Son Dakika

Yasemin Mıstıkoğlu’nun kaleminden “Antakya’nın trenli gelinleri”

Abone Ol

Türkiye’nin ve dünyanın farklı kentlerinden Antakya’ya göç eden 24 kadının hikayesini kaleme alan Gazeteci-Yazar Yasemin Mıstıkoğlu ile göçü, başarılı kadınların öyküsünü ve şehrin kadim kültürünü konuştuk. Mıstıkoğlu, Antakya’ya göç eden ‘trenli gelinlerin’ en büyük şansının zengin bir kültürün içine girmiş olduklarını ve bu sayede kendilerini çok yönlü geliştirebildiklerini ifade ederek, “Antakya’da kadının adı gerçekten var” diyor

NAZ AKMAN/ANKARA- Gazeteci, yazar Yasemin Mıstıkoğlu, 2019 yılında Antakya’ya göç eden kadınların hikayesini “Trenli Gelinler” isimli kitabında kaleme alıyor. Mıstıkoğlu’nun Ceres Yayınları’ndan çıkan kitabında, Türkiye’den ve dünyanın farklı kentlerinden 24 kadının evlilik yoluyla Antakya’ya göç etmesi, zaman içinde kentin gelenekleri, görenekleri ve kültürüyle bütünleşerek kök salması anlatılıyor. Kendisi de trenli gelin olan Mıstıkoğlu, 2004 yılında gittiği Antakya’da içine girmiş olduğu kültürün zenginliği karşısında kayıtsız kalamayarak kısa süre içinde burada dernekler açıp, kitaplar yazarak şehrin toplumsal, sosyal ve kültürel yönünü ön plana çıkarmak için bir Antakyalı kadar hizmetlerde bulunuyor. Göç etmenin zorluğunu, kadın olmayı ve şehrin kadim kültürünü konuştuğumuz Mıstıkoğlu, “Trenli Gelinler”in hikayesini 24 Saat’e özel anlattı. Mıstıkoğlu, “Yazmamak, anlatmamak bu muhteşem hikâyelere ihanet olurdu” Mıstıkoğlu kitabı hakkında, “2004 yılında yerleştiğim Antakya’da zamanla birçok şey bana çok ilginç gelmeye başladı. Ve tam da o zaman fark ettim ki, ‘Göç’ sadece aile ile yapılmıyordu. Göç etmenin kendi geleneğini, şehrini, ülkeni bırakmanın bir yolu da evlenmekten geçiyordu. Üstelik bu aynı zamanda tersine göç kavramının içini de dolduruyordu. 1960-1970’lerde üniversite okumuş genç kızlar aşık oluyor ve Türkiye’nin en güney ucuna, ulaşımın güçlükle sağlandığı hatta en kolay ulaşımın trenle yapıldığı bu bölgeye göç ediyorlardı. Benim hikâyem de farklı değildi. Antakya’da fark ettim ki bu göçler sayesinde gönülleri sevgiyle dolu gelinlerin oluşturduğu ‘Trenliler topluluğu’ oluşmuştu. Tüm bu hikâyeleri dinlediğimde her birine ayrı aşk ve saygı besledim. Yazmamak, anlatmamak bu muhteşem hikâyelere ihanet olurdu. Trenli Gelinler yüreği sevgi dolu kadınların göç hikâyelerini anlatıyor. Gerçek kadın kahramanları, iyileştiren hikâyelerini birlikte okumaya var mısın?” diyor. “Kökü olmayan kadınlar” Kitabın kapağındaki köksüz su bitkisi olan Nilüfer Çiçeği ile göç eden kadınları özdeşleştiren Mıstıkoğlu, “Trenli Gelinler kitabının kapağı Nilüfer Çiçeğidir, kökü olmayan bir çiçek. Kitaptaki kadınlar da kökü olmayan kadınlardır. Bu kitaptaki kadınlar Antakya’ya gelerek burada bir şekilde hayata tutunmuş ve yaşamını sürdürmüş insanlar. Ben Ankaralıyım çocuklarım aynı kentte doğdular. 2004 yılında köklerimizin olmadığı bir kente göç ettik. Buralı olanlarla göç etmiş olanların aidiyetlik bağı farklı olsa da Antakya öylesine zengin bir kültüre sahip ki bağ kurabileceğiniz bir özelliği mutlaka bulabiliyorsunuz” sözlerine yer verdi. “Ankara’dan giderken gazeteciydim, Antakya’da üretici oldum” İki çocuğunu büyüttüğü Antakya’da aynı zamanda iki kitap yazan Mıstıkoğlu üç dernek kurup, yöneticilik görevini de üstlenerek aynı zamanda ortağı ile sokağın ilk işletmesi olan “Soterya” isimli hediyelik eşya dükkanını da açıyor. M.Ö kurulan Roma İmparatorluğu’nun üçüncü dünyanın ise dördüncü büyük kenti olan Antakya’nın, antik kent olmasının yanı sıra yüz yıllık evleri, lezzet başkentliği, kültürel mozaiği ve turizm potansiyelinin şehir sakinlerine çok sayıda fırsatlar sunduğunu ifade eden Mıstıkoğlu Antakya’nın özellikle kadınların gelişimi için uygun bir altyapıya sahip olduğunu belirtiyor. Mıstıkoğlu, “Buraya göç etmek benim için sürprizlerle dolu bir serüvendi. Gazetecilik mesleğimiz sebebiyle valizimiz her zaman hazırdır, yola, seyahat etmeye alışkınız. Gittiğimiz her yerde şartlara hemen ayak uydurur, uyumlanırız. Dolayısıyla göç ederken de eşimin işleri nedeniyle gitmemiz gerektiği için tıpkı bir gazetecilik görevi gibi toparlanıp gittik. Ancak Antakya’ya daha önce gitmeme rağmen böylesine zengin bir kültürün içine girdiğimi bilmiyordum. M.