Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarında “engelsiz üniversite” uygulamaları rampa, sarı çizgi ve asansör gibi biçimsel düzenlemelere sıkışırken; stratejik planlama, bağımsız bütçe ve öğrenci deneyimini ölçen etki mekanizmaları yetersiz kalıyor. Engelliler erişim zorluğundan dolayı açıköğretim fakültelerini tercih etmek zorunda kalırken özel sektördeki engelli istihdamı mavi yakalı işlerle sınırlı kalıyor.
Engelli öğrencilerin yüzde 78'i açıköğretim ve uzaktan okuyor
Türkiye’de yükseköğretim kurumları, mevzuat gereği ve Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) yürüttüğü “Engelsiz Üniversite Ödülleri” kapsamında kampüs içi erişilebilirlik adımlarını artırıyor. Ancak akademik araştırmalar, vitrine yansıyan bu adımların gerisinde derin bir yönetim ve etki boşluğu bulunduğunu gösteriyor. YÖK verilerine göre Türkiye genelindeki üniversitelerde ön lisans, lisans ve lisansüstü dahil yaklaşık 60 bine yakın engelli öğrenci öğrenim görüyor. Bu öğrencilerin yaklaşık yüzde 78'i Anadolu, Atatürk ve İstanbul Üniversitelerinin açık ve uzaktan öğretim programlarına kayıtlı olarak eğitim hayatlarını sürdürüyor. Örgün eğitimdeki engelli öğrenci sayısı ise 13 binde sınırlı kalıyor. Açık ve örgün öğretim toplamında en büyük grubu kronik hastalığı olanlar ile fiziksel-ortopedik engelli öğrenciler oluşturuyor. Bunu sırasıyla görme engelli, işitme-dil-konuşma engelli ve dikkat, öğrenme güçlüğü yaşayan öğrenciler izliyor. Engellilerin karşı karşıya kaldığı eşitsizlik istihdamda da kendini gösteriyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı (EYHGM) İstatistik Bülteni verilerine göre Türkiye genelinde çalışma çağındaki nüfusun işgücüne katılma oranı yaklaşık yüzde 53 bandındayken, engelli bireylerde bu oran yüzde 22,1 seviyesinde kalıyor. Kadın engellilerde bu oran yüzde 12,5’e kadar geriliyor. TÜİK İşgücü İstatistikleri genelinde lisans ve ön lisans mezunlarının istihdam oranı yüzde 70 düzeyindeyken; engelli hakları izleme raporları ve akademik araştırmalara göre engelli yükseköğretim mezunlarında bu oran yüzde 30 - yüzde 35 bandında kalıyor.
Engelliler için yaka renginde mavi beyazı geçti
EKPSS öncesinde, 2002 yılında kamuda istihdam edilen engelli memur sayısı 5 bin 777 iken; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın resmî verilerine göre bu sayı 2025'te 82 bin 880’e ulaştı. ÖSYM verilerine göre her EKPSS döneminde (ön lisans ve lisans düzeyinde) on binlerce üniversite mezunu sınava başvurmakta; ancak merkezi atamalarda açılan yıllık toplam kontenjan genellikle bin 500 ila 3 bin kişi ile sınırlı kalıyor. Bu durum üniversite mezunlarının yıllarca kamu ataması beklemesine yol açıyor. Türkiye Engelliler Konfederasyonu raporlarına göre ise özel sektördeki engelli istihdamı ağırlıklı olarak beden işçisi, temizlik, servis ve destek personeli gibi mavi yaka kadrolarda yoğunlaşıyor. Mühendis, avukat, yazılımcı veya işletmeci gibi lisans mezunu engelliler, özel sektördeki kurumsal önyargılar ve fiziksel/dijital erişilebilirlik bariyerleri nedeniyle eğitimlerine uygun "nitelikli beyaz yaka" kadrolara erişmekte güçlük çekiyor.
Bilgi Sosyal Bilimler Dergisi’nde Uşak Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden Arş. Gör. Dr. Duygu Ak Çetin’in yazdığı “Yükseköğretimde Erişilebilirlik: Uşak Üniversitesi Üzerinden Vaka Temelli Bir İnceleme” başlıklı araştırma, Türkiye’deki üniversitelerin erişilebilirlik politikalarındaki açmazları gözler önüne serdi.
Fiziksel düzenleme kampüse eşit dağılmıyor
Araştırmanın bulgularına göre; üniversitelerde kurulan Engelsiz Birim Koordinatörlükleri (EBK) aracılığıyla sınav uyarlamaları, oryantasyon ve danışmanlık gibi alanlarda kurumsal kapasite geliştirilmiş durumda. Buna karşın, kampüs genelinde mekânsal adalet sağlanamıyor.
Yeni inşa edilen fakülte binalarında standartlara görece uyulurken, eski yapılarda rampa, asansör, hissedilebilir yüzey (sarı çizgi), erişilebilir tuvalet ve otopark düzenlemelerindeki eksiklikler kronikleşiyor. Çalışma, fiziksel uygulamaların büyük oranda içselleştirilmiş bir erişilebilirlik politikasından ziyade, dışsal bir motivasyon aracı olan YÖK ödül kriterlerine endeksli kaldığına dikkat çekiyor.
