan toplamaya başladığını ileri sürdü. Belediyelerin öncelikle bakım evlerinin fiziki ve teknik kapasitesini güçlendirmesi gerektiğini vurgulayan Özkan, bu merkezlerde yaşanan personel ve veteriner hekim eksikliğinin hayvan refahını doğrudan etkilediğini söyledi.
Geçici bakım evlerinde önemli eksiklikler bulunduğunu belirten Özkan, "Bugün bazı bakım evlerinde yeterli personel bulunmuyor. Veteriner hekim olmayan yerler var. Böyle bir ortamda hayvanların sağlıklı koşullarda yaşaması mümkün değil" ifadelerini kullandı.
Bakım evlerinin kapasitesine de dikkat çeken Özkan, mevcut düzenlemeye göre yeterli yeri bulunmayan belediyelerin hayvan toplamaması gerektiğini hatırlatarak, "Kanunda 'yeriniz yoksa hayvan toplamayacaksınız' deniliyor. Buna rağmen kapasitesi olmayan yerlerde hayvanların üst üste tutulduğu yönünde ciddi sorunlarla karşılaşıyoruz. Belediyelerin öncelikle kanuna uygun hareket etmesini bekliyoruz" değerlendirmesinde bulundu.
Bazı bakım evlerinde hayvanların yeterli bakım koşullarına ulaşamadığını da savunan Özkan, "Yeterli personel ve veteriner hekim bulunmadığı için hayvanların aç kaldığı, birbirlerine zarar verdiği yönünde örneklerle karşılaşıyoruz. Bu tablo kabul edilebilir değil" dedi.
"Bir kap su vermeye bile insanlar çekinir hale geldi"
Toplumdaki yaklaşımın vatandaşların davranışlarını da etkilediğini belirten Özkan, özellikle son dönemde hayvanlara yardım etmek isteyen insanların dahi tedirgin olduğunu söyledi.
"Önümüzde yaz günleri var. İnsanlar artık bir lokma su vermeye bile çekinir hale geldi" diyen Özkan, geçmişte hayvan sevgisiyle övünen bir toplumun bugün bu noktaya gelmesini üzücü bulduğunu dile getirdi.
Türkiye'nin dünyanın birçok ülkesinde sokak kedileriyle tanıtıldığını hatırlatan Özkan, "Ayasofya'yı, Sultanahmet'i tanıtırken kedilerimiz o karelerin içinde yer alıyor. Böyle bir ülkede bu sıcak havalarda hayvanlara bir kap suyu bile çok görmek kabul edilebilir değil" değerlendirmesinde bulundu.

"Mama ve su kaplarını dökmek hem vicdani hem hukuki açıdan yanlış"
Hayvanları besleyen vatandaşların büyük bölümünün emekli, öğrenci ya da dar gelirli kişiler olduğunu ifade eden Özkan, bu kişilerin kendi imkânlarıyla mama ve su temin ettiğini söyledi.
Bazı noktalarda mama ve su kaplarının döküldüğünü ya da kaldırıldığını belirten Özkan, "İnsanlar kendi bütçelerinden fedakârlık ederek bu hayvanları beslemeye çalışıyor. Buna rağmen mama ve su kaplarının dökülmesini kabul etmek mümkün değil" dedi.
5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nu hatırlatan Özkan, hayvanların beslenmesine engel olunmasının hukuki sonuçları da bulunduğunu belirterek, "Hayvanın yiyeceğini ya da suyunu dökmek yalnızca vicdani açıdan değil, kanun açısından da yanlış. Hayvanların beslenmesine engel olmak suçtur" ifadelerini kullandı.
Kaçak üretim ve internet satışlarına dikkat çekti
Sorunun yalnızca sokakta yaşayan hayvanlardan ibaret olmadığını belirten Özkan, kaçak üretim ve internet üzerinden yapılan hayvan satışlarının da önüne geçilmesi gerektiğini söyledi.
Bugün birçok şehirde kayıt dışı üretim yapıldığını öne süren Özkan, "İnternet üzerinden çok sayıda hayvan satışı yapılıyor. Teknolojinin imkânları kullanılarak bunların tespit edilmesi mümkün. Kaçak üretim ve hayvan ticaretinin önüne geçilmeden sokak hayvanı sorununun kalıcı olarak çözülmesi zor görünüyor" değerlendirmesinde bulundu.
Konuşmasının sonunda vatandaşlara seslenen Özkan, "Kapınızın önüne bırakacağınız bir kap su, bir lokma mama belki de bir canın hayatta kalmasını sağlayacak. Sokakta yaşayan hayvanlar bu ülkenin ve bu doğanın bir parçası. Onları korumak hepimizin ortak sorumluluğu" dedi.






