Son dönemde sosyal medyada sıklıkla görülen, narsistik bireyleri tanımakla ya da bu kişilerin özelliklerini anlatan paylaşımların önemli bir bölümünün bilimsel temelden uzak ve popülist söylemler içerdiği belirtiliyor. Narsisizmin ne olduğu, nasıl ortaya çıktığı, hangi kişilik özellikleriyle kendini gösterdiği ve bu bireylere nasıl yaklaşılması gerektiği Figen Balcı’nın hazırlayıp sunduğu “Figen Balcı ile Hayatın Reçetesi” programında ele alındı. Programa konuk olan Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Aslan, narsisizmin yalnızca kendini beğenmişlik ya da kibir olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Aslan “Erkek çocuklarının aşırı yüceltilmesi narsisistik kişilik özelliklerini artırabiliyor” dedi.
Prof. Dr. Selçuk Aslan, narsisizmi; empati yapma becerisinin düşük olması, kendisini daha yüksekte görme eğilimi, yüksek ego, yakın çevreyi yönetme ve kullanma isteği, çok başarılı ve çok zeki olduğuna inanma ve bunu sürekli duyma ihtiyacı olarak tanımladı.

Narsisizmin temeli çoğunlukla çocukluk yıllarına dayanıyor
Her çocuğun dünyaya farklı bir mizaçla geldiğini belirten Aslan, bazı çocukların daha dışa dönük, bazılarının ise daha çekingen olabildiğini söyledi. Çocuğun mizacının üzerine yetiştiği çevre, aldığı eğitim ve bulunduğu ortamların eklenmesiyle kişilik yapısının oluştuğunu ifade eden Aslan, kişiliğin 12-13 yaşlarında şekillenmeye başladığını, oturmasının ise 20’li yaşların ortalarına kadar sürebildiğini belirtti.
İnsanların var olan mizaçlarının üzerine hayatta kalma becerilerini stratejik olarak geliştirdikleri süreçte kişilik yapısının oluştuğunu vurgulayan Aslan, çocukluk dönemindeki yaşantıların narsisistik savunmaları tetikleyebileceğini söyledi
Narsisistik özellikler taşıyan bireylerin sürekli pohpohlanmak istediğini belirten Aslan, “Narsisizmi genellikle genç yaşlardan itibaren süregelen bir örüntü, bir patern olarak ifade ediyoruz. Bu yapı içinde kişi kendi çıkarlarını ön planda tutuyor. Karşısındaki insanın ihtiyaçlarına ve duygularına gerçek anlamda empati yapmıyor ya da empati yapıyormuş gibi davranıp yüzeysel bir yaklaşım sergiliyor. Sürekli kendi ihtiyaçlarını önceleyen bir yapıdan söz ediyoruz” dedi.
İnsanların yaşamlarında bu özellikleri taşıyan bireylerle karşılaştıklarında yaşadıkları sorunları ifade etmek ve içlerini dökmek için sosyal medyayı kullandıklarını belirten Aslan, bu nedenle narsisizmle ilgili çok sayıda paylaşımın gündeme geldiğini söyledi.

Aşırı ezilen de aşırı pohpohlanan da narsisistik özellikler geliştirebilir
Çocukluk döneminde çok ezilen, zorbalığa uğrayan ya da değersiz hissettirilen bireylerin bununla baş etmek için kendilerini güçlü ve üstün göstermeye çalışabildiğini belirten Aslan, “Kötü ya da yetersiz hissettirmemek için çok sağlam ve güçlü görünmeye çalışmak, zamanla büyüklenmeci yani narsisistik mekanizmaları devreye sokabiliyor” dedi.
Bunun tam tersine sürekli övülen, hep alan, hep verilen, adeta cam fanus içinde büyütülen çocuklarda da narsisistik kişilik özelliklerinin gelişebildiğini belirten Aslan, “Çocuğa olduğundan çok daha akıllı, çok daha özel, çok daha yetenekli olduğu duygusunun sürekli verilmesi ilerleyen yıllarda narsisistik bir yapı oluşturabiliyor” diye konuştu.
Narsisistik bireyler büyük çöküşler yaşayabiliyor
Narsisistik özellikler taşıyan bireyler zaman zaman ağır depresif süreçler yaşayabiliyor. Özellikle uzun süren ve tedaviye dirençli depresyon vakalarının bir bölümünde narsisistik kişilik örüntüleri görülebiliyor.
Prof. Dr. Aslan dışarıdan güçlü ve özgüvenli görünen narsisistik yapının aslında kırılgan bir benlik algısı, yoğun onay ihtiyacı, mükemmeliyetçilik ve eleştiriye karşı aşırı hassasiyet barındırdığını belirtti. Aslan, sürekli takdir bekleme, başarısızlığı kabullenememe ve değersizlik hissini bastırmak için “üstün görünme” çabasının zamanla yalnızlık, öfke, tükenmişlik ve depresif belirtilere yol açabileceğini ifade etti.
Özellikle yaş ilerledikçe sosyal ilişkilerde yaşanan kırılmalar, statü kaybı, terk edilme ya da beklenen ilgiyi görememe gibi durumlar ağır depresif süreçleri tetikleyebiliyor.
Narsisizm özellikleri taşıyan bireyler yardım istemeyi zayıflık olarak görebildikleri için psikolojik destek süreçlerine de direnç gösterebiliyorlar.
Prof. Dr. Selçuk Aslan, “Bu kişiler zaman zaman çok büyük çöküşler yaşayabiliyorlar. Çünkü kendi kurguladıkları dünya istedikleri gibi gitmediğinde dibe vurdukları dönemler olabiliyor. Genellikle de yardım almak için uzmana başvurdukları dönemler bu çöküş süreçleri oluyor. Kendilerini çok iyi hissettikleri, bulutların üzerinde olduklarını düşündükleri dönemlerde yardım alma ihtiyacı hissetmiyorlar” ifadelerini kullandı.

