Gazeteci Zeynep Gürcanlı, Ekonomim Gazetesi’nde yayımlanan köşe yazısında, Türkiye’nin iç siyasi dengeleri ile Washington merkezli yeni Orta Doğu stratejilerinin kesişim noktalarını analiz etti. Gürcanlı, ABD’nin idari hamlelerinden Türkiye iç siyasetindeki "devlet aklı" tartışmalarına ve olası bir erken genel seçim takvimini de değerlendirdi.

"Bölgenin dağınık yapısı yerel ortaklar üzerinden yönetiliyor"

ABD’nin Suriye ve Irak politikasındaki aktör değişimlerine dikkat çeken Gürcanlı, Washington yönetiminin bölgede asker bulundurmak yerine yeni bir model inşa etmeye çalıştığını belirterek şu sözlerle paylaştı:

"Hem Türkiye'deki, hem de etrafındaki ülkelerdeki siyasi gelişmeler baş döndürücü. ABD, Suriye'de Esad yönetiminin yerine bir zamanların 'teröristi' El Şara'yı yerleştirirken, Türkiye'de de adı terörle anılan bir başka isim, PKK elebaşı Abdullah Öcalan, iktidar koalisyonunun liderleri tarafından 'kurucu önder' olarak anılmaya başlandı. Şimdilerde ise İran savaşını gerekçe gösteren Washington yönetimi, Çin'le rekabete yoğunlaşabilmek için geri çekilmek istediği Ortadoğu'da yeni bir düzen kurmaya çalışıyor. Bu düzenin temel özelliği, bölgenin birbirleriyle çatışan aktörlerden oluşan dağınık yapısının, ABD'nin doğrudan askeri varlığı yerine yerel ortaklar üzerinden yönetilebilir hale getirilmesi."

Tom Barrack’ın "tek temas noktası" modeli ve hibrit bölge tanımı

Washington'un yeni stratejisinin merkezinde ABD’nin Ankara Büyükelçisi, Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın yer aldığını niteleyen Gürcanlı, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye yönelik idari statü değişikliğini şu ifadelerle aktardı:

"Barrack, Irak-Suriye-Türkiye üçgenini Ortadoğu'nun geleceğini belirleyecek stratejik eksen olarak tanımlıyor ve bu üç ülke arasında Amerikan çıkarlarını temsil edecek 'tek temas noktası' modelinden söz ediyor... Barrack'ın kullandığı dil dikkat çekici; 'Levant ve Anadolu' kavramlarını aynı stratejik çerçevede ele alması, Irak-Suriye-Türkiye hattını birbirinden bağımsız ülkeler olarak değil, tek bir jeopolitik alan olarak gördüğünü gösteriyor... 2025 sonunda tamamlanan yeni yapılanmada Türkiye artık klasik Avrupa-Eurasya çerçevesinde değerlendirilmiyor. ABD Dışişleri Türkiye için 'Hibrit Bölgesel Görev Merkezi' tanımını kullanıyor. Bu tanım aslında Washington'un Türkiye'yi giderek Avrupa'nın bir parçası olmaktan çok Ortadoğu'nun şekillenmesinde merkezi rol oynayan bir aktör olarak gördüğünü gösteriyor."

"Devlet Aklı Kimin Aklı?" ve Yeni Anayasa Hesapları

İç siyasette İmralı süreciyle eş zamanlı olarak yürüyen tartışmaları ve CHP içerisindeki mahkeme kararlı gelişmeleri değerlendiren yazar, şu ifadeleri köşesine taşıdı:

"Şimdilerde yeniden profesyonelce tedavüle sokulan bir başka kavram da 'devlet aklı'; CHP'de mahkeme kararı sonrasında yeniden etkili hale gelen Kemal Kılıçdaroğlu'na en yakın isimlerden Bülent Kuşoğlu'nun, mutlak butlan sürecinin 'devlet aklıyla' yürütüldüğü savunması manidar. Kuşoğlu'nun çıkışıyla birlikte 'hangi devlet', 'kimin aklı' soruları akıllara düşerken, CHP'de izledikleri politikalarını etnik ya da dini aidiyete değil, ideolojiye dayandıran Özgür Özel ve onunla birlikte CHP'nun son üç kurultayında seçilmiş isimlerin görevden mahkeme kararıyla uzaklaştırılıyor olmasını es geçmek mümkün değil. Türkiye siyasi koridorlarında AK Parti-MHP'nin yanına DEM ve Kılıçdaroğlu CHP'sini de alarak 400 vekili bulabileceği, TBMM'de 'yeni Anayasa yapılabileceği' konuşulmaya başlandı bile."

