İslami Devlet ya da IŞİD terör örgütünün Moskova’yı kana bulamasıyla birlikte bir kez daha dini kullanan kalleş terör örgütleri global kınamayla tartışma gündemine taşındı. Bütün dinler barış çağrısı yapar, ama reddedilemeyecek bir acı gerçek de dinci ve sapkın örgütler insanları amaçları uğruna acımasızca katletmeyi kendilerince meşru görüyorlar. İslami terör yoktur demek Moskova katliamını ortadan kaldırmıyor.

Yusuf Kanlı

Rusya'nın son yıllardaki en kötü terör saldırısında, savaş kıyafetleri giyen silahlı kişilerin Moskova'da büyük bir konser salonunda ateş açması ve patlayıcıları patlatması sonucu en az 115 kişi öldü ve 145 kişi yaralandı. Korkumuz kurban sayısının daha da artması.

Moskova’daki bu son terör saldırısı, devam eden güvenlik sorunlarına ve devam eden terör tehdidine dikkat çekerek, Rusya ve uluslararası toplum üzerinde doğal olarak şok dalgaları yarattı. Gerçekleşen saldırı ardından dünyanın dört bir tarafından terörizmin kınanmasıyla birlikte terör konusunu ve bir kez daha küresel güvenlik tartışmalarının ön sıralarına taşıdı.

Dinler kirletilmemeli

İslami Devlet, ya da İŞİD, terörist örgütünün Moskova’yı kana bulayan kalleş saldırıyı üstlenmesiyle birlikte global kınamayla birlikte bir kez daha dini kullanan kalleş terör örgütleri tartışma gündemine taşındı.

Elbette Hristiyanlıkta da, Yahudilikte de, Hinduizmde ve diğer dinlerde de sapkın örgütler ve din adına hem aynı dinin farklı mezheplerine hem diğer dini gruplara yönelik vahşi ve insanlık dışı, savundukları ve inandıkları dinin tüm öğretilerine, ruhuna aykırı terörist saldırılar çağdaş devlet kavramını dünya siyasetine armağan eden Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun baş veziri Ebu Ali Kıvamuddin Hasan bin Ali bin İshak et-Tûsî, ya da bizim bugün “devletin düzeni” anlamına gelen Nizâmülmülk unvanıyla tanıdığımız büyük devlet adamının 14 Ekim 1092’de  Semerkant pazaryerinde öldürülmesinden bu yana hep yaşanagelmiştir.

Maalesef her ne kadar bütün dinler barış çağrısı yapıyorlar ancak reddedilemeyecek bir acı gerçek de dinci ve sapkın örgütlerin acımasızca amaçları uğruna insanları katletmeyi kendilerine çeşitli bahanelerle meşru görüyorlar. İslami terör yoktur demek Moskova katliamını, yaşanan büyük mezalimi ortadan kaldırmıyor.

Şimdiye kadar çeşitli şekilde IŞİD sorumluluğunu üstlendiği katliamı gerçekleştiren elemanlarının kaçmayı başardığını iddia etse de Rusya devlet başkanı ve güvenlik yetkilileri de dördü saldırıda silah kullanırken güvenlik kameralarında görünen teröristler olmak üzere 11 saldırganı tutukladıkları ve sorguya aldıklarını açıkladılar.

IŞİD etki alanını mı genişletiyor?

Acımasız taktikleri ve küresel emelleriyle tanınan IŞİD, daha önce de çeşitli ülke ve bölgelerde korku salmayı ve aşırı ideolojisini ilerletmeyi amaçlayan saldırılar gerçekleştirmişti. Grubun Moskova saldırılarının sorumluluğunu üstlenmesi, elbette ki etki alanını genişletmeye ve geleneksel kalelerinin ötesindeki bölgeleri istikrarsızlaştırmaya yönelik kasıtlı bir çabaya işaret ediyor. Ukrayna’ya kaçarken saldırganların yakalandığı açıklaması da bu anlamda önemli. Ukrayna savaşının sadece Rusya ile Batı arasında varoluşsal bir güç kavgası değil, aynı zamanda bir anlamda hiç alakası yokmuş gibi görünen IŞİD gibi bir İslami terör örgütünün de yaşam alanını genişletmesi için uygun bir alan açtığını gösteriyor.
IŞİD'in sorumluluk üstlenmesi aynı zamanda yerel aşırılık yanlısı unsurlarla küresel terör ağları arasındaki potansiyel bağlantılarla ilgili soruları da gündeme getiriyor. IŞİD gibi grupların modern iletişim teknolojilerinden ve propagandadan yararlanarak sınır ötesi saldırılara ilham verebileceği veya bunları koordine edebileceği bir çağda terörle mücadelenin zorluklarına dikkat çekiyor.

Alttaki neden araştırılmalıdır

Bu tür saldırıları analiz etmenin en önemli yönlerinden biri bunların ardındaki nedenleri anlamaktır. Rusya'da yakın zamanda gerçekleşen saldırı durumunda, faillerin olası motivasyonlarını araştırmak büyük önem taşıyor. Terörizmin kökleri genellikle karmaşık siyasi, sosyal ve ideolojik faktörlerden kaynaklanmaktadır. Bunlar arasında hükümete karşı şikâyetler, dini aşırılık, ayrılıkçı hareketler veya korku ve kaosu kışkırtma arzusu yer alabilir.

Rusya'nın, Çeçenya ve Dağıstan gibi bölgelerdeki ayrılıkçı grupların saldırıları da dahil olmak üzere, terörizmin çeşitli biçimleriyle mücadele ettiği bir geçmişi var. Bu olaylar genellikle etnik gerilimler, bölgesel özerklik ve tarihi çatışmalar gibi daha geniş konularla ilişkilendirilmiştir. Son saldırının ardındaki kesin nedenler hâlâ araştırılıyor olsa da analistler muhtemelen bu daha geniş bağlamsal faktörleri göz önünde bulunduruyor.

