Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Ayşen Seymen Çakar tarafından kaleme alınan ve Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi’nde yayımlanan "Türkiye’de Üniversite Yöneticiliğinin Cinsiyet Eşitliği İlkesi Bakımından Değerlendirilmesi" başlıklı araştırma , yükseköğretimdeki cinsiyet temsiline dair dikkat çekici verileri gün yüzüne çıkardı.

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri ile ulusal ve uluslararası yargı içtihatlarının harmanlandığı çalışma, Türkiye’de akademik unvanlar yükseldikçe ve karar alma mekanizmalarına yaklaşıldıkça kadınların karşılaştığı görünmez engelleri somut kanıtlarla ortaya koyuyor.

Taban dengeli, zirve "eril": 198 rektörün sadece 17'si kadın

Araştırmada yer alan YÖK verilerine göre, Türkiye'deki yükseköğretim kurumlarında görev yapan 186 bin 942 akademik personelin 87 bin 770'i kadınlardan oluşuyor. Kadın akademisyen oranı yüzde 47 seviyesine ulaşarak genel toplamda cinsiyet dengesine yaklaşmış görünse de bu denge yönetim kademelerine yansımıyor:

Türkiye genelindeki 198 üniversite rektörünün yalnızca 17'si kadın (%8,58), geriye kalan 181'i ise erkek. 126 devlet üniversitesi içerisinde kadın rektör sayısı yalnızca 5 (%3,96). 121 devlet üniversitesini erkek rektörler yönetiyor. 72 vakıf üniversitesinin 12’sinde kadın rektör görev yapıyor (%16,66).

Makalede, devlet ve vakıf üniversiteleri arasındaki bu belirgin farkın; 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu uyarınca devlet üniversitesi rektörlerinin doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından atanması, vakıf üniversitelerinde ise atamanın mütevelli heyetinin teklifi üzerine yapılması usulünden kaynaklandığına dikkat çekiliyor.

Antik çağdaki "yöneten erkek, yönetilen kadın" algısı sürüyor

Makalede, kadınların yöneticilik ve karar alma basamaklarındaki düşük temsilinin köklerinin antik felsefeye ve tarihsel iş bölümüne uzandığı belirtiliyor.

Çalışmada kadının yönetim işine uygun olmadığı veya erkeğin yönetmeye daha yatkın olduğu düşüncesinin köklü bir geçmişe sahip olduğu hatırlatılıyor. Platon’un her iki cinsin aynı işleri yapabileceğini kabul etmekle birlikte erkeklerin tüm işlerde kadınlardan daha başarılı olacağını savunduğu; Aristoteles’in ise erkeği akılla (yöneten), kadını ise bedenle (yönetilen) özdeşleştirerek bu üstünlük ilişkisinin kalıcı olduğunu öne sürdüğü aktarılıyor.

Mary Wollstonecraft’ın kadın aklının küçümsenmesinin yapay ayrımlara dayandığı tespiti ile Simone de Beauvoir’ın "Kadın doğulmaz, kadın olunur" ifadesine yer veriliyor. Toplumsal rollerin biyolojik cinsiyetleri hiyerarşik kalıplara dönüştürdüğü yer belirtiliyor.

İlk çağlardaki avcılık-toplayıcılık ayrımının zamanla "erkek için kamusal/koruyucu, kadın için ev içi/besleyici" rollerine evrildiği vurgulanıyor. Prof. Dr. Feride Acar’ın değerlendirmesine atıfla; kadınların akademik kariyerin başında çevrelerince desteklenirken, özellikle doktora sonrasında ailevi sorumluluklar ile mesleki rollerin çatışmaya başladığı ve bu durumun kariyer ilerlemesini zorlaştırdığı belirtiliyor.

Eşitsiz toplumsal yapıları görmezden gelen hukuk sistemlerinin ve kurumsal uygulamaların toplumsal cinsiyet eşitsizliğini pekiştirebileceği riskine dikkat çekiliyor.

Piramit yükseldikçe kadın akademisyen azalıyor

Çalışmada sunulan unvan dağılımı analizi, kadınların akademik kariyer basamaklarını tırmandıkça sistemin dışına itildiğini gösteriyor. Kadın akademisyen oranı en yüksek seviyede; araştırma görevlilerinde kadın sayısı erkekleri geçerek 21 bin 376'ya ulaşıyor.