Kasım 2026’da baskın seçim ihtimali kulislerde

Ekonomik göstergeler ve uluslararası konjonktür ışığında Ankara kulislerinde erken seçim tarihinin dillendirildiğini belirten Gürcanlı, iddiaları şu ifadelerle paylaştı:

"Türkiye ve dünyadaki başdöndürücü siyasi gelişmelerin bir başka düşündürdüğü ihtimal ise, 'baskın seçim'; Yine Ankara siyasi kulislerinde Kasım 2026 ayının son haftasında seçim olasılığı konuşulmaya başlanmış durumda. Mutlak butlan hamlesi altında dağınık CHP, 'terörsüz Türkiye' sürecine kendisini kaptırmış DEM Parti'yle girilecek bir seçimde iktidar kanadının kendisini daha şanslı görmesi hem akla, hem de mantığa uygun. Bir de buna İran'da yaşanan savaşın, küresel alanda artan petrol fiyatlarının Türk ekonomisine yansımaları, enflasyonun bir türlü beklenen ve hedeflenen noktaya getirilememesi, ekonomik büyüme hızının düşmesi de eklenince, iktidar kanadının bir seçimle 'sil baştan' yetki almayı düşünmesi şaşırtıcı olmaz."

ABD'den Türkiye’ye swap hattı mı geliyor?

Uluslararası finans koridorlarında konuşulan ekonomik destek iddialarına da değinen Gürcanlı, konunun tamamen stratejik bir zemine dayandığını şu cümlelerle aktardı:

"Son günlerde uluslararası finans çevrelerinde ABD'nin Türkiye'ye swap hattı sağlayabileceği yönünde değerlendirmeler yapılmaya başlandı. Uzmanlara göre böyle bir mekanizmanın devreye girmesi teknik olmaktan çok siyasi bir karar anlamına geliyor. Özellikle Fed yerine ABD Hazine Bakanlığı üzerinden geliştirilebilecek böylesi bir model, Washington'un Ankara'ya yönelik stratejik desteğinin göstergesi olarak yorumlanıyor. Böyle bir adımın Türkiye ekonomisinin ihtiyaçlarından çok, Türkiye'nin bölgesel rolüyle bağlantılı değerlendirilmesi daha gerçekçi görünüyor."

Temmuz'da Erdoğan'ın diplomasi trafiği yoğun

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump’ın temmuz ayı başındaki olası görüşme takvimini ve sembolik detayları aktaran Gürcanlı, analizi şu satırlarla tamamladı:

Özgür Özel: "İktidar partisi, burayla ilgisi olmayanları seçmen yazdı”
Özgür Özel: "İktidar partisi, burayla ilgisi olmayanları seçmen yazdı”
İçeriği Görüntüle

"ABD Başkanı Trump'ın 7 Temmuz'da Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'ne katılması beklenirken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da bundan birkaç gün önce ABD'den olması gündemde. Diplomatik çevrelerde konuşulan takvime göre Erdoğan'ın, ABD'nin 250. kuruluş yıl dönümü kutlamaları kapsamında 4 Temmuz'da Washington'u ziyaret etmesi bekleniyor. Washington ziyaretinin sembolik boyutu da dikkat çekici. ABD, Kanada ve Meksika ile birlikte 2026 FIFA Dünya Kupası'na ev sahipliği yapan ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye Milli Takımı'nın da uzun yıllar sonra Dünya Kupası finallerine katılma hakkı elde etmiş olması, Türk kamuoyunda turnuvaya yönelik ilgiyi artırmış durumda. Bu nedenle Erdoğan'ın ABD temasları sırasında Türk Milli Takımı'nın maç programına uygun bir takvim oluşması halinde karşılaşmalardan birini tribünden takip etmeyi tercih edebileceği de Ankara kulislerinde konuşulan ihtimaller arasında yer alıyor."

Yazının tamamını okumak için tıklayın.

Kaynak: Haber Merkezi