6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerin üzerinden üç yıl geçti. Aradan geçen zamana rağmen, deprem bölgesinde hayat hâlâ geçici çözümlerle sürdürülüyor. Resmî verilere göre bugün yaklaşık 360 bin kişi konteyner kentlerde yaşamaya devam ediyor; bölgede yarım milyona yaklaşan işsizlik ve yüzde 37’yi aşan kayıt dışı istihdam, depremin yarattığı yıkımın sosyal ve ekonomik boyutunun hâlâ giderilemediğini gösteriyor. Kalıcı konut, güvenceli istihdam ve onarıcı bir adalet vaadi ise birçok depremzede için hâlâ uzak.

Öte yandan, deprem sonrası yürütülen yargı süreçleri de en az barınma ve yaşam koşulları kadar tartışmalı. Hakimbey Apartmanı ve Arıkan Sitesi davalarında kamu görevlilerine yönelik yargı yolunun açılması ve AFAD’ın ilk kez sorumlular arasında gösterilmesi, deprem davaları açısından önemli eşikler olarak kayda geçti. Ancak bu kararlar, cezasızlıkla örülü yargı pratiğinin geneline yayılan bir dönüşüm yaratmış değil. Depremde yakınlarını kaybeden aileler, üç yıldır hem kayıplarının yasını tutmaya hem de adalet mücadelesini sürdürmeye çalışıyor.

Adalet Peşinde Aileleri Platformu Sözcüsü Döne Kaya, gelinen noktayı “afet sonrası bir kriz” olarak değil, bilinçli bir yönetim tercihi olarak tanımlıyor. Barınmadan istihdama, tazminatlardan ceza yargılamalarına uzanan sürecin bütünlüklü bir biçimde ele alınmadığını vurgulayan Kaya, deprem bölgesinde yaşananları, süren davaları ve ailelerin adalet arayışını 24 Saat'e anlattı.

“Halkın ihtiyacı karşılanmadan yukarıdan kararlar alınıyor”

Samandağ örneğini vererek plansızlığa dikkat çeken Kaya, ""Afetin üzerinden üç yıl geçmiş olmasına rağmen barınma hâlâ halkın ihtiyacına göre planlanmıyor. İhtiyaç fazlası konutlar inşa ediliyor. Samandağ örneğinde olduğu gibi, bazı ilçelerde artık açıkta kalan kimse yokken hâlâ fazladan konut yapılıyor. “Buraya kim gelecek?” sorusu insanların kafasında büyük bir soru işareti olarak duruyor. Halkın gerçek ihtiyacı karşılanmadan, yukarıdan alınan kararlarla işler yürütülüyor. Bu durum ya açık bir yönetimsel krizdir ya da yönetimin bilinçli bir tercihidir" ifadelerini kullandı.

Engelli bireyler açısından da tablonun değişmediğini belirten Kaya, deprem bölgesindeki şehirlerin hâlâ yaşanabilir olmadığını söyleyerek şunları kaydetti:

"Hâlâ konteynerlerde yaşayan insanlar var, engelli bireyler için yaşanabilir bir şehir kurulmuş değil. Sadece Hatay’da değil, Maraş ve Adıyaman’da katıldığımız duruşmalarda da gördüğümüz tablo aynı. Bu şehirler Hatay’a kıyasla daha toparlanmış gibi görünse de engelliler için, yaşlılar için yaşanabilir kentler değiller. İnşaatlar hâlâ sürüyor ve bu inşaatların nasıl ve hangi koşullarda yapıldığını sorgulamak gerekiyor. Deprem sırasında temeli atılan binalar var. Bunların bir sonraki depremde ne olacağı ciddi bir soru işareti."

“Rakamlar büyük ama sokakta karşılığı yok”

Zorunlu deprem sigortası kapsamında 519 bin dosyaya 39 milyar TL ödeme yapılmasına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Kaya, meselenin sadece rakam olmadığını vurgulayarak “Ödeme yapıldığı açıklanıyor ancak mesele sadece rakam değil. Ölülerimize de rakamlarla davranıyorlar. “Şu kadar bina yaptık” deniliyor ama o binalara kaç kişi yerleştiği konuşulmuyor" ifadelerini kullandı.

Deprem günü yaşanan koordinasyonsuzluğun, bugün barınma ve yaşam alanı krizine dönüştüğünü söyleyen Kaya, şöyle devam etti:

"Kura krizleri yaşanıyor, bir binaya beş-altı kişinin çıktığı durumlar oluyor. Deprem günü yaşanan koordinasyonsuzluk, bugün deprem sonrası yaşam alanı oluşturma krizine dönüşmüş durumda. Rakamlar büyük olabilir ama asıl mesele sokakta bunun bir karşılığı olup olmadığı."

"53 bin insanın öldüğü bir depremde devletin kusurunun yüzde 5 olarak gösterilmesi kabul edilebilir değil"

Deprem davalarına ilişkin değerlendirmelerinde kusur oranlarının adil belirlenmediğini savunarak, kamu kurumlarının sorumluluktan kaçtığını ifade etti:

"Maddi tazminatla hukuki sorumluluk arasında ciddi bir kopukluk var. Adıyaman Belediye Başkanı, tazminatların hazineden ödenmesi gerektiğini savundu. Ancak problem tazminatın nereden ödendiği değil. Asıl mesele suçun vasfı. İddia raporlarına bakıldığında Çevre, Şehircilik ve AFAD’ın kusuru yüzde 5’i geçmezken belediyelere yüzde 15–20 arasında kusur veriliyor. Geri kalan kusur yapı denetim firmalarına ve müteahhitlere atılıyor. 53 bin insanın öldüğü bir depremde devletin kusurunun yüzde 5 olarak gösterilmesi kabul edilebilir değil."

