Uluslararası bilim insanları tarafından hazırlanan ve saygın bilim dergisi BioScience'ta yayımlanan "The 2026 State of the Climate Report: Challenges and Opportunities" başlıklı küresel iklim raporu, gezegenin iklim dengesinin daha önce görülmemiş bir istikrarsızlık sürecine girdiğini belgeledi. Raporda incelenen 16 kritik iklim göstergesinden 7'sinin tüm zamanların rekor seviyelerine ulaştığı ortaya konurken, küresel ısınma hızının son on yıllarda neredeyse ikiye katlandığı kaydedildi.

Raporun bulgularını kamuoyuyla paylaşan Su Politikaları Derneği (SPD) Başkanı Dursun Yıldız, iklim krizinin yalnızca geleceğe dair çevresel bir risk olmaktan çıktığını; su, gıda, enerji ve toplumsal güvenlik açısından bugünün en büyük yapısal tehdidi haline geldiğini vurguladı.

Küresel iklim göstergelerinde tarihi kırılmalar yaşanıyor

Uluslararası araştırmacıların yayımladığı raporda yer alan veriler, küresel ısınmanın ivme kazandığını ve ekosistemdeki kritik eşiklerin aşılma riskinin zirveye çıktığını gösterdi. Rapora göre atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu Mayıs 2026 itibarıyla 428 ppm seviyesini aştı.

Küresel ısınma hızındaki tehlikeli artış da rakamlara yansıdı. 1970 ile 2010 yılları arasında on yılda ortalama 0,19 santigrat derece olarak ölçülen ısınma hızı, 2010 ile 2024 yılları arasında on yılda 0,36 santigrat dereceye kadar yükseldi. Fosil yakıt tüketiminin 2025 yılında da artışını sürdürmesiyle birlikte enerji kaynaklı küresel karbondioksit emisyonları 41 milyar ton sınırını geçti. Yenilenebilir enerji yatırımları dünya genelinde hızla büyüse de küresel ölçekte artan enerji talebi nedeniyle fosil yakıt tüketiminde hedeflenen mutlak düşüş sağlanamadı. Aynı dönemde okyanus sıcaklıkları ve deniz seviyesi rekor düzeylere ulaşırken kutup ve dağ buzullarındaki erime hız kesmeden devam etti.

İklim krizinin merkezinde su güvenliği var

Rapordaki tespitleri değerlendiren Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız, yükselen küresel sıcaklıkların hidrolojik döngüyü kökten bozduğunu, bunun sonucunda kuraklık, aşırı sağanaklar, yıkıcı seller ve su kıtlığı risklerinin küresel ölçekte katlandığını belirtti.

Yıldız, su kaynaklarındaki tükenişin yalnızca iklim değişikliğiyle sınırlı kalmadığına dikkat çekerek, aşırı su talebi, verimsiz tarımsal sulama metotları, kontrolsüz yeraltı suyu çekimi, havzaların ekolojik tahribatı ve yanlış arazi kullanım politikalarının su güvenliğini çöküşün eşiğine getirdiğini aktardı. Bu çerçevede iklim krizine uyum stratejilerinin merkezine havza ölçeğinde bütünleşik su yönetiminin ve ekosistemlerin korunmasının yerleştirilmesi gerektiği bildirildi.

Finansman açığı iklim adaletsizliğini derinleştiriyor

Küresel iklim raporu, iklim değişikliğinin mali boyutundaki çarpıklığı ve derinleşen adaletsizliği de gözler önüne serdi. Verilere göre, 2024 yılında küresel ölçekte iklim uyumu için ayrılan finansman yaklaşık 64 milyar dolar seviyesinde kaldı. Buna karşın gelişmekte olan ülkelerin iklim felaketlerine karşı direnç kazanabilmesi için 2035 yılına kadar yıllık 310 ile 365 milyar dolar arasında uyum finansmanına ihtiyaç duyduğu hesaplandı.

Oluşan bu devasa kaynağın karşılanamamasının, küresel ısınmaya tarihsel katkısı neredeyse hiç olmayan kırılgan ve yoksul toplumları felaketlerin en ön cephesine ittiğini ifade eden Yıldız, güvenli ve temiz suya erişim hakkı sağlanmadan iklim adaletinden söz edilemeyeceğini dile getirdi.

Su Politikaları Derneği'nden 6 maddelik eylem çağrısı

Raporun ortaya koyduğu acil tablo karşısında Su Politikaları Derneği, karar vericilere yönelik kapsamlı politika önceliklerini açıkladı. Dernek, su, enerji, gıda ve ekosistemlerin karşılıklı bağımlılığını temel alan bütünleşik yaklaşımın (WEFE Nexus) derhal kamu politikalarına entegre edilmesini istedi.

Ayrıca havza bazında erken uyarı sistemlerinin, su ölçüm ve talep yönetiminin güçlendirilmesi, sulak alanlar ve su toplama havzalarını koruyan doğa temelli çözümlerin hayata geçirilmesi çağrısı yapıldı. İklim finansmanının adil ve doğrudan suya erişim projelerine yönlendirilmesi, fosil yakıtlardan çıkışın emisyon azaltımıyla birlikte planlanması ve sınıraşan sularda veri paylaşımı ile su diplomasisinin geliştirilmesi temel zorunluluklar olarak sıralandı.

Kamu kurumlarına yemek hizmeti veren 10 şirkete rekabet soruşturması
Kamu kurumlarına yemek hizmeti veren 10 şirkete rekabet soruşturması
İçeriği Görüntüle

Gözler Kasım 2026'da Antalya'da yapılacak COP31 zirvesinde

İklim krizinin artık yalnızca karbon salımı kısıtlamalarıyla aşılamayacak çok boyutlu bir sosyal adalet, gıda ve su güvenliği krizine dönüştüğünü vurgulayan Su Politikaları Derneği, Türkiye'nin ev sahipliğinde Kasım 2026'da Antalya'da gerçekleştirilecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı'na (COP31) dikkat çekti.

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar