Kimi hikâyeler vardır, aradan yıllar geçse, hayat başka yönlere savrulsa da geride bıraktıkları yerden seslenmeye devam eder. Zamanın her şeyi geride bıraktığına inanmak isteriz. Oysa kimi yaralar kapanmak yerine biçim değiştirir; bir hatırada, suskunlukta, yarım kalmış bir hesapta yeniden karşımıza çıkar. Banu Sıvacı’nın yönetmenliğini üstlendiği "Günyüzü" de tam bu noktada duruyor. Geçmişin bugünün hayatlarına sızdığı, aile içinde üzeri örtülen hakikatlerin kuşaktan kuşağa taşındığı film, seyirciyi yalnızca bir suçun değil, o suçun geride bıraktığı boşlukların da izini sürmeye çağırıyor.

Suna’nın yıllar sonra geçmişiyle yüzleşmek üzere çıktığı yolculuk, bildiğini sandığı gerçeklerin sorgulandığı, adalet arayışının kişisel hesaplaşmalarla iç içe geçtiği bir hikâyeye dönüşüyor. Filmde suskunluk, söylenenler kadar belirleyici; hafıza ise yalnızca insanın zihninde saklananlarla sınırlı değil. Göl, toprak, kuruyan sular ve terk edilmiş bir köy, yaşananların sessiz tanıkları olarak anlatının parçası hâline geliyor.

Banu Sıvacı Günyüzüröportajı 24Saat2-2

Berlin’deki uluslararası prömiyerinin ardından 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde kendi coğrafyasının seyircisiyle buluşan Günyüzü, festivalden üç ödülle döndü. Film, Yılmaz Güney Film Ödülü'nün sahibi olurken; aynı zamanda filmdeki performansıyla Asena Keskin "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu", Süleyman Kadim Kabaali ise "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" ödülüne layık görüldü. Geçmişle hesaplaşmanın, hatırlamanın ve adalet arayışının izlerini süren filmin yönetmeni Banu Sıvacı, zamanla değişen yaraları, kadın karakterlerin sinemadaki temsili, aile içindeki sessizliğin bedeli ve doğanın taşıdığı hafıza üzerine 24 Saat’e anlattı.

Sıvacı "Günyüzü"nü anlattı: “Bugünün altındaki fay hattı”

Günyüzü’nde 30 yıl önce yaşanmış bir olayın bugünün insanlarının hayatında hâlâ güçlü bir karşılığı var. Suna’nın hikâyesi, geçmişin geride bırakılmış bir zaman diliminden ibaret olmadığını, bugünü biçimlendirmeyi sürdürdüğünü gösteriyor. Sıvacı, zamanın yaralar üzerindeki etkisini şöyle anlatıyor:

“Zaman her şeyi silen bir şifacı değil, aksine meselelerin üzerini örten ama gerçeği içeride büyüten bir olgu. Bir yaranın kapanıp kapanmadığını zamanın akışı değil, o yaranın zamanla şekil değiştirme biçimi belirliyor. 30 yıl öncesi dediğimiz şey bugünden bağımsız bir tarih değil; bugünün altındaki fay hattı. İnsan hafızası bazı şeyleri bastırır, ta ki hayat sizi başladığınız yere geri dönmeye mecbur edene kadar. Suna'nın hikâyesi de tam olarak bu; kapanmayan yara şekil değiştirip bir ses, bir hatıra ya da bir yüz olarak karşınıza dikiliyor.”

Banu Sıvacı Günyüzüröportajı 24Saat6

“Suna’nın gücü biraz da sükûnetindeki kararlılığında yatıyor”

Suna’nın geçmişle yüzleşmek için çıktığı yolculuk, yalnızca dışarıdaki bir suçluyu bulma çabası değil, kendi içinde taşıdığı adaletsizlik duygusuyla da hesaplaşması.

Sıvacı, karakterin bu yolculukta yaşadığı dönüşümü şöyle tarif ediyor:

“Suna'yı bu coğrafyaya gönderirken asıl aradığının dışarıdaki bir suçlu değil, kendi içindeki bastırılmış adaletsizlik duygusu olmasını istedim. Suna, yıllarca taşıdığı şüphelerin neticesini ararken, bildiğini sandığı her şeyin zemininin kaydığını görüyor. Bu yolculukta onun, mutlak bir intikam veya haklılık hissini kaybetmesini, bunun yerine insan ruhunun gri, keskin sınırları olmayan alanlarıyla tanışmasını arzuladım. Kaybettiği şey belki net bir düşmandı; bulduğu ise kardeşinin katilinin kızıyla kurduğu o beklenmedik, kırılgan bağ oldu.”