Doktor öğretim üyesi kademesinde dengeli seyreden temsil, doçentlik ve profesörlükte hızla düşüyor. Türkiye genelindeki 40 bin 429 profesörün yalnızca 14 bin 203'ü kadınlardan oluşuyor; yani kadın profesör sayısı erkeklerin neredeyse yarısında kalıyor.

Bakan Tekin açıkladı: Öğretmenlerin ilk hafta mesleki çalışmaları çevrim içi olacak
Bakan Tekin açıkladı: Öğretmenlerin ilk hafta mesleki çalışmaları çevrim içi olacak
İçeriği Görüntüle

Çakar, akademideki bu erimenin kadın akademisyenlerin liyakat eksikliğinden değil; toplumsal cinsiyet rolleri, aile içi bakım yükümlülükleri ile akademik sorumlulukların çatışması ve yönetim kademelerindeki eril ön yargılardan kaynaklandığını vurguluyor.

İki bölge "sıfır" çekti

Araştırmanın coğrafi dağılım analizi, üniversite yönetimindeki eşitsizliğin bölgesel boyutunu da gözler önüne seriyor. Türkiye'deki 17 kadın rektörün 12'si Marmara Bölgesi'nde (11'i İstanbul'da, 1'i Kırklareli'nde) bulunuyor. Diğer kadın rektörler Ege (2), Akdeniz (1), Karadeniz (1) ve Güneydoğu Anadolu (1) bölgelerinde görev yapıyor.

Bünyesinde 16'sı vakıf olmak üzere çok sayıda üniversite barındıran İç Anadolu Bölgesi ile Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki hiçbir üniversitede kadın rektör yer almıyor.

Sorun yapısal ve kronik

TÜİK’in 2015-2024 yıllarını kapsayan 10 yıllık verilerini inceleyen Dr. Ayşen Seymen Çakar, tablonun geçici bir dalgalanma olmadığını ortaya koyuyor. Kadın rektör oranı 10 yıl boyunca yüzde 8 ila 10 aralığına hapsolmuş durumda.

Devlet üniversitelerinde 2015-2016 döneminde sadece 2 olan kadın rektör sayısı, 2021-2022 döneminde 9'a kadar çıksa da sonraki yıllarda yeniden düşüşe geçerek 2025-2026 döneminde tekrar 5'e geriledi. Bu durum, akademik yönetimdeki "cam tavanın" kronikleşmiş yapısal bir ayrımcılık sorununa dönüştüğünü gösteriyor.

"Rektör altı" kademelerde veri ve şeffaflık engeli

Çalışmada dikkat çeken en önemli yapısal tespitlerden birini de yükseköğretimdeki veri şeffaflığı eksikliği oluşturuyor. Dr. Ayşen Seymen Çakar, araştırmanın hazırlık sürecinde yalnızca rektörlük düzeyini değil; rektör yardımcılığı, dekanlık, dekan yardımcılığı ve bölüm başkanlığı gibi alt yönetim kademelerindeki cinsiyet dağılımını da incelemek istediğini belirtiyor.

Ancak YÖK sisteminde bu kademelere ilişkin toplu ve oransal verilerin sunulmaması, üniversitelerin resmi web sitelerindeki bilgilerin ise hızla eskimesi ve merkezi olarak denetlenememesi sebebiyle bu veriler araştırmaya dahil edilemedi.

Yazar, bu kısıtlılığa rağmen üniversitelerin internet sitelerinden yapılan ilk incelemelerde dekan ve rektör yardımcılığı düzeyinde de kadınlar aleyhine sayısal olarak çok büyük bir uçurum bulunduğunun gözlemlendiğini ifade ederek, yükseköğretimde alt yönetim düzeylerinde şeffaf veri paylaşımının gerekliliğine işaret ediyor.

Mevzuatlar tam, uygulama zayıf

Makalede konunun anayasal ve uluslararası hukuk boyutu da kapsamlı biçimde irdeleniyor.

Anayasa'nın 10. maddesi devlete kadın-erkek eşitliğini fiilen (eylemli olarak) sağlama yükümlülüğü getiriyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarında, cinsiyete dayalı farklı muamelenin ancak "çok güçlü gerekçelerle" savunulabileceği ve geleneksel kabullerin ayrımcılığı haklı kılamayacağı açıkça belirtiliyor.