Bazı mesleklerde sonradan gelişen narsisizm görülebiliyor
Programda bazı bireylerde narsisistik özelliklerin sonradan da gelişebileceği ifade edildi. Özellikle sahne sanatları gibi göz önünde olunan, popülerlik ve güçle beslenen mesleklerde bulunan bireylerin çevrelerinden sürekli yoğun ilgi ve övgü gördüklerini belirten Aslan, bunun zamanla “ikincil narsisizm” olarak tanımlanan bir davranış kalıbına dönüşebildiğini söyledi.
Aslan, “Bu kişilerle yakın ilişki kurulduğunda aslında özel hayatlarında tamamen farklı bir yapı görülebiliyor. Çünkü burada çocukluktan gelen bir yapıdan değil, sonradan oluşmuş bir davranış örüntüsünden söz ediyoruz” dedi.
Narsisizm erkeklerde daha sık görülüyor
Programın dikkat çeken başlıklarından biri de narsisizmin erkeklerde daha sık görülmesi oldu. Erkek çocuklarının büyütülme biçiminin bu durum üzerinde etkili olabileceğini belirten Aslan, “Bazı anneler erkek çocuklarını aşırı yücelterek büyütebiliyor. Erkek oldukları için her şeye hakları varmış gibi davranıldığında bu durum bir patolojiye dönüşebiliyor” ifadelerini kullandı.
Bunun aksine kız çocuklarına daha baskıcı ve sınırlayıcı yaklaşımlar gösterilebildiğini belirten Aslan, toplumda erkekliğin güç üzerinden kışkırtılmasının narsisistik eğilimleri artırabildiğini söyledi. Kadınların zaman zaman erkek çocuklarını kendileri için bir güç unsuru olarak görebildiğini belirten Aslan, bunun erkek çocukları üzerinde de ciddi bir baskı oluşturduğunu ifade etti.

Güçlüye uyumlu, güçsüze baskıcı davranabiliyorlar
Narsisistik özellikler taşıyan bireylerin toplum içinde bu yönlerini kamufle edebildiklerini belirten Aslan, özellikle aile içinde daha baskıcı tutumlar sergileyebildiklerini söyledi.
Bu bireylerin kendilerinden güçlü gördükleri kişilere karşı daha uyumlu davranabildiğini ifade eden Aslan, kendilerinden güçsüz gördükleri kişilere karşı ise daha baskıcı, zaman zaman sadist ve zalimce tavırlar sergileyebildiklerini belirtti.
“İnsanları etiketlemek yerine iletişim kurmak gerekiyor”
Programda son olarak sosyal medyada sıkça kullanılan “narsist”, “borderline” gibi etiketlerin gelişigüzel kullanılmasının yanlış olduğuna dikkat çekildi. Özellikle eşler arasında yaşanan tartışma ve boşanma süreçlerinde kişilerin birbirlerini psikiyatrik tanılarla suçlamasının sağlıklı olmadığı vurgulandı.
Prof. Dr. Aslan, “İnsanlarla ve eşlerle sağlıklı iletişim kurabilmek için etiketleme yapmak yerine bize yapılan davranışları ve bunun bizde oluşturduğu duyguları konuşmak gerekiyor” dedi.