Ö kurulmuş, etrafı surlarla çevrili, kapıları olan kadim bir şehir. Her kapı başka bir yere açılıyor. Burası benim için sürprizlerle dolu bir şehir oldu. Projeler üretip ekmek markamızı yarattık. İkinci üniversitemi okumaya başladım. Üç dernek kurdum, halen onursal üyeliğini yaptığım Hatay KAGID’ın başkanlığını yürüttüm, iki kitap yazdım. Antakya sokaklarında ilk hediyelik eşya dükkanını açtım, otel işlettim. Benim için Antakya çok değerli, bana çok şey kattı. Bu şehir özellikle kadınlar kendilerini donatmasına imkân tanıyan bir yer. Kadının adı Antakya’da gerçekten var” dedi. “Tren aslında hem bir vasıta hem de metafor” Trenliler topluluğunun aile albümlerini karıştırarak kendisi gibi Antakya’ya göç eden bu kadınların hikayesini kaleme almaya başlayan Mıstıkoğlu, kitabın ismine dikkat çekerek, tren metaforunu şöyle anlattı: “Antakya’da evlilik kültürü çok farklı, hoşgörülükten ziyade denklik var. İlişkiler denge üzerine kuruluyor. Biriyle evlenilirken de denk olup olmamasına dikkat ediliyor. Eğer kendisine denk olduğu düşünülmüyorsa o evlilik yapılmıyor. Kendine ve ailesine denk birini bulamadığı için evlenmeyen yaşlı bir teyzeyle tanışmıştım. Ayrıca ‘kimlerdensiniz’ sorusu da en çok merak edilen konulardan biri. ‘Kız kimlerden, oğlan kimlerden’ şeklinde sorulur. Bizim gibi dışarıdan gelenlerin ise kimlerden olduğu anlatılsa bile bilinmeyeceği veya tanınamayacağı için o kadınlara ‘Trenliler’ denilmeye başlanmış, kitabın hikayesi de burada başlıyor. Tren denilmesinin nedeni de eski zamanlarda Antakya’ya ulaşımın İskenderun’a kadar trenle yapılması. Dolayısıyla tren aslında hem göç etmede kullanılan bir vasıta hem de bir metafor. Bu Antakya’ya özgü bir şeymiş. Ben de göç ettiğimde ‘trenli gelin’ diye tanınıyordum. Kitapta ben dahil 24 kadının hikayesi yer alıyor. Özellikle büyüklerimizi yazarak tarihe not düşmek istedim. İnsanların en mutlu anı evlenme teklifi aldıkları zaman olduğu için bu soruyu sorduğumda herkes gülümseyerek röportaja dahil olup kapılarını, albümlerini açtı. Kitabın arkasında yer alan QR kodda röportajlar sırasında çektiğim videolar da bulunuyor.” “Antakya’da kadın olmak çok özel bir şey!” Mıstıkoğlu, trenli gelinlerin hikayelerindeki ortak bir özelliğin de kadın olarak Antakya’da yaşamanın vermiş olduğu güven ve özgürlüğe değinerek, “Kadınların buraya geliş sebebi farklı, kimi iş nedeniyle kimi de evlilik yoluyla şehre geliyor. Buradaki yaşamın ortak noktası kadınlara hissettirilen özgürlük ve güven hissi. Antakya’da kadın olmak çok özel bir şey. Yediğiniz, içtiğiniz, giydiğiniz kısacası kadın olduğunuz için yargılanıp eleştirilmiyorsunuz. Kadınların ortak noktası kendilerini ifade edebilecek bir alanlarının olması, güvende hissetmesi. Kadın veya erkek fark etmiyor güvende hissediyorsunuz. Antakya’nın erkekleri de eşlerine çok iyi davranıyor, kadınlar kendilerini değerli hissediyor. Kadınlar kulübü sadece Antakya’da var buradan ne kadar değer verildiğini düşünebilirsiniz. Antakya’da hala kadının adı var” diye konuştu. “Antakya yıkıldı ama yok olmadı” Mıstıkoğlu son olarak 6 Şubat’ta merkez üssü Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesi olan ve 10 ili etkileyen depremlerin ardından yakınlarını kaybeden, evi hasar gören milyonlarca vatandaştan biri olarak Antakya’ya daha çok sahip çıkılması gerektiğini söyleyerek, “Antakya yıkıldı ama yok olmadı. Gelenekler görenekler yok olamaz. 18 yıldır Antakya’da anı biriktiriyorum benden daha uzun zamandır orada yaşayanlar var. Kimse şehrini bırakıp bir yere gitmez, bizler de oralıyız ve onları desteklemeliyiz. Elimiz şehrin üstünde, yardımlara organizasyonlara dahil olarak desteklerimizi sunmaya devam edeceğiz” dedi.