Banusıvacı Günyüzü2

"Anlatılarda kadınlara biçilen bir 'mağduriyet' ya da 'şefkatli anne' kalıbı var"

Suna’nın kadınlığı da filmin alışıldık karakter kalıplarını sorguladığı alanlardan biri. Ağlamayan, öfkesini yüksek sesle göstermeyen, kendisini açıklamak zorunda hissetmeyen ve mesafesini koruyan bir kadın karakter kuran Sıvacı, sinemada kadınlara biçilen rollerin dışına çıkmanın önemine dikkat çekiyor:

“Sinemada ve genel olarak anlatılarda kadınlara biçilen bir "mağduriyet" ya da "şefkatli anne" kalıbı var. Suna bu kalıpların hiçbirine uymuyor; mesafeli, içine dönük, hesap vermeyen ve kendi adaletini kendi keskin çizgileriyle çizen biri. Onu yazarken ve çekerken en büyük hassasiyetim, onun dilsiz direncini koruyabilmekti. Seyircinin Suna'ya baktığında "Neden ağlamıyor?", "Neden öfkesini bağırarak göstermiyor?" gibi sorularla, kendi ezberledikleri kadın profiliyle yüzleşmesini bekliyorum. Suna'nın gücü biraz da sükûnetindeki kararlılığında yatıyor.”

Banu Sıvacı Günyüzüröportajı 24Saat1.Jpg

"Suna, erkek egemen düzenin korunaklı yalanlarını yerle bir etmeye niyetli bir figür"

Günyüzü’nde hakikatin üzerinin örtülmesi, özellikle aile içindeki düzenin korunması uğruna bazı şeylerin konuşulmamasıyla görünürlük kazanıyor. Sessizlik, bir yandan çatışmayı erteleyen bir koruma kalkanı gibi işlev görürken diğer yandan geçmişin ağırlığını büyütüyor. Sıvacı, aile kurumundaki bu çelişkiye şu sözlerle işaret ediyor:

Hatice Doğan’ın "Göçün Ardından" sergisi Mecidiyeköy Sanat’ta
Hatice Doğan’ın "Göçün Ardından" sergisi Mecidiyeköy Sanat’ta
İçeriği Görüntüle

“Toplumsal yapıda ve özellikle aile kurumunda "düzenin sürmesi" çoğu zaman hakikatin feda edilmesiyle mümkündür. Sessizlik, bir koruma kalkanı gibi başlar ama bir süre sonra herkesi boğan zehirli bir atmosfere dönüşür. Suna tam da bu ezberlenmiş aile sessizliğini ve erkek egemen düzenin korunaklı yalanlarını yerle bir etmeye niyetli bir figür olarak çıkıyor karşımıza.”

"En büyük hedefim zamanın böyle bir acı yaşamış aileleri iyileştiremediğini göstermekti"

Filmde geçmişin üzerinin örtülmesi, hafızanın zayıflamasıyla da başka bir boyut kazanıyor. Demans yaşayan Bekir’in hatırlayamadıkları, suçun ve sorumluluğun zaman karşısındaki yerini sorgulatıyor. Peki, "İnsanın hafızasında silinen bir şey, hakikatten de silinebilir mi?" Sıvacı, filmde bu sorunun peşine düştüğünü belirtiyor:

“Hakikat, bir insanın zihninde silindiği için uçup gider mi? Film boyunca tam da bu soruyla boğuşuyoruz. Bekir’in hafızası bulanıklaşmış olabilir ama doğanın, coğrafyanın ve geride kalanların hafızası sapasağlam duruyor. Suç, fail unuttu diye yok olan değil, geride kalanların omuzlarında şekil değiştiren bir ağırlık. Ancak filmde kendimce en büyük hedefim zamanın böyle bir acı yaşamış aileleri o kadar da kolay iyileştirmediğini göstermekti.”

Banu Sıvacı Günyüzüröportajı 24Saat4

“Doğa, bu hikâyenin pasif bir arka planı değil, atiyeti ve hafızası"

Filmde göl, toprak, kuruyan sular, hayvanlar ve boşluklar, karakterlerin yaşadıklarına eşlik eden birer dekor olmanın ötesine geçiyor. İnsanların konuşamadığı, kelimelerin yetersiz kaldığı yerde coğrafya anlatının kendi dilini kuruyor. Sıvacı, görsel dünyayı oluştururken mekânın taşıdığı anlamı merkeze aldığını söylüyor:

“Doğa, bu hikâyenin pasif bir arka planı değil,atiyeti ve hafızası. İnsanlar sustuğunda, kelimeler yetmediğinde coğrafya konuşmaya başlar. Gölün durumu, kuruyan topraklar, tahliye edilen o köyün sessizliği... Hepsi yaşanan trajedilerin birer tanığı ve aynası. Benim için resim kökenli olmanın da getirdiği bir görsel dil hassasiyetiyle, mekânın ruhunu kameranın merkezine koymak, insan psikolojisini dışa vurmanın en dürüst yoluydu.”