Üç yıldır değişmeyen tablo: "Deprem yasalarını güçlendirmek yerine deprem suçlarını affetmeye dönük adımlar atılıyor"

Mahkeme salonlarında sorumluluğun sürekli bir başkasına atıldığını ifade eden Kaya, şunları kaydetti:

"Belediyeler, kendilerine verilen yüzde 15–20’lik kusurun tazminatını ödememek için yollar arıyor. Herkes suçu bir üst kademeye atmaya çalışıyor. Yapı denetimi müteahhite, müteahhit belediyeye işaret ediyor. Sorumluluk silsilesi ortada ama kimse sorumluluğu kabul etmiyor. İlginç olan şu ki, devlet davalarda bizim yanımızda olmak yerine kendi kusurunu azaltma çabası içinde.

Yakın zamanda Akabe Sitesi Apartmanı davasında valiliğin soruşturma izni vermediği sanıklar için “sadece imza attı” denilerek peşinen savunma yapıldı. Savcılık soruşturma izni isterken, valilik sanığı koruyan bir pozisyona geçti. Halk öncelenmiyor, devlet kendi çıkarını önceleyen bir refleksle hareket ediyor. Üç yıldır bu tablo değişmedi.

Meclis tarafına baktığımızda ise, yıllardır kurulan deprem komisyonları ve yazılan raporlar uygulanmıyor. Son raporun hükümsüz bırakılması bunun en açık örneği. 53 bin insanın öldüğü bir ülkede deprem yasalarını güçlendirmek yerine deprem suçlarını affetmeye dönük adımlar atılıyor."

“Mahkeme salonları adalet değil, tiyatro üretiyor”

Hakimbey Apartmanı ve Arıkan Sitesi davalarının önemli bir eşik olarak görülmesine rağmen tekil kaldığını belirten Kaya, bu kararların sistematik biçimde yaygınlaşmadığını söyledi:

“Deprem davalarında Hakimbey Apartmanı ve Arıkan Sitesi dosyaları önemli. Hakimbey’de istinafın valilik kararını kaldırması ve kamu görevlilerine yargı yolunun açılması bir eşik olarak görülüyor. Arıkan Sitesi dosyasında ise ilk kez AFAD kusurlu gösterildi. Ancak bunlar hâlâ tekil dosyalar. Aslında en baştan konuşulması gereken meseleler bugün ancak mücadeleyle gündeme gelebiliyor. Üst mahkemeler, alt mahkemelerin verdiği hukuka uygun kararları bozabiliyor. Hasan Alpargün davasında olduğu gibi, verilen cezalar “fazla” bulunarak yeni yargılamalar açılıyor.

Ticarette iki farklı tablo: Satış hacmi düştü, perakende ticaret yükseldi
Ticarette iki farklı tablo: Satış hacmi düştü, perakende ticaret yükseldi
İçeriği Görüntüle

Gerekçeli kararlarda hukuka ve vicdana aykırı ifadeler yer alıyor. Sanığın bölgede yaşıyor olması, binayı sağlam yapıp yapmayacağıyla ilişkilendiriliyor. Oysa bu gerekçeler adalet duygusunu zedeliyor. Bilirkişi raporlarının yalnızca inşaat mühendisleri tarafından hazırlanması da ciddi bir sorun. Kusur tespitinin hâkimler ve savcılar tarafından yapılması gerekirken, yargılama teknik raporlara sıkışmış durumda.

Bu süreçte kamuoyu oluşturabilen kazanıyor. Çünkü adaletin mahkeme salonlarında değil, sokakta ve kamuoyu baskısıyla sağlandığı bir ülkedeyiz. Normal bir sosyal devlette bu hesapları sorması gereken devletken, bugün bu yük ailelerin ve kamuoyunun omuzlarında."

Kaya'nın yargılama süreçlerine dair gözlemleri ise şöyle:

“Mahkeme salonları bir tiyatroya dönmüş durumda. Tüm sorumluların aynı salonda olduğu, çapraz sorguların yapıldığı bir yargılama yok. Bu şekilde adalet gelmeyecek.”

“Kendi acımızı anmak için bile izin almak zorundayız”

6 Şubat anmalarına getirilen yasaklara da değinen Kaya, bunun yalnızca hukuki değil, vicdani bir sorun olduğunu vurguladı:

“Kendi acımızı anacağımız ortamda bile izin almak zorundayız. Anayasal hakkımız olan bir anma için bile yasaklarla karşılaşıyoruz. Devletin yapması gereken tek şey güvenliği sağlamak.”

“Deprem günü koordinasyon sağlayamayan AFAD, anma gecesinde koordinasyon sağlayacağını söylüyor"

AFAD’ın anma süreçlerine müdahil olmasını da eleştiren Kaya, “AFAD’ın anma etkinlikleri için aileleri araması ise ayrı bir sorun. AFAD’ın görevi anma günü koordinasyon sağlamak değil; görevi deprem günü koordinasyon sağlamaktı ve bunu yapmadı. Bugün idari davalarda kendini savunan bir AFAD tablosu var. Arıkan Sitesi dosyası dışında AFAD’ın kusurlu sayılmadığı davalar olsa da, neredeyse tüm dosyalarda sorumluluğu bulunuyor” diye konuştu.

“Adaleti sokakta, kamuoyunda aramak zorunda bırakılıyoruz” diyerek sözlerini tamamlayan Kaya, mücadelelerinin süreceğini vurguladı.

Muhabir: Nur Yıldız