Birleşmiş Milletler’in 1979’da kabul ettiği Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW), Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmeleri ve AB direktifleri, kadınların karar alma ve terfi mekanizmalarında doğrudan veya dolaylı engellere maruz bırakılmamasını şart koşuyor.

Çalışmanın sonuç bölümünde, mevzuattaki eşitlik hükümlerinin tek başına yeterli olmadığı, toplumsal ve kurumsal yapıların hukuka direnç gösterdiği tespiti yapılıyor. Dr. Seymen Çakar, üniversite yönetiminde gerçek bir cinsiyet eşitliğinin sağlanması için yalnızca "fırsat eşitliği" söylemiyle yetinilmeyip, pozitif tedbirleri içeren ve "sonuçların eşitliğine" odaklanan etkin adımların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Makalede, istihdam ve mesleğe erişimde cinsiyet temelli ön yargıların hukuka aykırılığını ortaya koyan ulusal ve uluslararası emsal kararlara da dikkat çekiliyor. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurulu (TİHEK), bir üniversitenin koruma ve güvenlik görevlisi alım ilanında yalnızca lisans mezunu erkek aday şartı aramasını cinsiyet ayrımcılığı olarak değerlendirdi. Kurul kararında; 24 saat vardiyalı çalışma, yerleşkenin merkeze uzaklığı, fiziki koşulların kısıtlılığı ve hizmetin gerekliliği gibi gerekçelerin kadın adayları dışlamak için objektif ve makul sayılamayacağı vurgulandı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), güvenlik görevlisi olarak atanmasına karşın kadın olduğu ve askerlik hizmetini yapmadığı gerekçesiyle göreve başlatılmayan başvurucunun başvurusunda hak ihlali kararı verdi. Mahkeme; idarenin kadınların kırsal kesimlerde gece çalışamayacağı veya güvenlik riskleri ile silah kullanımını gerektiren sorumlulukları üstlenemeyeceği yönündeki varsayımlarının hiçbir somut gerekçeye dayanmadığını ve doğrudan cinsiyet ayrımcılığı teşkil ettiğini hükme bağladı.

Akademik kademelerde kadınların durumu

  • Profesör: Toplam 40.429 profesörün 26.226'sı erkek, 14.203'ü kadın.

  • Doçent: Toplam 26.236 doçentin 14.754'ü erkek, 11.482'si kadın (kadın sayısının sayısal olarak en az olduğu unvan doçentlik).

  • Doktor Öğretim Üyesi: Toplam 46.529 kadronun 24.199'u erkek, 22.330'u kadın (öğretim üyeleri içinde kadın temsilinin sayıca en yüksek olduğu basamak).

  • Öğretim Görevlisi: Toplam 35.117 personelin 16.674'ü erkek, 18.443'ü kadın (kadınlar çoğunlukta).

  • Araştırma Görevlisi: Toplam 38.689 personelin 17.313'ü erkek, 21.376'sı kadın (kadınlar belirgin çoğunlukta).

Görevdeki 17 kadın rektör hangi üniversitelerde görev yapıyor?

  • Devlet Üniversiteleri: Prof. Dr. Özlenen Özkan (Akdeniz Üni.), Prof. Dr. Bedriye Tunçsiper (İzmir Demokrasi Üni.), Prof. Dr. Rengin Ak (Kırklareli Üni.), Prof. Dr. Rana Kibar (Manisa Celal Bayar Üni.), Prof. Dr. Fatma Aydın (Ondokuz Mayıs Üni.).

  • Vakıf Üniversiteleri: Prof. Dr. Esra Hatipoğlu (Bahçeşehir), Prof. Dr. Çavlan Çiftçi (Demiroğlu Bilim), Prof. Dr. Fatma Kanca (Fenerbahçe), Prof. Dr. Şeyma Aydınoğlu (İstanbul Galata), Prof. Dr. Fadime Yüksektepe (İstanbul Kültür), Prof. Dr. Ayşegül Komsuoğlu Çıtıpıtıoğlu (İstanbul Nişantaşı), Prof. Dr. Güliz Muğan (İstanbul Okan), Prof. Dr. Meryem Sondan Durkanoğlu Feyiz (Kadir Has), Prof. Dr. Edibe Sözen (Maltepe), Prof. Dr. Nazife Güngör (Üsküdar), Prof. Dr. Gül Rengin Küçükerdoğan (Hasan Kalyoncu), Prof. Dr. Feriha Efgan Kuyumcu (İstanbul Gedik).

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar