5-6 yıl önce, TRT’de bulunan kuru temizleme şubesine elbisemi vermek için gitmiştim. Oradaki görevliye, bayramın ertesi günü çalışıp çalışmadıklarını sordum. “TRT kapalı, biz de gelemeyiz” dedi. “TRT nasıl kapalı oluyormuş” diye sorunca, “bilmiyor musunuz 9 gün tatil” diye beni küçümseyerek cevap verdi. “Peki” dedim, “siz bayramda televizyonu seyretmiyor musunuz” diye sorunca, “evet seyrediyoruz” diye cevapladı. “Bayramda o yayın nasıl yapılıyor, kimler yapıyor hiç düşündünüz mü” diye sordum, baktı kaldı. TRT’nin içinde çalışan bir eleman, bu kurumun 9 gün kapalı olduğunu düşünüyor da tatilde yayınları kimin yaptığını akıl edemiyor. Birçok kişinin, bayramda devlet dairelerinin ve bu arada TRT’nin de kapalı olduğunu düşündüklerini biliyorum. Bayramlaşmak için beni arayıp da o sırada TRT’de nöbetçi olduğumu duyunca şaşıran tanıdıklarım olmuştur. Oysa radyo ve televizyonu açınca 24 saat boyunca ses duyuyorsanız, oralarda o saatlerde mutlaka çalışanlar var demektir.
Yayıncılar, kolay kolay tatil yapamazlar. Bayram sabahlarında onların sesini duyarsınız. Bu durumdan da asla şikâyet etmez, severek çalışırlar.
Fiilen 42 yıl yayıncılık yapan ben, meslek hayatımda çoğu bayramda çalıştım. Bunca yıl içinde en fazla iki defa bayramda izin yapmışımdır diyebilirim. Yayın yaptığım bayram sayısı 80’e yakındır. Bunların arasında canlı radyo yayınları var, haber yayınları var, camide bayram namazı yayınları var. Diyebilirim ki bayramlarda, kendi hısım akrabamdan ziyade, mesai arkadaşlarımla birlikte oldum. Yayıncılık böyle bir şey…
Bayram, yayıncılar için bayram günü başlamaz. En az bir hafta önceden hazırlanmaya başlanan bir yayın sürecidir. Nasıl ki evlerde bayram temizliği, bayram yemekleri, bayram alışverişi yapılıyorsa bizler de bayram programları hazırlarız. Öncelikle bayramda kimlerin, hangi günlerde çalışacağı en az 15 gün öncesinden belirlenir. Program yapacak olanlar, metinlerini yazmaya başlar. Bayram ile ilgili meteorolojik tahminler alınır, Emniyet birimlerinden bayramda ne gibi tedbirler alındığı öğrenilir. Havayolları, demiryolları ve denizyollarından ek seferlerle ilgili bilgiler alınır, karayollarının genel durumu öğrenilir ve bütün bu bilgiler bir kenara not edilir.
Arife günü, alınan önlemlerin yayınlandığı gündür. Bayramın birinci günü, bayram namazı, kurban ve bayramlaşma ile ilgili konulara ağırlık verilir. Bayramın diğer günlerinde ise bayramlaşma trafiğinin haber değeri taşıyan unsurları ele alınır. Bunlar arasında, siyasi parti liderlerinin bayramlaşması izlenir ve haber yapılır.
Yıllar önce bayram nöbetleri, bugünlere göre çok daha anlamlıydı aslında. Bunun sebebini, yine o zamanlar arkadaşlarımla paylaştığım bir notta belirtmiştim. Şimdi de o notu, sizlerle paylaşmak istiyorum.
"İyi Bayramlar Sayın Dinleyiciler – Sayın Seyirciler" diye başlayan anonslar, çocukluğumuzun bayramlarındaki radyo ve televizyon programlarında en sık duyduğumuz cümlelerdi...
"Bayramınız kutlu olsun", "Nerede o eski bayramlar", "Bayram istekleri", yıllardır bayram programlarının değişmeyen anonsları...
"Bayram geldi hoş geldi”, “Bugün bayram günüdür", "Bayram gelmiş neyime" gibi tamlamalarla süslü cümleler, bayram programları literatüründen seçilebilenlerin birkaçı...
"Bayram nöbetçisi" olmak daha doğrusu olabilmek, mesleğimizin ilk aylarında bize sunulan bir lûtuf gibiydi adeta... Zira dinlenebilen tek radyodan çıkan ses, izlenebilen tek televizyondan gelen görüntü, insanların hafızalarına nakşolunur ve o kişi de biz olunca, keyfi ve gururu, bir başka olurdu...
"Bayram Skeçleri" anonsunu duyan dinleyicilerin o anda bayram kahvaltısı yaptıklarını ya da giyinmekte olduklarını hissedebilmek, biraz sonra başlayacak olan "Bayram istekleri" için de telefonla bizlere ulaşmaya çalışacaklarını gayet iyi bilebilmek, nöbet keyfini artıran faktörlerdendi...
Bayram sabahları, Haber Merkezinde iki muhabirlik ordu bulunurdu. Radyolara haberi eksiksiz geçebilmek için muhtemelen Hilmi Taşköprü’nün başının etini yerdi teleksin başında... Bayram nöbetçileri akşama doğru bazen Bay Rom haline dönüşerek nöbet mahallini terke hazırlanırken, Kavaklıdere'de günün tek canlı yayını olan televizyon bülteni için gelen ekip, yerini alır ve şu klişeleşmiş cümle, özet sayfasının başına kurulurdu: "İyi bayramlar Sayın Seyirciler…"
Bayramlar yine bayram, haberler yine haber, programlar da yine programdı... Müşterisi ise hem hazır hem de kat be kattı... Ama asla ve asla hiçbir TRT'ci "Ben bayram yapmayacak mıyım?" diye bir düşünce içinde olmaz ve olabilemezdi... Zira mesleğimizin önde gelen koşulunun ve asli unsurunun, gece-gündüz, bayram-seyran demeden çalışmak olduğunu bilirdik. Müşterilerimizin çoğunun da bizleri mesai saati dışında dinlediği/izlediği bilinciyle hareket edilirdi.
Aslında pek çok yayıncı için değişen bir şey yok... Zaman kavramı, yayıncılıkta halâ yayın saati için geçerli. Gerçek yayıncılar da bunun daima farkında ve hayat boyu da farkında olacaklar... Çünkü onlar öyle yetişti... Kendilerini buna hazırladılar ve bu hazırlıklar da hiçbir zaman onları mahcup etmedi, geride bıraktırmadı.
“Bayramda bayram yapalım” diyenler, yayıncılık yapmasın. Gani Müjde'nin deyimiyle gülmesini bilmeyenler de dükkân açmasın.
İyi Bayramlar... İyi yayınlar...”
Böyle yazmıştım. Tabii ki yayıncılık yalnızca radyo ve televizyon değildir. Radyo ve televizyonlarda bayram hazırlığı olur da gazetelerde olmaz mı? Eskiden bayramda gazeteler çıkmazdı. Onun yerine Gazeteciler Cemiyetinin hazırladığı Bayram Gazetesi çıkardı. Cemiyet, gazetelerdeki köşe yazarlarından bayram için makale yazmalarını ister, bayramdan önce o makaleler cemiyete ulaşır ve bayram Gazetesinde uygun köşelere yerleştirilirdi. Böylece köşe yazarları da bayramda 2-3 gün dinlenme fırsatı bulurdu. Bu arada halk ne yapardı? Küçük şehirlerde ve ilçelerde, birbirine benzer hazırlıklar içinde radyo dinler, televizyon seyrederdi. Bayramlaşma sırasında bile televizyon kapatılmazdı. Bayramınız kutlu olsun.