"Yokluk insan için varlıktan daha büyük bir etki yaratabilir"

Coğrafyanın tanıklığı, filmde kayıpların nasıl anlatıldığıyla da kesişiyor. Sıvacı, bazı karakterlerin yokluğunu doğrudan göstermek yerine onların geride bıraktığı boşluklar üzerinden hissettirmeyi tercih ediyor. Yönetmene göre yokluk da kendi dili ve ağırlığı olan bir anlatı unsuru:

“Eğer yokluğu da söyleyecek sözleri, taşıdığı ağırlığı olan başlı başına bir karakter gibi kabul ederseniz, onun da kendine has bir dili olduğunu fark edersiniz. Zaten bir filmde var olan ya da olmayan her şey, seyircinin zihnindeki algıyla, o boşluğu hangi anlamla doldurduğuyla varlık kazanır. Yokluk doğanın aksine insan için varlığın etkisinden daha büyük bir etki yaratabilir. Bu yüzden bir insanın hayatını almak o insanın etrafında da tükenmeyecek bir yok oluş yaratır.”

Günyüzü Süleyman Kadim Kabaali Altınkoza Röportaj 24Saatgazetesi8-1

“Hakikat arayışı insanı özgürleştirdiği kadar yalnızlaştırır da”

Suna’nın adalet arayışı, geçmişte yaşananların açığa çıkarılmasından ibaret değil. Geçmişin kapısı aralandıkça kendi ailesinin içindeki çarpıklıklarla ve yeni çatışmalarla da yüzleşmek zorunda kalan Suna, hakikatin peşinden gitmenin bedeliyle karşı karşıya kalıyor. Sıvacı, adalet arayışının insanı dönüştüren ve kimi zaman yalnızlaştıran yönünü şöyle ifade ediyor:

“Suna, geçmişin kapısını araladığında sadece eski bir hesabı kapatmıyor; kendi ailesinin içindeki çarpıklıklarla ve yeni çatışmalarla yüzleşmek zorunda kalıyor. Hakikat arayışı insanı özgürleştirdiği kadar yalnızlaştırır da. Suna’nın hikâyesi bize adalet peşinde koşarken insanın kendi vicdanıyla hangi tehlikeli sınırlarda dolaşmak zorunda kaldığını gösteriyor.”

Gunyuzu1

Suna’nın yolculuğunu biçimlendiren coğrafyanın yönetmenin kişisel hafızasıyla da ilişkisi var. Çocukluk anılarından ve tanıdığı mekânlardan beslenen bir hikâyeyi sinemaya aktarırken kişisel olanla karakterin dünyası arasındaki mesafeyi kurmak önem kazanıyor. Sıvacı, bu dönüşümü şöyle anlatıyor:

“Kişisel hafıza çok sübjektif, duygusal ve dağınıktır. Onu sinemasal bir hafızaya dönüştürürken tanıdık hissi korumak ama aynı zamanda hikâyenin evrensel diline hizmet edecek kadar da mesafelenmek gerekiyor. Kendi köklerimden, bildiğim coğrafyalardan besleniyorum evet, ama kamera o coğrafyaya girdiğinde orası artık benim hatıram olmaktan çıkıp karakterin psikolojik arazisine dönüşüyor.”

Günyüzü Süleyman Kadim Kabaali Altınkoza Röportaj 24Saatgazetesi5

Berlin’den Altın Koza’ya: “Film yaşayan, nefes alan bir organizma”

Berlin’deki uluslararası prömiyerinin ardından Altın Koza’da Türkiye’den seyircilerle buluşan Günyüzü, farklı izleyicilerin kendi deneyimleri ve hafızaları üzerinden yeniden anlam kazanan bir hikâyeye dönüşüyor. Filmin yönetmeni için bu karşılaşma, bir anlatının seyirciyle birlikte değişen ve genişleyen dünyasını da görünür kılıyor:

“Film, festivallerle ve farklı coğrafyalardan seyircilerle buluştukça yönetmeninin elinden çıkıp ortak bir paylaşıma dönüşüyor. Berlin’deki uluslararası prömiyerden sonra Altın Koza’da kendi coğrafyasının insanlarıyla buluşması filmi bambaşka bir yere taşıdı. Siz bir hikâyeyi kendi içsel dürtülerinizle örüyorsunuz ama seyirci o boşlukları kendi hayatlarıyla dolduruyor; bu da filmin yaşayan, nefes alan bir organizma olduğunu size yeniden hatırlatıyor.”

Banu Sıvacı Günyüzüröportajı 24Saat5

Muhabir: Nur Yıldız