Terör saldırılarını analiz etmenin bir diğer önemli yönü, hükümetin ve güvenlik güçlerinin tepkisinin değerlendirilmesidir. Saldırının ardından Rus yetkililer süratle saldırganların gözaltına alındığını açıkladılar, yaralılara yıldırım hızıyla tedaviye alındılar. Saldırıda hayatını kaybedenlerin anısına bir günlük de olsa ulusal yas ilan edildi. Benzer büyük katliamları yaşayan bir ülke olarak Rus yönetiminin bu tedbirleri almadaki hızını takdir etmemiz lazım. Hatırlayan var mı, mesela, Türkiye’de hangi terör saldırısından sonra ulusal yas ilan edildi, devletin vatandaşına saygısı ve sorumluluğu sergilendi? Halbuki bu gibi adımlar ve müdahalelerin etkinliği, özellikle gelecekteki olası saldırıların önlenmesi ve kamu güvenliğinin sağlanması açısından “normalleşme” sağlandıktan sonra da yakından incelenmeli, gerekli dersler alınmalıdır.

Dahası, terör saldırılarının etkisi anlık kayıp ve hasarların ötesine uzanmaktadır. Bunların siyaset, ekonomi ve bir bütün olarak toplum üzerinde önemli etkileri olabilir. Rusya'da saldırının güvenlik politikaları, terörle mücadele stratejileri ve etkilenen bölge veya gruplarla ilişkiler konusundaki kamusal söylemi etkilemesi muhtemel.

Uluslararası alanda, Rusya'daki saldırı, terörizmin küresel doğasının ve bu tehditle mücadele için ülkeler arasındaki işbirliği ihtiyacının bir hatırlatıcısı olacaktır elbette. Birbirine bağımlı bir dünyada, hiçbir ülke terörizmin oluşturduğu risklere karşı bağışık değildir ve temel nedenleri ele almak ve terör ağlarını çökertmek için kolektif çabalar şarttır.
Rusya'da son zamanlarda yaşanan terör saldırısı, terörizmin yol açtığı süregelen zorlukların ve güvenliğin artırılması, mağduriyetlerin giderilmesi ve istikrarın desteklenmesi için kapsamlı yaklaşımlara duyulan ihtiyacın altını çiziyor. Soruşturmalar devam edip tepkiler değerlendirilirken olay, terörle mücadele çalışmaları ve bölgesel dinamikler konusundaki tartışmalara yön vermeye de muhakkak devam edecek.

Soruşturma ve güvenlik takıntıları

Moskova saldırılarına ilişkin soruşturmalar muhtemelen yalnızca doğrudan faillere değil, aynı zamanda daha geniş terör ağlarıyla olan bağlantılara da odaklanacak. Bu gelişme, terörizm ortamının karmaşıklığını ve ulusların bu kalıcı tehditle mücadelede karşılaştığı süregelen zorlukların altını da bir kez daha çizecektir.

Muhakkak ki, ileriye dönük olarak, ülkeler, istihbarat teşkilatları ve kolluk kuvvetleri arasındaki işbirliği, terör ağlarını bozmak, radikalleşme yollarını ortadan kaldırmak ve aşırılıkçı şiddete karşı genel güvenlik direncini artırmak amacıyla bir dizi tedbir alacaklardır. Bunlar hayati önem taşıyacaktır elbette. Ancak her terör saldırısında olduğu gibi güvenlik odaklı takıntıları gündeme getirilip insan yaşamını engelleyecek yeni önlemlerin, hayatımıza girmesini doğurmaz umarım. 9/11 sonrası yaşadıklarımızı hatırlayınız bir. Daha yeni yeni, o da yeni teknolojilerin daha etkin önlemler alınmasını mümkün kılması nedeniyle, havaalanlarındaki güvenlik önlemlerinde yumuşamalar başladı.

Sıkıntı Rusya ile sınırlı olmayacaktır

Uluslararası toplumun Rusya ile dayanışmasını ifade etmesi ve terörizmin her türünü kınaması oldukça önemli bir başlangıç oldu. IŞİD'e ve diğer terör örgütlerine karşı ortak çaba gösterilmesi yönündeki çağrılar umarım daha da ivme kazanır; bu, aşırılık tehdidine karşı koordineli bir küresel tepkinin önemini tüm ülkeler daha iyi kavrarlar.

Öte yandan, bu saldırı yalnızca Rusya'da değil, küresel olarak da güvenlik tedbirlerinin yeniden değerlendirilmesine yol açabilir. Gelişmiş istihbarat paylaşımına, terörle mücadelede işbirliğine ve radikalleşmeyi ve aşırı gruplar tarafından üye alımını önlemeye yönelik tedbirlere olan ihtiyaç da global toplumca umarım bir kez daha hatırlanır ve bu sefer ilgi boş lafların ötesine geçer, ortak tutum geliştirilebilir. Unutmamak lazım, sıkıntılar Rusya ile sınırlı olmayacaktır. İslamofobi ve yabancı düşmanlığı zaten çok ciddi sorun haline gelmiş, radikal milliyetçi söylemlerin tehlikeli boyutlara ulaştığı günümüz Avrupa’sında daha sert göç politikaları yanı sıra dini hoşgörü ve ötekileştirilmiş toplulukların entegrasyonu konusundaki tartışmaları alevlendirebilir. Bu altta yatan sorunları ele almak, aşırılıkçı anlatılara karşı koymak ve gelecekteki radikalleşmeyi önlemek açısından çok önemlidir.