Tarafsız bir geçici hükümet modeli

Türkiye’nin huzura, güvene, siyasi ve bürokratik bir genel temizliğe ihtiyacı var. Kirlilik öylesine alıp başını gitti ki, böyle bir temizlik yapılmadan düze çıkamayız.

14 yıl öncesini bir hatırlayın lütfen. Türkiye sağlıklı bir ülke değil miydi? Evet ara sıra nezle oluyor, çok zorlarsak gribe çeviriyor ama genel sağlığı hiçbir dönemde böylesine tehlikeye düşmüyordu. Şimdi kanser ülkemiz, hem de tedavisi çok güç olan terör cinsi ağır bir kansere yakalanmış durumda…Bu sorumsuz iktidar ve muhalefetle, bu basiretsiz ve becereksiz idarecilerle hastayı yatağından kaldıramaz, belini doğrultamaz, sağlığına kavuşturamayız. Bunu itiraftan çekinmeyelim.

Turistin gelmeye korktuğu ülkemizden bugün insanımız korkuyor. Sokağa çıkmak, kalabalığa karışmak istemiyor kimse. Analar babalar tedirgin, aileler ürkmüş durumda, kimin başına neyin geleceğini kestiremiyoruz. Bombalar patlıyor, insanlar ölüyor, güneydoğu’dan şehit cenazeleri geliyor hala.

Dünün saygın Türkiye’si, bugün acınacak bir duruma düştü. İç ve dış politikalardaki ısrarlı hatalar, kaliteli idareci erozyonu, ayakları baş yapan bir anlayış, güzelim memleketimizin canına okudu. Dünyanın en güçlü beş ordusundan birine sahiptik. İyi yetişmiş polislerimiz, deneyimli ve donanımlı emniyet teşkilatı güven veriyordu millete. Adalet hakimdi ülkeye, adaletsizlik değil. Mollaların, din adamlarının öyle etkisi filan yoktu. Laik bir ülkede olamazdı da…Cumhuriyet kurumlarında el atmadığımız, bozmadığımız, çağdaş yönetimini gölgelemediğimiz tek bir resmi kuruluş bırakmadık. Tepeden tırnağa değiştirdik kadroları. Bilgili, deneyimli bürokratların yerine,iktidar yanlısı tecrübesiz kimseleri getirdik göreve. Öyle olunca da, başımıza gelmeyenin kalmamasını normal karşılamalıyız.

Dünün Türkiye’sinde mükemmel havaalanları, yollar, binalar, metrolar, metrobüsler filan yoktu ama, ciddi ve saygın bir devlet vardı ortada. O devlette, bazı il ve ilçelerimizde harp yoktu, şerefsiz ve alçak vatan hainleri ortalığı böylesine kasıp kavuramıyor, her tarafı yangın yerine çeviremiyordu. Güçlü devlet, onlara bu fırsatı vermiyordu çünkü. Düşünün bir, kadın Başbakan Tansu Çiller döneminde Türkiye terörü sıfıra düşürmüş ve bugünün iktidarına ülkeyi öyle teslim etmişti. Eğer ordumuzla oynamasak, onun altına siyasi mayınlar döşemesek, hayali suçlar ve yalan dolanlarla değerli komutanlarını zindanlara sokup süründürmeseydik, başımıza bunlar gelir ve bir avuç hainin maskarası olur muyduk?

Herkesin bildiğini, gördüğünü, tanık olduğunu tekrarlayıp durmakta bir fayda yok artık. Dünün böylesine hırpalanmamış, yaralanmamış, dünyanın gözünde saygınlığını kaybetmemiş Türkiye’sine dönebilmek için ne yapmalıyız, bunu konuşmamız, tartışmamız gerek. Öncelikle şunu açık yürekle kabul etmeliyiz. Türkiye’yi 14 yılda zayıf düşürerek tanınmaz hale getirenlerin, bunca sorunu çözüp bizi düze çıkarmalarını bekliyemeyiz. Bugünün Türkiye’sinden iktidarı da muhalefeti de sorumludur. O muhalefet, kendi siyasi iç kavgalarıyla uğraşmak yerine, ülkemizin temel sorunlarıyla ciddi şekilde boğuşsa ve meydanı iktidara böylesine boş bırakmasaydı, bugün memleketimiz çok başka bir noktada olurdu.