Yerleşkede sosyo-kültürel faaliyetlere erişilebilirlik oranı yüzde 4,7’de kaldı
YÖK’ün 2024 yılı Engelsiz Üniversiteler Ödülleri verileri, erişilebilirliğin hangi alana sıkıştığını somut verilerle ortaya koyuyor. 112 üniversiteden yapılan bin 709 başvuru sonucunda verilen toplam bin 002 bayrağın 806’sını (yüzde 80,4) Mekânda Erişilebilirlik (Turuncu Bayrak) oluşturdu. Buna karşılık ders içerikleri, sınav uyarlamaları ve dijital platformları kapsayan Eğitimde Erişilebilirlik (Yeşil Bayrak) 149’da (yüzde 14,9), kampüs yaşamına katılımı ölçen Sosyo-Kültürel Faaliyetlerde Erişilebilirlik (Mavi Bayrak) ise yalnızca 47’de (yüzde 4,7) kaldı. Üstelik verilen bayraklar üniversitelerin tüm yerleşkesini değil, yalnızca başvuru yapılan tekil fakülte, meslek yüksekokulu veya idari binaları tescilliyor.
Engelli birimlerinin bağımsız bütçeleri yok
Sorunun çözümündeki en önemli etkenlerden biri de mali yapıdaki belirsizlik. Üniversitelerin bütçelerinde "Engelli Birimi", "Erişilebilirlik" ya da "Engelsiz Kampüs" adıyla tanımlanmış bağımsız bir ana bütçe kalemi yer almıyor. Fiziksel rampa, asansör ve tadilat masrafları Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanlıklarının genel onarım bütçelerinden karşılanıyor. Engelsiz Birim Koordinatörlüklerinin doğrudan harcama yetkisine sahip bağımsız ödenekleri bulunmadığı için yazılım, materyal veya etkinlik talepleri Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı (SKS) ya da Rektörlük idari bütçelerine bağımlı kalıyor; bu da mali sürdürülebilirliğin ve harcama takibinin yapılmasını zorlaştırıyor.
Faaliyet çok, etki ölçümü yok
Araştırmanın dikkat çektiği bir diğer sorun ise mevcut denetim ve izleme mekanizmalarının yetersizliği. Üniversitelerin hazırladığı faaliyet ve kalite raporlarının yalnızca “yapılan işleri ve toplantı kararlarını belgelemekte” başarılı olduğu; buna karşılık atılan adımların engelli öğrencilerin gündelik kampüs yaşamı, akademik başarısı, dijital erişimi ve bağımsız hareket kabiliyeti üzerindeki somut etkilerini ölçecek nicel göstergelerden yoksun olduğu vurgulanıyor.
Öğrenci "pasif alıcı" değil, "ortak üretici" olmalı
Çalışmada, sorunun temelinde erişilebilirliğin kurumlar tarafından yalnızca teknik bir "tadilat" veya destek hizmeti olarak algılanması yattığı belirtiliyor. Mevzuatın varlığının tek başına kapsayıcılığı sağlamaya yetmediği; engelli öğrencilerin politikaların pasif yararlanıcıları olarak görülmekten çıkarılıp, karar alma ve planlama mekanizmalarına "ortak üretici" olarak doğrudan dahil edilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Çözüm için dünya örnekleri: Sydney ve Monash modeli
Araştırma, Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarının bu açmazı aşabilmesi için Avustralya ve Avrupa Yükseköğretim Alanı’ndaki kurumsal iyi uygulama modellerini işaret ediyor. Erişilebilirliğin, stratejik planlarda genel amaçlar altında eritilmek yerine; Avustralya’daki Sydney Üniversitesi ve Monash Üniversitesi örneklerinde olduğu gibi açık takvimi, sorumlu birimleri ve bütçesi olan bağımsız bir kurumsal eylem planı haline getirilmesi gerektiğine işaret edilen araştırmada erişilebilirliğin yalnızca bina girişleriyle sınırlı kalmaması; öğrenme yönetim sistemleri, ders materyalleri ve sınav yazılımları ekran okuyucu uyumluluğu ve evrensel tasarım ilkeleri doğrultusunda kurum çapında zorunlu standartlara bağlanması gerektiği belirtiliyor.
Bu sürecin sadece Engelli Öğrenci Birimi’ne bırakılmaması; Bilgi İşlem, Yapı İşleri, Kütüphane, fakülte yönetimleri ve Kalite Komisyonları arasında yatay bir koordinasyon ağı kurulması gerektiğine işaret ediliyor. Engelli öğrenci temsilcilerinin ve sivil toplumun kalıcı olarak yer aldığı kurullar oluşturulması; periyodik odak grup çalışmaları ve boylamsal etki anketleriyle uygulamaların başarısı sürekli denetlenmesinin önemine dikkat çekiliyor.