İktidarın başkanlık, pısırık muhalefetin kongre ve hizip hesapları, uzun süredir Türkiye’nin sorunlarını ikinci plana itmişti. Ülke kötü yönetiliyor, terör yangını suyla değil benzinle söndürülmeye çalışılıyor, ülkenin geleceği belirsizliğe sürükleniyordu. Milletin midesiyle değil beyniyle düşünen kesimi gerginlikten, tek adam yönetiminden, karambolden ve her akla esenin kolayca yapıldığı bir modelden hoşnutsuzdu. Anayasa ve yasalar kolayca çiğneniyor, milletin kürsüsünden edilen namus yeminleri tutulmuyor, demokrasi işimize geldiği şekilde uygulanıyordu. Başkanlığı tartışıyorduk ama, başkanlık çoktan devreye girmişti bu ülkede. Halen de devrede…

Bunca rezalete, terörden şikayete, patlayan bombalara ve ölen günahsız insanlarımızla, şehit asker ve polislerimizin

Her gün gelen cenazelerine rağmen, iktidara oy verenlerin sesi çıkmıyor, hallerinden memnun olmalılar ki, kılları bile kıpırdamıyordu. Memleket kötüye gidiyordu ama, kendilerinin keyfi kötü değildi ki..Nasıl olsa kömür, fasulye, nohut, işsizlik parası, bakıma muhtaçlara maaş, onlara bakanlara gelir, hamile kadınlara süt, okula gidenlere eğitim parası geliyordu. Bir eve 2-3 maaş girerken, niye şikayetçi olsunlar? Ama bu değirmenin suyu, yakında böyle akmayabilir. Şeffaf devlet görüntüsünü kaybettik. Devlet adına yapılan harcamaları, Sayıştay bile takip edemiyor, raporları Meclis’te doğru dürüst ele alınıp tartışılamıyor. Güneydoğu’daki harbe ne harcıyoruz, terörün bize maliyeti ne, örtülü ödenek nerelere gidiyor, bunu bilemiyoruz ki.. Soramıyoruz bile, Meclis’teki yüzlerce soru önergesi cevapsız, öylece bekleyip duruyor gündemde. Bütçe görüşmelerinde dahi, pek çok soru havada kaldı.

Bütün dünyada petrol fiyatları düşerken, bizde devamlı zam yapılması, giderek daralan para imkanlarının bir işareti değil mi? İhracat çok azalmış, turizm geliri tehlikeye düşürülmüş, böyle bir tabloda, iktidardan memnun olanların işi daha ne kadar tıkırında gider? O havadan gelen paralar, daha ne kadar ödenebilir?

Her neyse, iktidarın bugünkü yapısını koruyarak, muhalefetin pısırıklığını hoş görerek ve devletten maaş alan terörün Meclis’teki uzantılarını görmezden gelerek, ülkeyi kaplamayı hedefleyen bu yangını söndüremeyiz. Lafla peynir gemisi yürümüyor, lafla terör durmuyor. Terörün durması için bir ortak akla, bir milli mutabakata ihtiyacımız var. Bugünün siyasi kadrosu, Türkiye’yi yönetemedi. İtirazı olan var mı, varsa ülkenin bugünkü haline bir baksın.

İstifa müessesesi niye devreye sokulmuyor ki? Türkiye’yi bu duruma düşürenlerin hepsi istifa etmeli. Memleketi deneme tahtasına çevirenler, başarısızlığı kaderimiz haline getirenler, sımsıkı yapıştıkları koltuklarını terk etmeliler ve yerlerini ülke

menfaatlerini siyasi çıkarların önüne taşıyacaklara bırakmalılar. Böyle yapmazlarsa, korkarım ki bugünleri de ararız.

Türkiye’nin tek sorunu terör değildir. Halli gereken çok sorunumuz var. Frenimiz patladı, duvara doğru dörtnala gidiyoruz. Bunu hala göremeyenlerin bizi yönetmelerine daha fazla izin veremeyiz. Hepimiz aynı gemideyiz ve dalgalar karşı konulamayacak ölçüde artıyor.

Eğer tüm siyasi kavgaları ve mücadeleleri durdurmazsak, geleceği iyi planlamazsak, ortak akılda birleşmezsek, geliyorum diyen felaketi durduramayız. Bugünleri bile aramamak için, hemen kolları sıvamalı ve Türk siyaseti ile devlet yönetimini temizleyecek formülü bulmalıyız. Bunun için önce (tarafsız bir geçici hükümet) modeli üzerinde durmalıyız.Bu model mevcut Parlamento’nun içinden çıkmaz. Ancak partiler, ülkenin değerli isimlerini aday gösterebilirler, geçici hükümeti Parlamento’da destekleyebilirler. Bunun için Cumhurbaşkanı, Başbakan, siyasi parti liderleri ve milletvekillerinin “olur” vermeleri gerekir ki, buna olmayacak duaya amin gözüyle bakabiliriz.

Öyle yada böyle, yangın devam ederken olmayacak bir formülü ben söyledim. Ülkenin yönetiminden sorumlu olanlar da,milleti ve devleti yakmamak için olacak formülleri varsa söylesinler.Hem de vakit geçirmeden…